Ana içeriğe geç

Katliamın zihniyeti iktidarda yaşamaya devam ediyor

Sivas Katliamı'nın 33. yılında siyasi parti temsilcileri ve milletvekilleri, katliamın aydınlatılmaması, cezasızlık politikaları ve adalet talebine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Katliamın zihniyeti iktidarda yaşamaya devam ediyor
Evrensel
16

Pir Sultan Abdal Şenlikleri'ne katılmak için Ankara'dan Sivas'a giden aydın, sanatçı ve yazarlar, 2 Temmuz 1993'te Madımak Oteli'nde kuşatıldı. Aralarında Metin Altıok, Nesimi Çimen, Hasret Gültekin ve Muhlis Akarsu'nun da bulunduğu 33 kişi, göz göre göre yakılarak katledildi. Tıpkı Maraş'ta, Çorum'da, Gazi'de, Suruç'ta ve Ankara Garı'nda olduğu gibi önceden örgütlenen, adım adım gelen bir katliamdı bu. Bir saat içinde müdahale edilebilecek bir saldırı, sekiz saat boyunca seyredildi; oteli saran alevler yükselirken dışarıdaki güruh tekbirler ve sevinç naraları attı. Katliamın 33. yılında konuşan siyasetçiler, Madımak'ın yalnızca Alevilere yönelik değil, tüm topluma yönelmiş bir saldırı olduğunu belirterek faillerin ve siyasi sorumluların hâlâ ortaya çıkarılmadığına dikkat çekti.

Ulaş Karasu: Madımak’ta yalnızca insanlar değil, ortak gelecek de hedef alındı

CHP Sivas Milletvekili Ulaş Karasu, katliam yaşandığında 13 yaşında olduğunu hatırlatarak, Sivas'ta büyüyen bir çocuk olarak yıllarca "Ölen tarafta mıydın, öldüren tarafta mıydın?" sorusuyla karşı karşıya kaldığını söyledi. Karasu, “O soru, yalnızca çocukluğumu yaralamadı; bir kentin hafızasına, bir kuşağın vicdanına, bir ülkenin geleceğine kazınmış derin bir travmanın da adı oldu” dedi.

Karasu, 2 Temmuz'un "galeyana gelmiş bir kalabalığın işi" olarak gösterilemeyeceğini belirterek, yaşananların bilinçli ve sistemli bir katliam olduğunu söyledi. Karasu, “2 Temmuz, bir katliamdır! Bu katliam;toplumsal kutuplaşmayı körükleyen, nefreti örgütleyen ve karanlıktan beslenen anlayışın bilinçli ve sistemli bir sonucuydu. Hedefin yalnızca içerideki canlar olmadığını; doğrudan Cumhuriyet'i, laikliği, ortak yaşam iradesini, bu ülkenin kuruluş felsefesini ve Mustafa Kemal Atatürk’ü hedef aldığını açıkça ortaya koyuyordu” dedi.

O gün Cumhuriyet'e yönelen ateşin yalnızca bir oteli hedef almadığını dile getiren Karasu, “Türkiye'nin ortak geleceğini yakmak isteyen karanlık bir zihniyetin dışavurumuydu. O dönemin çocuğu, bugünün ise bir Sivas Milletvekili olarak taşıdığım sorumluluk tam da burada başlıyor. O acıyı, o katliamı ve hedef alınan Cumhuriyet değerlerini unutturmamak; toplumsal barışı ve ortak yaşam iradesini savunmaya devam etmek tarihsel bir sorumluluktur” dedi. Karasu, “Ne yazık ki o gün Cumhuriyet'i hedef alan, toplumu inançlar ve kimlikler üzerinden ayrıştıran karanlık zihniyet tasfiye edilemedi. Tam tersine, yıllar içinde farklı biçimlere bürünerek bugünün AKP’sinin kuruluşuna zemin hazırladı. Bugün demokrasiyi kuşatan, hukuku siyasal iktidarın aracına dönüştüren, toplumu kutuplaştırarak ayakta kalmaya çalışan anlayış; o gün Madımak'ın önünde nefret diliyle kendisini gösteren karanlığın bugünkü siyasal tezahürüdür” dedi.

