Afrika Futbol Konfederasyonu tarafından 2025 yılının En İyi Afrikalı Hakemi seçilen Ömer Abdülkadir Artan’ın vize başvurusunun reddedilmesi, diplomatik pasaportla ABD’ye seyahat etmesine rağmen ülkeye girişinin engellenmesi ve geri gönderilmesi, bu Dünya Kupası’nın en üzücü olaylarından biri oldu.
Senegal ve Özbekistan milli takımlarının ABD’ye vardıktan sonra suçlular gibi güvenlik aramalarına maruz kalması da ABD’nin Batılı olmayan ülkelere yönelik uygulamalarının bir örneği olarak değerlendirildi. Senegal takımı uçaktan indikten sonra pistte tek tek aranırken, Özbekistan Milli Takımı New York’ta polis köpekleriyle arandı. Irak Milli Takımı oyuncusu Aymen Hüseyin ise ABD’ye girişinde 7 saatlik bir sorgulamaya maruz kaldı.
Irak’taki savaşın ortasında doğan, babası teröristler tarafından şehit edilen ve abisi teröristler tarafından kaçırılan Aymen Hüseyin’in hikâyesi, Irak’ın emperyalizme karşı direnişinin bir özeti niteliğindedir. Irak, ilk Dünya Kupası maçında Norveç’e 4-1 yenilse de Irak’ın tek golünü atan Hüseyin kendisine suçlu gibi davrananlara en iyi cevabı sahada verdi.
Tüm bu yaşananlar karşısında sessiz kalan FIFA’nın da sporda adaleti sağlama konusunda tarafsız olduğu söylenemez. Haiti’nin Dünya Kupası formalarında bağımsızlık mücadelelerini simgeleyen bir tasarımı “siyasi” bulan FIFA’nın, bu olaylar karşısındaki sessizliği de aslında siyasi bir tavırdır. Batılı olmayan ülkelerin milli takımlarına bu şekilde davranan ve birçok ülke sporcusuna vize konusunda zorluk çıkaran ABD, daha şimdiden Dünya Kupası tarihinin en kötü ev sahipliğini yapmaktadır.
YÜKSELEN ASYA’NIN ÖNCÜSÜ İRAN FUTBOLDA DA İDDİALI
ABD-İsrail’in 28 Şubat 2026’da İran’a karşı başlattığı savaşta ülkesini kararlı bir şekilde savunarak zafer kazanan İran’ın milli takımı, daha Dünya Kupası etkinliği başlamadan ABD’nin düşmanca tutumuyla karşılaştı. ABD Başkanı Donald Trump, 12 Mayıs’ta “İran Milli Futbol Takımı Dünya Kupası’na katılabilir, fakat kendi hayatları ve güvenlikleri açısından bunun uygun olduğunu düşünmüyorum” dedi. Trump’ın bu tehditkâr açıklaması, tek başına ABD’nin Trump yönetimi altında herhangi bir spor etkinliğine ev sahipliği yapmaması gerektiğini göstermektedir.
Sporun farklı milletleri birleştiren özelliğini göz ardı eden ABD, İran ile arasındaki siyasi ve askeri gerilimi bir spor organizasyonuna taşıyarak turnuvanın atmosferini olumsuz etkilemektedir. ABD, İran Milli Futbol Takımı’nın ülkede konaklamasına izin vermediği için İran Milli Takımı 2026 Dünya Kupası sırasında Meksika’da kalıyor ve ABD’deki maçlara buradan gidiyor.
16 Haziran 2026’da İran ve Yeni Zelanda arasında oynanan ve 2-2 biten maçtan sonra, ABD İranlı oyuncuların kendi ülkesinde dinlenmesine izin vermedi ve takım Los Angeles’taki maçın ardından yeniden Meksika’ya dönmek zorunda kaldı. İran Milli Takımı Teknik Direktörü Emir Kalenuyi bu nedenle İran’ı “Dünya Kupası’nın en mağdur takımı” olarak nitelendirdi. İranlı futbolcu Mehdi Taremi ise maç sonrası yaptığı açıklamada uygulamaları “felaket” olarak tanımladı ve “Oyuncular, teknik ekip ve herkes için çok büyük bir stres. Gerekli desteği alamıyoruz. FIFA’nın bize daha fazla yardım etmesi gerektiğini düşünüyorum” dedi. Taremi ayrıca “Sadece barış istiyoruz. FIFA’nın özünde ‘barış’ ve ‘neşe’ gibi değerler var” ifadeleriyle durumu değerlendirdi. İran, tüm bu baskılara rağmen sahada yalnızca futbol değil, aynı zamanda dik bir duruş da sergilemeye devam ediyor.
