Ana içeriğe geç

Yapay zeka furyası ve 10 büyük efsane: İşin aslı ne... Murat Ülker yazdı

Murat Ülker, Agentic AI, blockchain ve hiper kişiselleştirme gibi kavramların arka planındaki operasyonel gerçekleri bu çalışmayla masaya yatırdı. Ülker, "Yapay Zeka Furyası Nereye Evriliyor?" başlıklı yazısında yapay zekaya dair 10 miti değerlendirdi.

Yapay zeka furyası ve 10 büyük efsane: İşin aslı ne... Murat Ülker yazdı
Odatv
16

Yapay zeka alanındaki teknolojik gelişmeler, küresel ölçekte büyük bir ilgi uyandırırken aynı zamanda bu teknolojinin sınırları ve geleceği hakkında çeşitli spekülasyonları da beraberinde getiriyor. Yıldız Holding'in yönetim kurulu üyesi Murat Ülker, "Yapay Zeka Furyası Nereye Evriliyor?" başlıklı yazısında, Harvard Business Review (HBR) tespitleri ve sektörel gelişmeler ışığında yapay zeka ekosistemindeki yaygın inanışları ve bu inanışların arka planındaki teknik gerçekleri ele aldı. Yazıda öne çıkan yapısal unsurlar ve iddialar, 10 temel kavramsal yanılgı ve bu durumların operasyonel gerçekleri üzerinden analiz ediliyor.

"Şimdi de yapay zeka için benzeri bir furya var; kesin birtakım amaçlara hizmet etmesi için bilinçli olarak üretilen veya kendiliğinden gelişen, açıkçası gerçek ile de pek işi olmayan efsaneleri yani mitleri tanımlamak bence hepimiz için önemli." diyen Ülker, altını çizdiği mitleri şöyle sıraladı:

"Mit 1: Agentic AI zaten kendi kendine çalışacak seviyeye yaklaştı.

Mit 2: Blockchain, yapay zekadaki güven sorununu kusursuz bir şekilde çözer.

Mit 3: Sağlıkta hiper kişiselleştirme geldi.

Mit 4: Living Intelligence yani Yaşayan Zeka çağının eşiğindeyiz; her şey kendi kendine öğrenen sistemlere dönüşecek.

Mit 5: Büyük teknoloji sağlayıcıları kusursuzdur; sistemik çöküş mümkün değildir.

Mit 6: Veri zaten şirketin malı; çalışan ya da vatandaş bu konuda söz sahibi olamaz.

Mit 7: DeepSeek ve benzerleri gösterdi ki Batı Dünyası’nın Yapay Zekada üstülüğünün sonu geldi, artık her şey ucuz ve kolay olacak.

Mit 8: Yapay Zeka çok verimli; çevresel ayak izi aslında görmezden gelinebilir.

Mit 9: Yavaş gelişen teknolojiler için uzun vadeli stratejiye gerek yok; zaten ya patlar ya ölür.

Mit 10: Yapay Zeka işlerin çoğunu beyaz yakadan alacak."

AGENTIC AI VE KENDİ KENDİNE ÇALIŞMA ALGISI

Yapay zeka modellerinin kendilerine verilen bir görevi tamamen bağımsız bir şekilde planlayıp sonuçlandırabileceği yönündeki beklenti, teknoloji gündeminde geniş yer buluyor. İşin aslı, mevcut modellerin bağlam toplama ve hataları kendi kendine düzeltme noktasında halen insana bağımlı olduğunu gösterdi. Ülker, "internetle karşılaştığınız videolarda, bir görev verdiğinizde kendi planını çıkaran, alt hedefleri döken ve sonuç üreten mükemmel yapay zeka modellerini görünce 'yakında tamamen kendi başına çalışan bir sistem görececeğiz' düşüncesi canlanıyor" diyerek bu beklentiye değindi. Ancak sistemlerin işlevsel kalabilmesi için sınırların insan eliyle çizilmesi zorunluluğu devam ediyor. Ülker, bu vekil yapay zeka modellerinin otonomisi hakkında, "Agentic AI, Türkçe'de vekil YZ yani benim yerime işimi yapan vekalet verdiğim kişi veya kurum gibi, beni oldukça heyecanlandırdı. Ancak kendi kararlarıyla, kendi stratejisiyle, kendi düzeltme mekanizmalarıyla işleyen bir zekâdan söz etmek için erken" dedi.

