Ana içeriğe geç

Papa’nın yapay zekâ hakkında görüşlerinin Türkiye için önemi

Papa’nın yapay zekâ hakkında görüşlerinin Türkiye için önemi
Ekonomim.com
16

Bilmem farkında mısınız, son zamanlarda özellikle internette okuduğumuz metinlerde "sadece.... değil, aynı zamanda..." kalıbının kullanımı çok arttı. Oysa "not only... but also" kalıbı İngilizce'de yaygın olsa da dilimizde bu kadar yaygın bir kullanıma sahip değil. Herhalde bu kalıp, İngilizce’de dahi Shakespeare dönemine öykünerek yazanlar tarafından daha çok tercih ediliyordu; ta ki ChatGPT çıkana kadar. Ancak "sadece.... değil, aynı zamanda..." diye yazılan tüm metinlerin ChatGPT’nin eseri olduğunu düşünmeyin. Bunların bazılarını artık insanlar yazıyor. Zira bu durum sadece metinlerin ChatGPT'ye yazdırılmasından değil, aynı zamanda insanların giderek ChatGPT’leşmesinden de kaynaklanıyor.

Diller başka dillerden etkilenir. Geçmişte Türkçe, Farsça ve Arapça’dan etkilense de Osmanlı’nın son döneminden başlayarak, Fransızca ve İngilizce’den birçok kelime ödünç almıştır. Bu etkileşimle hem yeni kelimeler ithal ettik hem de yeni düşünce biçimlerini benimsemeye başladık. Zaten söz konusu diller, o dönemin hâkim düşünce biçiminin araçları olduğu için bizim lisanımızı da etkiledi. Burada bir tuhaflık yok. Şimdi ise yeni olan, bu etkileşimin insanlardan insanlara değil, yapay zekâdan insanlara doğru olması. “Artık sadece ChatGPT kullandığımız için değil, aynı zamanda ChatGPT gibi düşünmeye başladığımız için de ChatGPT gibi yazıyoruz!”

ABD’de üniversiteye başvururken her öğrencinin bir metin yazması beklenir. Bu metinde neden o okulda okumak istediğinizi anlatırsınız. Üniversiteler de bu başvuruları incelerken yalnızca test sonuçlarına, okul notlarına ve aldığınız referanslara bakmaz. Ayrıca, yazdığınız bu metinde kendi hikâyenizi nasıl anlattığınızı da değerlendirir. Yani, eğitimli her Amerikalının bir kez yazması gereken standart bir metinden bahsediyoruz. Bu amaçla yazılıp üniversitelere sunulmuş 370 bin metin üzerinde yapılan bir araştırmaya göre, ChatGPT icat edildiğinden beri metinlerin dil kalitesi, kullanılan ifadelerin canlılığı ve renkliliği artmış. Buna mukabil, metinlerdeki orijinal fikir sayısı azalmış. Neden? Çünkü ChatGPT insanlığın bugüne kadar yazdığı neredeyse tüm metinlerden öğrenen bir istatistiksel model. Oradaki zenginliği metninize aktarabiliyor, ama nihai kertede bu metinler aynı tornadan çıkmış gibi birbirine yakınsıyor. Malum, rahmetli Hasan Ersel’in dediği gibi “Ortalama, karaktersiz bir şeydir.” Yapay zekâdan yeni fikirler çıkmıyor. Cümleler havalı hâle geliyor, ancak birbirine benziyor.

ChatGPT’leşme meselesine ülkemiz özelinde bakalım: ChatGPT’leşme problemi hızla ödevlerden fabrikanızdaki kalite raporuna, şirketinizin teklif dosyasından bankaların kredi analizine, yönetim kuruluna yapılan sunumdan kamu kurumlarının hazırladığı raporlara ve hatta mahkeme iddianamelerine kadar yayılıyor. ChatGPT’leşmek, vasatlığın hızlı ve prezantabl hâle gelmesidir. Peki, Türkiye’nin yine bir başka Vasatistan olarak adlandırılmasının önüne geçmek için ne yapmalı? ChatGPT kullanımını yasaklayalım mı? En azından 16 yaşından küçükler için yasaklayıp sakıncalı etkilerini sınırlasak olmaz mı?