KOCA YÜREKLİ KALECİ VOZINHA VE KÜRESEL EŞİTSİZLİK
2026 Dünya Kupası’nda en çok gündem olan ve dikkat çeken takımlardan biri, 2024 Avrupa Şampiyonu İspanya ile 0-0 berabere kalan Yeşil Burun Adaları oldu. Birçok kişi bu ülkenin adını ilk kez duydu. Atlas Okyanusu’nda, Senegal açıklarında bulunan Yeşil Burun Adaları; 1462’den 1975’e kadar Portekiz sömürgesi olarak kaldı. Üç yüzyıl boyunca transatlantik köle ticaretinin merkezlerinden biri oldu. Aynı zamanda Portekiz’in siyasi tutukluları için bir sürgün yeri, İspanyol-Portekiz Engizisyonu döneminde ise Yahudiler ve dini baskı mağdurları için bir sığınak işlevi gördü. Grammy ödüllü Cesária Évora’nın ülkesi olan Yeşil Burun Adaları, bu tarihsel arka planıyla da dikkat çekiyor.
Tam da bu tarihsel yükün gölgesinde, sahada başka bir hikâye yazıldı: Josimar José Évora Dias’ın (Vozinha) hikâyesi. 40 yaşındaki kaleci Vozinha, İspanya karşısında yaptığı yedi kurtarışla büyük takdir topladı ve maçın öne çıkan ismi oldu. “Maçın adamı” seçilmesinin ardından yaptığı açıklamada, annesinin vize masrafları nedeniyle maça gelememesini anlatırken gözyaşlarına hâkim olamadı ve bu durum birçok kişiyi duygulandırdı. Bugün dünya kamuoyu Messi ya da Ronaldo’dan çok birçok açıdan sınırlı imkânlara sahip bu ada ülkesinin kalecisi Vozinha’yı konuşuyor. Maç öncesinde 50 bin civarında olan takipçi sayısı kısa sürede 13 milyonu aştı.
Vozinha’nın hikâyesi, kapitalizmin yarattığı eşitsiz gelişme gerçeğinin de hikâyesi. Sporun insanları birleştirdiği sıkça söylenir; ancak küresel kapitalizmin merkez ülkeleri ile çevre ülkeleri arasındaki derin eşitsizlik, bu iddiayı sorgulatıyor. “Futbol dünyayı birleştiriyor” diyen FIFA’nın bu sloganı pratikte karşılık bulmuyor. Dünya Kupası organizasyonunu vize, uçak bileti ve konaklama açısından dünyanın en zor ülkelerinden birine vermek ise küresel spor ekonomisindeki eşitsizlikleri daha da görünür hale getiriyor.
KONGO’NUN MEZARSIZ KAHRAMANI ‘LUMUMBA’ YAŞIYOR
52 yıl aradan sonra Dünya Kupası’na katılan Demokratik Kongo Cumhuriyeti, ilk maçında Portekiz ile 1-1 berabere kalarak tarihindeki ilk golünü attı ve ilk puanını kazandı. Ancak tribünlerde “Lumumba Vea” takma isimli taraftarın görülmemesi birçok futbolseveri hayal kırıklığına uğrattı. 1961 yılında sömürgeci Belçika ve ABD işbirliği ile öldürülen ve cesedi asitle yok edilen Kongo’nun bağımsızlık lideri ve ilk Başbakanı Patrice Lumumba’yı anmak için maç boyunca heykel gibi hareketsiz duran Michel Kuka Mboladinga, Lumumba hakkında “Bizim için hayatını feda etti. O bir kahramandır, bir ruh ve bir örnektir” diyor. Gördüğünüz gibi futbolu her zaman kitleleri uyutan bir spor dalı olarak görme ezberciliğine düşmemek gerekiyor. Endüstriyel futbol karşıtları futbolu sadece bir eğlence olarak değil kitleleri uyandıran, farkındalık kazandıran, milli bağımsızlığı ve anti-emperyalist direnişi dile getiren bir araç olarak da görüyor.