Katliam faillerinin AKP iktidarı döneminde tahliye ve af uygulamalarıyla cezasız bırakıldığını savunan Karasu, bunun toplumun adalet duygusunu bir kez daha yaraladığını dile getirdi. Karasu, adalet sağlanmadığı sürece Madımak'ta yaşananların yalnızca hafızalarda değil, ülkenin vicdanında da yaşamaya devam edeceğini vurguladı.

Karasu, “2 Temmuz'u anmak, yalnızca kaybettiklerimizi ve ülkemizin değerli aydınlarını, sanatçılarını hatırlamanın çok ötesinde; adalet talebini diri tutmak, karanlığa karşı demokrasiyi, laikliği, eşit yurttaşlığı, insan onurunu, Cumhuriyet değerlerini, Cumhuriyeti ve Mustafa Kemal Atatürk’ü savunmaya devam etmektir” dedi. 2 Temmuz'la yüzleşmenin geçmişi anmanın ötesinde, o dönemin karanlık anlayışının bugün hangi biçimlerde sürdüğünü görmek ve buna karşı ortak bir demokratik gelecek iradesi ortaya koymak olduğunu belirten Karasu, hiçbir insanın kimliği, inancı, düşüncesi ya da yaşam biçimi nedeniyle hedef alınmadığı bir Türkiye'nin kurulmasının toplumsal bir sorumluluk olduğunu ifade etti.

Erkan Baş: Gelecekte işlenecek suçlar için de zemin hazırladı

TİP Genel Başkanı Erkan Baş ise AKP'nin Alevilerin eşit yurttaşlık taleplerini seçim hesabına indirgeyen bir siyaset izlediğini dile getirdi. Baş, “Tamamen bu saikle siyaset yapan ancak hem kuruluşu öncesi hem iktidar yıllarında yurttaşların gerçek hiçbir derdine çare üretmemiş, aksine Alevi yurttaşların en büyük güvencesi olan laikliği her gün biraz daha ortadan kaldıran bir iktidar partisinden söz ediyoruz. Madımak’ı yakanların avukatlarına partilerinde üst düzey görevler vermek, katliamın failleri hakkında zaman aşımı kararlarını adeta sevinçle karşılamak AKP’nin gerçek çizgisini gösteren önemli bir işaret olarak görebiliriz” dedi.

Baş, "Devlette süreklilik esastır" sözünü hatırlatarak, Maraş ve Madımak gibi katliamlarda devletin sorumluluğu bulunan kişilerin yıllar boyunca korunduğunu söyledi. Madımak'ın yalnızca Alevilere yönelik değil, laiklikten ve özgürlüklerden yana olan tüm kesimlere verilmiş bir gözdağı olduğunu ifade eden Baş, devletin yıllardır halkın aydınlık bir gelecek talep eden kesimlerini sindirmeye çalıştığını dile getirdi. Baş, “33 yıldan bugüne bakıldığında bir “süreklilik” de burada var: İktidarlar, devlet aygıtının da gücünden faydalanarak halkın yüzünü geleceğe dönmüş tüm kesimlerin hem cezalandırmak hem de sindirmek istiyor” dedi.