Hayır! Marifet, yapay zekâyı doğru kullanmak. Örneğin, ben yazılarımı yazarken yapay zekâyı üç aşamada kullanıyorum: Birincisi, örnekler bulmak için (Perplexity). İkincisi, beni zorlayacak karşı argümanlar geliştirmesi için (ChatGPT ve Claude). Üçüncüsü, bilgileri teyit etmek için (tekrar Perplexity). Ancak yazılarımı kendim yazıyorum. Bu süreç hoşuma da gidiyor. Çünkü sürecin sonunda ortaya çıkan yazı aslında bir ürün değil, aynı zamanda düşünme sürecinin bizatihi kendisi. İnsan yazarken düşüncelerini bir çerçeveye oturtuyor, bazen de saçmaladığını görüyor ve çelişkilerini fark ediyor, bazen de aklına hiç gelmeyecek bir fikir geliveriyor.

Rekabet Kurumu’nda işe ilk başladığımda bana verilen önemsiz bir dosyada çok uğraşıp kısa bir rapor yazmıştım. Üstadım bu rapora bakıp, “Bu rapor kısa olmuş, devlet kalın sever!” demişti. Açıkçası, bu kurumda daha sonra yazmaya ve düşünmeye dair çok şey öğrendim. Eğer kamu kurumlarımız ve şirketlerimiz de yapay zekânın doğru şekilde kullanılmasını mükâfatlandırırsa, o zaman yapay zekâdan gerçekten faydalanabiliriz. Fakat niceliksel olarak çok ama niteliksel olarak vasat olan çıktıyı ödüllendirirseniz, yapay zekâ artık bu alanda gayet marifetli.

Ben bunları düşünürken Papa 14. Leo, geçtiğimiz hafta “Magnifica Humanitas” adlı bir genelge yayımladı. Papalar bu uzun genelgeleri nadiren yayımlayıp, asrın önemli konularına dikkat çeker. Mesela 1891’de de Rerum Novarum isimli bir genelgede sanayi devriminin getirdiği sorunlar dini zeminde tartışılmış. “Magnifica Humanitas” ise yapay zekâyı tartışıyor. Dikkat çektiği birçok husus arasında vardığı sonuç şu: Yapay zekâdan gelen esas risk, yapay zekânın gelişmesi ve çok kullanılması değil; doğal zekânın yapay zekâlaşması ve insanların bir yapay zekâ modeli gibi davranmaya başlaması. Diğer bir ifadeyle, her şeyi kaynaklar arasında bir optimizasyon meselesi olarak görmesi. Oysa bizi insan yapan acı çekebilme, halden anlayabilme, haysiyetli davranabilme gibi özelliklerimiz ve iyiyle kötüyü kolayca ayırt etmemizi sağlayan, muhakeme kabiliyetimiz. Bir de bu kabiliyetleri kullanarak, adeta spor salonunda ağırlık kaldırınca kaslarınızın gelişmesi gibi aklımızı geliştirebilme becerimiz var. Eğer tembel kurumlar ve tembel insanlar bu insanî özellikleri yapay zekâya delege ederse yapay zekâda bu özellikler olmadığı için işler yanlış yürümeye başlayacaktır. Bir diğer risk ise toplum olarak da bu önemli melekelerimizi kaybetmek olacak.

Önümüzdeki hafta ülkemizin yeni yapay zekâ eylem planı açıklanacak. Bu açıdan Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımızın, hızla gelişen yapay zekâ dünyasını yakalamak adına bir başka strateji belgesi yerine, somut adımlar içeren bir eylem planı ile bu sürece yön vermesi kıymetli. Bu çerçevede atılacak pratik adımların yanında, en önemli unsur yapay zekâ çağında ülkemizi ileri taşıyacak insan kaynağı ve kurumsal kapasiteyi muhafaza etmemiz olacak. Konuya yukarıdaki gibi insanî bir perspektiften bakınca, yapay zekâya dair veri, işlemci gücü ve modellerin Kaliforniya ve Pekin’de birkaç şirketin elinde toplanması ya da gelişmekte olan ülkelerin verilerinin bu şirketler tarafından kolonize edilmesi gibi –yine Papa’nın genelgesinde yer alan-- tartışmalar anlamını yitiriyor. Zira, yazısının ilk taslağını kendi yazamayan kişi düşünme becerisini; çırağı olmayan şirket ustasını; kurumsal muhakeme kapasitesini yitiren devlet de egemenliğini kaybeder.

Kaynağa Git

İlgili Haberler