BLOCKCHAIN ENTEGRASYONUNUN GÜVENİ KUSURSUZ ÇÖZECEĞİ İNANCI

Yapay zekanın güvenilirlik ve şeffaflık sorunlarının, merkeziyetsiz dijital kayıt mimarisi olan blockchain teknolojisiyle tamamen ortadan kaldırılabileceği savunuluyor. Ülker, bu yaygın algıyı "'YZ'ye güven krizini çözmek istiyorsak, sistemin yanına bir de blockchain ekleyelim, gerisi kendiliğinden gelir.' Kulağa hoş gelse de, gerçek böyle değil" diye yorumladı. İşin aslı, kurumsal yapılarda teknolojinin tek başına bir çözüm sunamadığını, öncelikle organizasyonel süreçlerin ve insan yönetiminin yapılandırılması gerektiğini ortaya koydu. Süreç tasarımlarında veri kayıt zorunluluğu iş akışına dahil edilmediği müddetçe algoritmik sistemler kalıcı bir denetim mekanizması oluşturamıyor. Ülker, kurumlardaki bu yaklaşıma dair, yazısında "Birçok kurum için mesele, YZ'nin nasıl çalıştığını gerçekten anlamaktan çok, hesap verilmesi gerektiği vakit 'bakın her şeyi kayıt altına alıyoruz' diyebilmekten öteye geçmiyor. Sanki böylece sorumluluk ve hesap verebilirlik de otomatik olarak halledilmiş olacak" ifadesini kullanıyor.

SAĞLIK SEKTÖRÜNDE HİPER KİŞİSELLEŞTİRME BEKLENTİSİ

Giyilebilir cihazların ve dijital sağlık kayıtlarının yaygınlaşması, bireye özel tedavilerin tamamen uygulanabilir hale geldiği algısını yarattı. Ülker, sektördeki bu ortak söylemi "'Veri artık her yerde, cihazlar sürekli ölçüyor, elektronik sağlık kayıtlarında her bilgi var; demek ki kişiselleştirilmiş tedavi dönemi başlamış'. Bu umut verici anlatı epey yaygın ama bu iddianın pratik karşılığı henüz zayıf" diyerek özetledi. İşin aslı, sağlık verilerinin mevcut durumda dağınık silo yapıları içinde barındığını ve sistemler arası entegrasyonun zayıf olduğunu gösteriyor. Araştırmalara değinen Ülker, "2021 ila 2022 yılları arasında analiz edilen 20.000 vaka içinde hastaların yüzde 70'inin, istemeden tekrar edilen testlerle vakit kaybettiği görülmüş" bilgisini paylaştı.

Dijital veri kayıtları hastanın anlık risk profilini veya sosyal koşullarını tam olarak analiz edemediğinden, süreçlerin modüler hale getirilmesi gerekiyor. Yazıda bu durum, "Sağlıkta hiper kişiselleştirme ancak operasyonel bir dönüşüm problemi" olarak tanımlanıyor.

YAŞAYAN ZEKA ÇAĞININ BAŞLADIĞI ÖNGÖRÜSÜ

Sistemlerin sadece veri işleyen pasif araçlar olmaktan çıkıp, bir organizma gibi çevreye uyum sağlayan "Yaşayan Zeka" (Living Intelligence) formuna dönüştüğü iddia ediliyor. Ülker, bu kavrama dair dolaşan vizyonu şu şekilde aktardı:

"'Sistemler artık yalnızca veri işleyen araçlar olmayacak; tıpkı bir organizma gibi çevrelerini algılayan, uyumlanan, kendini güncelleyen yapılara dönüşecek.' Bu cümle heyecan verici fakat gerçekle arasında ciddi bir fark vardır."