“Adalet dediğimizde; hele hele Madımak gibi uzun on yıllarca hafızalardan silinmeyecek bir katliamın gecikmiş olan adaletini kastediyorsak, bugün ülkede genel olarak adalet mekanizmasının getirildiği hali görmeden bunu konuşmak herhalde imkansız olacaktır” diyen Baş, “Çünkü hep söylüyoruz: Adaletin tesisi, yalnızca o veya bu olaya, ya da kişiye ilişkin bir mesele olamaz; bugün hukukun iktidarın basit bir sopasına indirgenmesiyle Madımak’a dair cezasızlık politikası arasında, örneğin kayyumlarla eşit yurttaşlık istencinin önünün kesilmesi arasında kuvvetli bir ilişki görüyoruz. AKP, kendi iktidarından önce gerçekleşmiş olan bu katliama yol açan zihniyetin sahiplenicisi olduğunu, bu katliamın ne aydınlatılması ne de bu katliamla hesaplaşılması noktasında özel bir çaba ve isteği olmadığını ülkenin altındaki adalet terazisini her gün biraz daha tekmeleyerek ifade etmiş oluyor” ifadelerini kullandı.

Baş, Sivas Katliamı'nda yıllardır sürdürülen cezasızlık politikalarının yalnızca geçmişteki bir suçun üzerini örtmekle kalmadığını, gelecekte işlenecek suçlar için de zemin hazırladığını söyledi. Katliamın hukuk ve siyaset eliyle normalleştirildiğini belirten Baş, “Bu tip katliamların, büyük acıların, haksızlık ve hukuksuzlukların yaratacağı toplumsal ve siyasal etkiyi yalnızca yaşandığı günün koşullarına bakarak ölçemezsiniz. Bir olaya ilişkin cezasızlık politikası ileride başka hangi suçların önünü açabilir, bunu hesap edemezsiniz” dedi.

Cezasızlığın topluma verdiği mesajı bir örnek üzerinden anlatan Baş, “Bugün sokakta yürüyen birini bıçakla öldüren bir adamı kısa süre sonra yine aynı sokakta yürürken görseniz, ‘Demek ki bıçakla birini öldürmek toplum düzeni açısından o kadar da büyük bir sorun teşkil etmiyormuş’ dersiniz. İşte yavaş yavaş ama emin adımlarla inşa edilen budur. Türkiye’de bir otelde, güzel ve aydınlık bir gelecek ile inanç ve ifade özgürlüğünden başka bir talebi olmayan insanları yaktılar, ardından da bunu hukuk eliyle, siyaset eliyle normalleştirdiler” diye konuştu.

Madımak Oteli’nin utanç müzesine dönüştürülmesi talebine de değinen Baş, mevcut iktidarın böyle bir yüzleşmeye izin vermeyeceğini düşündüğünü söyledi. Katliama ilişkin bilgi ve belgelerden oluşacak bir müzenin iktidarın geçmişle hesaplaşmasını gerektireceğini belirten Baş, “Bu talep, AKP’yi ve Saray Rejimi’ni yeneceğimiz günlerin hemen sonrasında karşılanmak üzere en öncelikli işlerimiz arasında yer alıyor. Ancak Saray Rejimi’nin toplumu bu katliamın karanlık yüzüyle tanıştırmaktan ve bu katliamla iktidarını yüzleştirmekten kaçabileceği kadar kaçacağını düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

Madımak Katliamı’nın yalnızca Alevilere değil, Türkiye’nin barış ve huzur içinde bir arada yaşama iradesine yönelik bir saldırı olduğunu vurgulayan Baş, “Madımak Katliamı, Alevi canlar nezdinde bu ülkenin barış ve huzur içinde özgürce bir arada yaşama iradesine yapılmış hain bir saldırıdır. Bir alçaklık abidesidir” dedi.

İktidara buradan bir mesaj vermek istemediğini söyleyen Baş, mücadelelerinin meydanlarda sürdüğünü belirterek, “Bu büyük acımızı unutmayarak, yitirdiğimiz aydınlarımızın temsil ettiği değerlere bağlı kalarak, o değerler uğruna mücadeleye devam ederek ve karşı devrimci iktidara asla teslim olmayarak yolumuza devam edeceğiz” diye konuştu.

