Ana içeriğe geç

Boğaz'a dayanan 3 bin sapığın meydan okumasını püskürttük ama…!

Temmuzun ilk günlerinde, Boğaz'ın sularına dökülmeye hazırlanıyordu.Atlantis Events adıyla anılan bu sefer, bize bir t...

Boğaz'a dayanan 3 bin sapığın meydan okumasını püskürttük ama…!
Star Gazetesi
16

Temmuzun ilk günlerinde, 'dünyanın en büyük eşcinsel kruvaziyeri' diye öve öve pazarlanan dev bir gemi, binlerce yolcusuyla Boğaz'ın sularına dökülmeye hazırlanıyordu.

Atlantis Events adıyla anılan bu sefer, bize bir tatil, bir seyahat, masum bir eğlence, şehir ekonomisine renk katacak sıradan bir turizm hareketi diye yutturulmak istendi.

Bu, bir şehrin sinesine, bir milletin mahremine, bir medeniyetin haysiyetine doğru uzanan pervasız bir eldir.

Çünkü mesele geminin nereden gelip nereye gittiği değil, neyi temsil ettiği, hangi mesajı taşıdığı ve hangi siluetin önünde görünmek istediğidir.

Yanılmayalım!

İstanbul haritada alelade bir koordinat, sıradan bir Akdeniz limanı değildir.

Boğaz, gelip geçilecek derin bir su yolundan ibaret değildir.

İki yakası feth-i mübînin mühürleriyle, minarelerin şehadet parmaklarıyla ve şehit kanlarıyla yoğrulmuş bir hilal gerdanlığıdır.

Ayasofya fotoğraflara fon olacak kuru bir taş yığını değil, İslâm'ın bu topraklardaki izzetinin, ruhunun ta kendisidir.

Şanlı kubbelerin, nazlı minarelerin, sabah rüzgârıyla suya düşen ezanların önünde sergilenecek her gösteri, yalnız bir ahlaksızlık değil, o mekânların asırlardır ne fısıldadığını duyamayacak kadar sağırlaşmış bir idrak cinayetidir.

Hâfızası diri olan hatırlar.

Dün Çanakkale'yi zırhlılarla geçmeye yeltenenler vardı, bugün Boğaz'ı kruvaziyerlerle yoklayanlar var.

O gün karargâh Robert College idi, bugün aynı zihniyet Boğaziçi'nde, mekteplerde steril kelimelerle süslenmiş çevrelerde aynı sessiz operasyonu sürdürüyor.

1918'in açıktan işgali, bu defa 'eşcinsel erkeklere yönelik tatil ve kruvaziyer organizasyonu' kisvesine bürünmüş görünüyor.

Çanakkale geçilemedi.

O boğaz, yalnız denizin iki yakasını değil, bir milletin imanıyla istilânın kibri arasındaki hududu da ayırıyordu.

Dün zırhlılarla geçemedikleri Çanakkale'yi bugün başka kılıklar, başka adlar, başka vitrinlerle yoklamaya kalkışanlara karşı aynı ruhun diriliğine muhtacız.

Yalnız İstanbul değil, Çanakkale de uyanık olmalıdır.

Bu gemi Boğaz'a gelmeden evvel milletin vakarlı sesi Çanakkale'den yükselmelidir.

Sivil toplum kuruluşları, denizciler, hukukçular, aile platformları ve kanaat önderleri, meşru sınırlar içinde, devletin ilgili makamlarıyla irtibat hâlinde, Çanakkale ruhuna yakışır bir teyakkuz sergilemelidir.

Sahillerde, meydanlarda, liman çevresinde ve deniz üzerinde sembolik nöbetler tutulmalı, Türk sularının bir ahlak ve medeniyet hassasiyetine sahip olduğu bütün dünyaya gösterilmelidir.

Gemi, suyun üstündeki görüntüdür.

Asıl tehlike, suyun altında sessizce ilerleyen akıntıdır.

Her şeyi alınır satılır mala çeviren bu zihniyet, sıra mabede gelince mabedi, sıra bedene gelince bedeni, sıra çocuğa gelince çocuğu da pazara sürmekten çekinmez.