BİR YARI SÖMÜRGE ÜLKESİ: CURAÇAO
Dünya Kupası’nın 150 bin nüfuslu en küçük ülkesi Curaçao ise Almanya karşısında 7-1 kaybetmesine rağmen turnuvanın en renkli milli takımlarından biri olduğunu gösterdi. Curaçao’nun başarı hikâyesi de sömürgecilik tarihiyle bağlantılı. Curaçao, 1954’e kadar süren Hollanda sömürge döneminin ardından 1954-2010 yılları arasında Hollanda Antilleri’nin bir parçası olarak özerk statüye sahipti. 2010 yılında Hollanda Antilleri’nin dağılmasıyla birlikte Hollanda Krallığı içinde özerk bir ülke hâline geldi. 1915’te Curaçao’da Isla Rafinerisi’ni kuran ve 1985’e kadar işleten Royal Dutch Shell, Curaçao’nun çevresine çok ciddi zararlar verdi ve bu çevre kirliliği ada halkının sağlığını olumsuz bir şekilde etkiledi. 1969 yılındaki petrol işçilerinin grevi sonrasında ortaya çıkan sömürgecilik karşıtı ayaklanmalar ada tarihindeki önemli dönüm noktalarından biriydi. Shell’in ekonomik açıdan düşüşe geçmesinin ardından birçok adalı Hollanda’ya göç etmek zorunda kaldı. Curaçao’nun 26 kişilik 2026 Dünya Kupası kadrosundaki 25 oyuncu Hollanda doğumlu ancak 1 futbolcu Curaçao’da doğdu. İşte Curaçao milli takımının oyuncularının çoğu adadan Hollanda’ya göç edenlerin çocukları. Bugün, Curaçao her ne kadar kendi parlamentosuna ve hükümetine sahip özerk bir ülke olsa da, sonuç olarak Hollanda Krallığı’nın bir parçası ve Hollanda, Karayipler’deki jeopolitik ve ekonomik çıkarlarını korumak için sömürge sonrası dönemde de bu ülke üzerindeki etkisini sürdürmeye devam ediyor. Curaçao’nun Dünya Kupası’na katılması onun tam bağımsız bir ülke olduğu anlamına gelmiyor.
FUTBOL DÜNYAYI BİRLEŞTİRİYOR MU?
FIFA’nın söylediği gibi futbolun gerçekten dünyayı birleştirmesini herkes istiyor ancak Dünya Kupası başlamadan önce ABD’de meydana gelen tatsız olaylar ve FIFA’nın bu olaylar karşısında sessiz ve etkisiz kalması, sporun birleştiriciliğine ve evrensellik iddiasına gölge düşürdü. Batılı olmayan ülkelere karşı sergilenen ırkçı ve ayrımcı uygulamalar, küresel ekonominin merkezinde bulunan gelişmiş Batılı kapitalist ülkelerin milli takımları ile çevre ülkelerin milli takımları arasındaki uçurumu daha da artırıyor. Gelişmekte olan ülkelerin maruz kaldığı askeri, ekonomik ve siyasi adaletsizlikleri, maalesef Dünya Kupası gibi evrensellik ve birleştiricilik iddiasıyla hareket ettiğini söyleyen spor organizasyonlarında da görmeye devam ediyoruz. Elbette küresel ölçekte spor alanındaki eşitsizliklerin azalması, ekonomik ve siyasi açıdan daha adil bir dünya düzeninin kurulmasına bağlı. Türkiye’nin de içinde bulunduğu Küresel Güney ülkelerinin ekonomik olarak yükselişi bu eşitsizliklerin spor alanında da azalmasına katkı sağlayacaktır.