Aleviler başta olmak üzere tüm emekçilere seslenen Baş, mücadelelerinin Madımak’ta yaşamını yitirenlerin anısıyla güçlendiğini ifade ederek, “Onlardan aldığımız cesaretle yılmayacağımızı, yenilmeyeceğimizi biliyoruz. Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz” dedi.

Seyit Aslan: 33 yıldır adalet sağlanmadı

EMEP Genel Başkanı Seyit Aslan, Sivas Katliamı'nın üzerinden geçen 33 yılda adaletin sağlanamadığını belirterek, davanın zamanaşımına sürüklenmesinin devletin ve bugünkü siyasi iktidarın katliamdaki rolüne işaret ettiğini söyledi. Aslan, “33 kişinin hayatını kaybettiği katliamda adaletin sağlanması bir yana dosyanın zamanaşımı noktasına getirilmesi o gün katliama yol veren devletin ve bugün Saray oligarşisinin katliamdaki rolüne ilişkin önemli bir gösterge. Tabi bu tek gösterge değil. Sizin de sorunuzda ifade ettiğiniz gibi Bir yandan o dönem katliamın önünü açan devlet yetkilileri, katliam sonrası failleri korumuş ve hatta en son zamanaşımı kararı ile faillere cezasızlık zırhı sağlamıştır. Yine faillerin savunmalarını üstlenen avukatların milletvekilliği de dahil olmak üzere bazı siyasi rütbelerle görevlendirilmesini de bir ödüllendirme mekanizması olarak okumak gerekir” dedi. Bu durumun sadece Sivas Katliamına ilişkin bir durum olmadığına da dikkat çeken Aslan, “Akın Gürlek’in bir mahkeme başkanlığından Adalet Bananı yardımcılığına, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı görevinden Adalet Bakanlığı koltuğuna uzanan hikayesi de benzer bir mekanizmanın münferit olmadığının göstergesidir” dedi.

Tarihteki bir olayı öncesi ve sonrasından kopararak okumak mümkün olmadığı dile getiren Aslan şunları söyledi: “Sivas Katliamı’nı da Türkiye siyasi tarihindeki anomalilerden biri olarak göremeyiz. Katliamın yaşandığı dönem Türkiye siyasi tarihinin en çalkantılı dönemlerinden biridir. Sınıf hareketinin yükseldiği, buna karşı bölgede savaşın şiddetlenmeye başladığı, devlet içerisindeki bazı yapıların halka karşı şiddet dalgasını yükselttiği bir dönemde işlenmiştir bu katliam. Bu yönüyle katliamı dönemin sınıf güç ilişkileri ile beraber değerlendirmeliyiz. Bu yönüyle katliam dönemin egemenleri açısından siyasetin kendi lehlerine yeniden dizayn edilmesinde önem taşımaktadır.”

Aslan, Sivas Katliamı’nın ardından yürütülen yargı sürecinin gerçek sorumluları ortaya çıkarmaktan uzak kaldığını belirterek, hukuki sürecin “Madımak’ta yakılan ateşe uzatılan maşalarla sınırlı kaldığını” söyledi. Katliamın siyasi sorumlularının yargılanmadığını vurgulayan Aslan, “Bugün geldiğimiz noktada siyasi sorumlularından hesap sorulmadığı gibi ödüllendirildiklerini görüyoruz” dedi.

Katliam davasında verilen zamanaşımı kararının devletin ve siyasi iktidarın meseleyle yüzleşmek istemediğinin göstergesi olduğunu ifade eden Aslan, “Yakın zamanda verilen zamanaşımı kararı, katliamdan bugüne devletin ve devleti yöneten siyasi iktidarın meselenin üstünü kapatmak istediğini gösteriyor. Ancak katliamda hayatını kaybeden aydınların aileleri, Alevi örgütleri ve demokrasi güçleri başta olmak üzere emekçilerin 33 yıldır sürdürdüğü adalet mücadelesi bu kararın bir son olamayacağını gösteriyor” diye konuştu.