İşin aslı, günümüz teknolojisinin daha çok sensörler ve akıllı cihazlar vasıtasıyla dış dünyadan veri toplama, yani "algıların genişlemesi" aşamasında olduğunu gösterdi. Bu veri akışı zenginleşse de, sistemler arası entegrasyonun sınırlı olması nedeniyle sistemlerin kendi sınırlarını ve amaçlarını belirleme yetisi henüz bulunmuyor. Ülker, bu kavrama yönelik beklentileri, "Yaşayan Zeka yani Living Intelligence dendiğinde, birçok kişi yakın zamanda kendi kendine öğrenen, kendi sınırlarını çizen, kendi amaçlarını belirleyen sistemler görececeğini sanıyor. Halbuki sistemlerin hangi koşullarda nasıl davranacağı, nereye kadar otonomi kazanacağı ve hangi risklere karşı korunacağı, yine insan eliyle belirleniyor" sözleriyle anlattı.

BÜYÜK TEKNOLOJİ SAĞLAYICILARININ SİSTEMİK KUSURSUZLUĞU

Büyük ölçekli bulut ve altyapı sağlayıcılarının küresel operasyon güçleri nedeniyle sistemik çöküşlerden muaf olduğu veya hata paylarının göz ardı edilebilecek düzeyde olduğu varsayılıyor. Ülker, kurumların bu bakış açısını "Kurumların çoğu, bulut hizmetlerini, güvenlik araçlarını veya altyapı tedarikçilerini seçerken bu düşünce ile kendini rahatlatıyor. Sanki ölçeği büyük olanın hatası da küçük olur; milyonlarca müşteriye hizmet veren bir şirket hiçbir sorun yaşamazmış gibi" diye tarif etti. İşin aslı, küresel ölçekte yaşanan büyük ağ ve bulut kesintilerinin, en büyük sağlayıcıların bile bu risk açıklarına sahip olduğunu kanıtladı. Sektör genelinde, bir arıza durumunda iş süreçlerinin ne kadar süre aksayacağına veya bağımlılık zincirlerinin nasıl etkileneceğine dair bütünsel risk analiz modelleri henüz tam olarak olgunlaşmadı.

VERİ MÜLKİYETİNİN SADECE ŞİRKETLERE AİT OLMASI

Dijital platformlarda üretilen verilerin tamamen şirketlerin mülkiyetinde olduğu ve kullanıcıların ya da çalışanların bu süreçte bir tasarruf hakkı bulunmadığı kabul ediliyor. İşin aslı, yapay zeka modellerinin güncel kalabilmesi için çalışan e-postalarından kullanıcı içeriklerine kadar tüm ekosistemin sürekli veri akışına ihtiyaç duyduğunu, aksi takdirde sistemlerin hızla hata payının arttığını gösterdi. Ülker, bu bağımlılığı "Modeller güncel davranışları öğrenebilmeleri için sürekli beslenmeye ihtiyaç duyuyor; kaynak tüm ekosistem yani çalışanların yazdığı e-iletiler, kullanıcıların platformlara bıraktığı içerikler, dijital ortamda yaptığınız hemen her şey ve veri akışı azaldığında modeller hızla 'bayatlıyor'" sözleriyle anlattı. Bu durum, veri kooperatifleri gibi yapıların doğmasına ve insanların veri haklarını savunmasına yol açıyor. Ülker, bu dönüşümü, "Artık veri tek taraflı sahip olunan bir kaynaktan ziyade karşılıklı bir alışveriş, bir ilişki olarak değerlendirilmeli" şeklinde açıklıyor.

