Ana içeriğe geç

Nişantaşı Üniversitesi'nden koku hafızasına dokunan bilimsel sergi

İstanbul Nişantaşı Üniversitesi İletişim ve Tasarımı Bölümü öğrencileri tarafından hazırlanan "Olfabe Koku Okuryazarlığı ile Esansiyel Tasarım" sergisi, koku, hafıza, sanat, reklam tasarımı ve görsel iletişim arasındaki ilişkiyi bilimsel araştırmalar ve öğrenci çalışmalarıyla ele aldı.

Nişantaşı Üniversitesi'nden koku hafızasına dokunan bilimsel sergi
Haberler.com
16

Bir koku, yıllar öncesine ait unutulduğu sanılan bir anıyı yeniden canlandırabilir mi? Anne şefkatini, çocukluk güvenini ya da huzur hissini tek bir nefeste yeniden yaşatabilir mi? İstanbul Nişantaşı Üniversitesi İletişim ve Tasarımı Bölümü öğrencilerinin hazırladığı "Olfabe Koku Okuryazarlığı ile Esansiyel Tasarım" başlıklı bilimsel araştırma sergisi, ziyaretçilerini bu sorular üzerine düşünmeye davet etti. NeoTech Kampüsü Sanat ve Tasarım Fakültesi Fuaye Alanı'nda açılan sergi; koku, hafıza, sanat, reklam tasarımı ve görsel iletişim arasındaki ilişkiyi bilimsel araştırmalar ve öğrenci çalışmalarıyla ele aldı. Proje yürütücülüğünü Dr. Öğr. Üyesi Fulya Toy'un üstlendiği serginin akademik ekibinde Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Gülçin Göktay, Dr. Öğr. Üyesi Begümhan Göktürk ve Arş. Gör. Meryem Melek Köse yer aldı.

ANNE KOKUSUNUN GÖRSEL HAFIZASI ARAŞTIRILDI

Serginin en dikkat çeken çalışmalarından biri "Anne Kokusunun Görsel Hafızası" araştırması oldu. Çalışma kapsamında öğrencilere herhangi bir yönlendirme yapılmadan yalnızca bir koku deneyimi yaşatıldı. Ardından bu kokunun zihinlerinde oluşturduğu imgeleri dijital illüstrasyonlarla ifade etmeleri istendi. Ortaya çıkan sonuçlar, kokunun hafıza ve duygu dünyası üzerindeki güçlü etkisini gözler önüne serdi. Farklı bireylerin çalışmalarında birbirinden habersiz şekilde benzer imgelerin tekrarlandığı görüldü. Çiçekler, ağaçlar, evler, güneş, anne figürü ve kalp sembolleri öğrencilerin çizimlerinde öne çıkan ortak unsurlar arasında yer aldı. Araştırma, anne kokusunun yalnızca biyolojik bir bağı değil; güveni, huzuru, aidiyet duygusunu, sevgiyi ve çocukluk anılarını temsil ettiğini ortaya koydu. Sergide yer alan çalışmalar, kokunun yalnızca duyusal bir deneyim olmadığını, aynı zamanda insan hafızasında derin izler bırakan güçlü bir çağrışım alanı oluşturduğunu gösterdi.

KOKUNUN REKLAM TASARIMINA ETKİSİ ELE ALINDI

Serginin bir diğer bölümünde kokunun reklam tasarımı üzerindeki etkisi incelendi. Aynı ürün için hazırlanan tasarımlar iki aşamada değerlendirildi. İlk aşamada ürünü yalnızca görsel bilgiler üzerinden tanıyan öğrencilerin çalışmaları daha bilgi odaklı ilerlerken, ikinci aşamada ürünü kokladıktan sonra hazırlanan tasarımlarda duygu, anı, hikaye ve yaşam deneyimlerinin belirgin biçimde tasarımlara yansıdığı görüldü. Bu çalışma, kokunun yaratıcı süreci doğrudan etkileyen önemli bir unsur olduğunu ortaya koydu. Öğrencilerin ürünle yalnızca görsel temas kurduklarında daha açıklayıcı ve işlev odaklı tasarımlar hazırladıkları, kokuyla temas ettikten sonra ise daha duygusal, anlatı odaklı ve deneyimsel görseller ürettikleri belirlendi. Bölüm akademisyenlerinin rehberliğinde hazırlanan çalışmalar, öğrencilerin teorik bilgiyi uygulamayla buluşturduğu disiplinlerarası bir araştırma niteliği taşıdı. Sergi, tasarım eğitiminde çok duyulu deneyimlerin yaratıcı düşünceye nasıl katkı sunduğunu göstermesi bakımından da dikkat çekti.

SANATTA KOKU VE ÇOK DUYULU DENEYİM ÖNE ÇIKTI

"SANATTA KOKU" başlıklı araştırma ise kokunun sanat tarihindeki dönüşümünü ele aldı. Antik Çağ'dan günümüze uzanan süreçte kokunun yalnızca estetik bir unsur olmaktan çıkarak çok duyulu bir sanat deneyimine dönüştüğü anlatıldı. Günümüzde sanatın artık sadece görülen değil; hissedilen, koklanan ve deneyimlenen bir ifade biçimi haline geldiği vurgulandı. Sergide ayrıca TÜBİTAK 2209-A kapsamında hazırlanan "İlaç Prospektüslerinin Veri Hikayeleştirme Tekniğiyle Yeniden Tasarlanması" araştırması da yer aldı. Çalışma, karmaşık sağlık bilgilerinin görsel iletişim teknikleriyle daha anlaşılır ve erişilebilir hale getirilebileceğini ortaya koydu. Serginin ziyaretçide bıraktığı en güçlü iz ise bilimsel verilerin ötesinde insana dair temel bir gerçeği yeniden hatırlatması oldu. Bugün yapay zeka büyük veri setlerini analiz edebiliyor, görseller üretebiliyor ve metin yazabiliyor. Ancak bir kokunun insanda uyandırdığı çocukluk anısını, anne sıcaklığını, güven hissini ya da yıllar sonra bile gözleri dolduran tarifsiz duyguyu deneyimleyemiyor. İstanbul Nişantaşı Üniversitesi İletişim ve Tasarımı Bölümü öğrencilerinin hazırladığı sergi, bilimi, sanatı ve tasarımı ortak bir zeminde buluşturarak ziyaretçilere çok duyulu bir deneyim sundu. Sergi, insanı diğer tüm teknolojilerden ayıran en temel özelliğin yalnızca düşünebilmesi değil; hissedebilmesi, hatırlayabilmesi ve duygularıyla bağ kurabilmesi olduğunu bir kez daha ortaya koydu.

Kaynağa Git

İlgili Haberler