Mukaddes ile metayı, emanet ile deneyi, hürriyet ile hevayı birbirine karıştıran bu çağ, insanı aziz bir varlık olmaktan çıkarıp ideolojinin önüne atılmış malzemeye dönüştürmek istiyor.

Aile On Yılı'nı ilan etmiş, bu hassasiyeti her fırsatta diline pelesenk etmiş bir devlet önderimiz, bir liderimiz varken, aileyi hedef alan bu kuşatma karşısında niçin daha gür bir ses yükselmesin?

Ve biz millet olarak niçin bu iradeye omuz vermeyelim?

Artık 'dua edelim' deyip oturmanın değil, dua ile ayağa kalkmanın vaktidir.

Vakıflar, dernekler, cemaatler, eğitimciler, hukukçular, anneler ve babalar kendi mevzisinden harekete geçmelidir.

Gerekirse meydanlar vakarla dolmalıdır.

Büyük Aile Platformu'nun Beyazıt Meydanı'nda yükselteceği sese kulak verilmeli, bu ses çoğaltılmalı, ciddiyetle sahiplenilmelidir.

Biz insan avına değil, fitneyi durdurmaya çağırıyoruz.

Biz kargaşaya değil, milletin haysiyetli itirazına davet ediyoruz.

Bir öfkeyle bu yazıyı yazıp bitirdiğimde gösterilen tepkiye istinaden, hamdolsun, bu geminin rotasının değiştirildiğine dair haberler geldi.

Yazının huzurunu bozmayı gerek görmedim.

Zira bu hadise bize ders olsun.

Müteyakkız ruhla dolup taşmak zorundayız.

Demek ki ses yükselince duvarlar titriyor.

Demek ki millet susmayınca hesaplar bozuluyor.

Demek ki irade ortaya konulunca, küresel şımarıklığın rotası değişiyor.

Fakat aldanmayalım!

Mesele sadece bir geminin rotadan dönmesi değildir.

Bugün bir organizasyon geri çekilir, yarın başka bir isimle, başka bir afişle, başka bir maskeyle yeniden kapımıza dayanır.

Onun için rehavet haramdır.

Gevşemek gaflettir.

'Bitti' demek, yeni oyunun ilk perdesine alkış tutmaktır.

Yasal düzenlemeler çıkıncaya, çocuklarımızın fıtratı hukukla teminat altına alınıncaya, aileyi hedef alan bu karanlık akıntının önü kesilinceye kadar mücadele sürecektir.

Çünkü Çanakkale ruhu zaferden sonra uyumak değil, zaferden sonra nöbet tutmaktır.

Tam yazıyı bitirdim, hitama erdirdim derken bu sefer de karşıma, LGbT'lilere yönelik seyahat turları düzenleyen bir acentenin Eylül 2026 için İstanbul'dan Kapadokya'ya turları duyurusu çıktı!

Gezi rotaları içerisinde camiiler bilhassa vurgulanmış

Demek ki mesele bir gemiyle bitmiyor, bugün kruvaziyer, yarın 'kültür turu' adı altında Ayasofya'dan Sultanahmet'e, Boğaz'dan Kapadokya'ya uzanan yeni bir vitrin kuruluyor.

İstanbul'un camileri, Ayasofya'nın gölgesi, Kapadokya'nın kadim sükûtu ve bu milletin mukaddes mekânları küresel kimlik pazarlamasının süsü yapılamaz.

Turizm maskesiyle mabedin, tarihin ve medeniyet hafızamızın ideolojik bir gösteriye fon edilmesine rıza göstermek, gaflet değilse nedir?

Bir gemi döndüyse rehavete kapılmayalım, çünkü ifsat bu defa rota değil, kılıf değiştirerek kapımıza dayanıyor.

Kaldı ki son tahlilde bu gemi Kuşadası'na uğrayacakmış.

Yani sadece boğaz rotası değişmiş durumda!

Kaynağa Git

İlgili Haberler