KÜRESEL TEKNOLOJİK ÜSTÜNLÜK VE MALİYET ALGISI

Doğu kökenli açık kaynaklı modellerin pazara girişi, Batı dünyasının yapay zekadaki teknolojik tekelinin sona erdiği ve yapay zeka üretiminin tamamen ucuz ve zahmetsiz hale geldiği algısını yarattı. Yazıda bu algı, "DeepSeek ve benzerleri gösterdi ki Batı Dünyası'nın Yapay Zekada üstünlüğünün sonu geldi, artık her şey ucuz ve kolay olacak" miti üzerinden ele alınıyor. İşin aslı, bu modellerin örüntü eşleştirmeden mantık yürütme aşamasına geçişte teknik bir kırılma yarattığını doğrulamakla birlikte, bu durum teknolojinin gereksinim duyduğu yüksek işlemci gücü, enerji ve altyapı maliyetlerini tamamen ortadan kaldırmıyor; küresel rekabetin stratejik boyutu şekil değiştiriyor.

YAPAY ZEKANIN ÇEVRESEL AYAK İZİ

Yapay zekanın operasyonel verimliliği artırması nedeniyle çevresel açıdan tamamen zararsız veya sürdürülebilir olduğu varsayılıyor. Yazıda bu durum "Yapay Zeka çok verimli; çevresel ayak izi aslında görmezden gelinebilir" efsanesi olarak tanımlandı. İşin aslı, yapay zeka modellerinin eğitimi ve veri merkezlerinin kesintisiz çalışması için gereken elektrik ile soğutma suyu miktarının çok yüksek seviyelerde olduğunu gösterdi. Dijital verimliliğin getirdiği avantajlar, arka plandaki yüksek enerji tüketimi ve karbon ayak iziyle doğrudan dengeleniyor.

YAVAŞ GELİŞEN TEKNOLOJİLERDE STRATEJİ GEREKSİNİMİ

Hızlı bir şekilde kitlesel yaygınlığa ulaşmayan veya doğrusal bir büyüme göstermeyen yavaş teknolojiler için uzun vadeli planlamalar yapmanın işlevsiz olduğu düşünülüyor. Yazıda bu yaklaşım "Yavaş gelişen teknolojiler için uzun vadeli stratejiye gerek yok; zaten ya patlar ya ölür" mitiyle açıklandı. İşin aslı, altyapısal olgunlaşma süreçleri uzun süren teknolojilerin sessiz bir dönüşüm yarattığını ve kısa vadeli piyasa dalgalanmalarına bakılarak stratejik yatırımların terk edilmesinin kurumsal riskleri artırdığını ortaya koydu.

BEYAZ YAKALI İSTİHDAMININ TAMAMEN ORTADAN KALKACAĞI ENDİŞESİ

Yapay zekanın zihinsel süreç gerektiren iş kollarına dahil olmasıyla birlikte, yakın gelecekte beyaz yakalı iş gücünün büyük oranda işlevsiz kalacağı öngörülüyor. Yazı bu korkuyu "Yapay Zeka işlerin çoğunu beyaz yakadan alacak" efsanesi olarak ele aldı. İşin aslı, yapay zeka meslekleri tamamen yok etmekten ziyade, rutin görevleri üstlenerek işlerin niteliğini ve çalışanlardan beklenen yetkinlikleri dönüştürdüğünü gösterdi. Dönüşümün nihai amacı, teknolojinin insan üretkenliğine ve iş gücü memnuniyetine katkı sağlaması üzerine kuruludur. Yazı, teknolojinin insan odaklı amacına atıfta bulunarak, "Neticede hedefimiz çalışan mutluluğu için olmalıdır; yoksa YZ ne işe yarar ki!" ifadesiyle tamamlanıyor.

Odatv.com

Kaynağa Git

İlgili Haberler