Ana içeriğe geç

Yapay zekanın duygu taklidi ruh sağlığı bilimini ilerletebilir mi

Yeni bir araştırmaya göre, yapay zeka dil modelleri insan duygusal durumlarını taklit edebiliyor ve ruh sağlığı araştırmalarında yeni ufuklar açıyor.

Yapay zekanın duygu taklidi ruh sağlığı bilimini ilerletebilir mi
Euronews Türkçe
16

Dünya genelinde ruh sağlığı sorunları artıyor ve 2050'ye kadar 1,2 milyar insanı etkilemesi bekleniyor. Bu tabloda bilim insanları ve araştırmacılar bu sorunları daha iyi anlamaya, önlemeye ve yeni tedavi araçları geliştirmeye çalışıyor.

İlaç temelli tedavilerin aksine, ruh sağlığı sorunlarını hedefleyen konuşma terapilerini geliştirmek daha zor; çünkü ne insan denemeleri ne de hayvan modelleri, incelenen bozuklukların tüm karmaşıklığını tam olarak yansıtabiliyor, bu da süreci hem pratik hem de etik açıdan güçleştiriyor.

Şimdi Almanya'daki Dresden Teknik Üniversitesi'nden bir araştırma ekibi, büyük dil modellerinin (LLM'ler) insanlardaki ruhsal bozuklukları modellemek için bir araç olarak kullanılıp kullanılamayacağını inceleyen bir çalışma yürüttü.

“Elde ettiğimiz sonuçlar, büyük dil modellerinin kontrollü koşullarda insanın duygusal ve bilişsel süreçlerine ait örüntüleri yeniden üretebildiğini gösteriyor” dedi TU Dresden'deki PsychoDigital Araştırma Grubu'nun başkanı Dr. Magdalena Wekenborg.

“Bu modelleri, altta yatan mekanizmaları daha iyi anlamak ve örneğin konuşma temelli psikoterapide yeni yaklaşımları araştırmak için bir araç olarak kullanabiliriz.”

LLM'ler insan duygularını taklit edebilir mi?

Bazı ruh sağlığı durumları fareler ve diğer organizmalarda modellenmiş olsa da araştırmacılar, bu yaklaşımların insan davranışının karmaşıklığını ve öznel niteliğini yakalamakta yetersiz kaldığına dikkat çekti.

Ayrıca LLM'lerin, insanın zihinsel performansının bazı yönlerine yaklaşan güçlü hesaplama sistemleri olarak ortaya çıktığını vurguladılar.

Yazarlar, “İkna, duyguları anlama ve akıl yürütme gibi birçok beklenmedik alanda bu modeller insan becerileriyle başa baş durumda” diye yazdı.

Çalışmalarında araştırma ekibi, LLM'leri korku, kaygı, öfke, tiksinti, üzüntü, endişe ve stres gibi duyguları taklit etmeye yönlendirdi ve bunları ruhsal bozuklukların çeşitli yönlerini incelemek için deneysel modeller olarak kullandı.

Ardından, LLM'ler bu duygusal durumlara ulaştıktan sonra, farklı düzenleme stratejileriyle bu durumların tersine çevrilip çevrilemeyeceğini test ettiler.

Son olarak, bir yapay zeka modelinde belirli bir duygu oluşturmanın, insanlarda aynı duyguyu yaşarken görülen türden hatalara yol açıp açmadığını değerlendirdiler.

Modellerin insanlarınki gibi zihinsel durumlara sahip olmadığını, ancak dili işleme biçimleri sayesinde bazı düşünme tarzlarını yine de taklit edebildiklerini gördüler.

Bu da insanlar ya da hayvanlar üzerinde yapılması imkânsız ya da etik olmayan bazı deneysel testlerin bu modeller üzerinde gerçekleştirilebilmesini mümkün kılıyor.

TU Dresden'den Jakob N. Kather'a göre, LLM'lerle yapılan deneylerin avantajlarından biri, koşullar bire bir aynı tutulmak kaydıyla ihtiyaç duyulduğu kadar sık tekrarlanabilmeleri ve sistematik biçimde değiştirilebilmeleri.

“Bu da daha önce mümkün olmayan, veri odaklı yeni psikolojik ve biyomedikal araştırma deneylerinin önünü açıyor” diye konuştu

Kaynağa Git

İlgili Haberler