Kitlesel insan sağlığı açısından betonlaşma tehdit yaratırken dijital dönüşüm ise bireysel olarak insanları yalnızlaştırıp depresifleştiyor. ABD Çevre Koruma Ajansı 2025 raporuna göre zamanımızın yaklaşık yüzde 90’ını kapalı alanlarda geçiriyoruz. DataReportal 2025 verilerine göre ise dünya genelinde insanların günde yaklaşık 7 saati “çevrimiçi”. Bugün gelinen noktada ise yeni bir kırılmanın içinde olduğumuzu söyleyen psikolog Dr. Bora Küçükyazıcı, “Bu kırılma Dijital çağ ile başladı. Bir zamanlar toprağın, hayvanın, mevsimlerin ve güneşin içinde çalışan insanlar; bugün ekranın, masanın, floresan ışığın ve kapalı ofislerin içinde yaşamını sürdürüyor” dedi.
‘İNSANLIK EKRANA SIKIŞTI’
Modern insanın, uyanık olduğu sürenin neredeyse üçte birini dijital ortamda yaşadığına dikkat çeken Küçükyazıcı, “Bunun bedeli yalnızca zaman kaybı değil. Yalnızlık artıyor, yüz yüze ilişkiler azalıyor, hareket azalıyor ve ruh sağlığı üzerindeki baskı giderek büyüyor” uyarısında bulundu. “Son yıllarda depresyon ve anksiyete oranlarındaki yükseliş de bu büyük dönüşümden bağımsız değerlendirilemez” diyen Küçükyazıcı, “Biyolojik hafızamız doğada; çünkü insan hâlâ doğaya uyumlu bir tasarım. Fakat modern yaşamın ritmi ekrana sıkışmış durumda. 300 bin yıllık insan bedeni güneşe, toprağa, harekete, kabile yaşamına ve yüz yüze ilişkilere göre şekillendi. Bugün ise aynı beden yapay ışık altında, ekran karşısında, yalnızlaşmış ve sürekli uyarılmış bir sinir sistemiyle yaşam mücadelesi veriyor” ifadelerini kullandı.
‘NOSTALJİ DEĞİL, HATIRLATMA ÇABASI’
Belki de bu yüzden çocukluğumuzun filmlerinde ve Yeşilçam sahnelerinde insanların ortak hayali bahçeli bir evdi. Çünkü insan doğadan uzaklaştığında yalnızca çevresinden değil, kendisinden de uzaklaşır” diyen Küçükyazıcı, sözlerine şöyle devam etti: “Bugün hobi bahçelerine, kırsal yaşama ve küçük ölçekli tarıma yönelen insanların aradığı şey yalnızca organik domates ya da salatalık değildir. Aradıkları şey; kaybettikleri ritim, yavaşlama hakkı, toprakla temas ve içsel dengedir. Doğaya dönüş bir nostalji değil, kendi biyolojik hafızamızı yeniden hatırlama çabasıdır.