Adalet arayışının süreceğini vurgulayan Aslan, “Yıllardır ifade ettik, bir kez daha yineleyelim; değil 33 yıl, 333 yıl da geçse bu adalet mücadelesi devam edecek ve katliamın arkasındaki güçler açığa çıkarılacaktır” dedi.

Türkiye tarihinin aynı zamanda katliamlar tarihi olduğunu belirten Aslan, cezasızlık politikasının yalnızca Sivas’la sınırlı olmadığını söyledi. “Sivas, Dersim, 10 Ekim, Soma… Tarihler, mekanlar ve katledilenler değişse de bu katliamların ardından sürekli cezasızlık pratiğiyle karşılaşıyoruz” diyen Aslan, bir gün önce takip ettikleri 10 Ekim Ankara Katliamı davasını hatırlatarak, “Sivas Katliamı’nda olduğu gibi 10 Ekim aileleri de yıllardır IŞİD’lilerin arkasındaki siyasi sorumluluğun ortaya çıkarılması ve hesap sorulması için mücadele ediyor” ifadelerini kullandı.

2 Temmuz’da Sivas başta olmak üzere ülkenin birçok noktasında adalet talebini yükseltmeye devam edeceklerini belirten Aslan, tüm emek ve demokrasi güçlerine çağrıda bulunarak, “33 aydınımız için adalet istemeyi sürdüreceğiz. Tüm emek ve demokrasi güçlerini de bu adalet mücadelelerini güçlendirmeye çağırıyoruz” dedi.

Yüksel Mutlu: Madımak bir insanlık suçudur

DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu’ndan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Yüksel Mutlu ise, Madımak'ta yaşananları "bir insanlık suçu" olarak niteledi. Katliamın devletin tüm kurumlarının gözleri önünde gerçekleştiğini anlatan Mutlu, olayın yalnızca 1993 yılına ait olmadığını, Türkiye'de geçmişte yaşanan ve yüzleşilmeyen katliamların devamı niteliğinde olduğunu söyledi.

Dersim, Koçgiri, Maraş, Çorum, Malatya ve Gazi katliamlarını hatırlatan Mutlu, Türkiye’deki tekçi ve ulus devlet anlayışının, farklı etnik limliklerin ve inançların bastırılmasının nefret söyleminin ve cazasızlık politikalarının sonucu olduğunu söyledi. Mutlu, farklı kimlik ve inançlara yönelik baskı politikalarının demokratikleşmenin önündeki en büyük engellerden biri olduğunu ifade etti. Mutlu, “Sivas Madımak Katliamı’ndan sonra faillerin büyük bölümü cezalandırılmamış; bir kısmı kendi hayatlarını sürdürmüş, evlenmiş, yaşam kurmuştur. Kaçanların bir bölümü geri dönmüş, bazıları ise yaşlılık gerekçesiyle affedilmiştir. Hatta bir kısmı siyasetçi, belediye başkanı ve milletvekili olmuştur. Bu durum, cezasızlık politikasının nasıl işlediğini açıkça ortaya koymaktadır. Yargı süreci ise ailelerin yıllarca il il dolaştırıldığı, mahkemelerde süründürüldüğü bir süreç haline gelmiş; sonunda “örgütlü suç olmadığı” gerekçesiyle zaman aşımına uğratılmıştır. Madımak Oteli’nin “Utanç Müzesi” yapılması da sağlanmamış, hatta kamuoyu tepkisi olmasa bir dönem kebapçı yapılması bile gündeme gelmiştir” dedi.

Yaşananların devletin bu tür katliamlara göz yumduğunu, hatta süreçlerin parçası olduğunu gösteren ağır bir tabloyu ortaya koyduğunun altını çizen Mutlu, “Bu nedenle Türkiye’deki tüm demokratik güçlerin, Kürtlerin, Alevilerin ve farklı inanç ve kimliklerin ortak talebi; hakikatin ortaya çıkarılması, yüzleşmenin sağlanması ve cezasızlık politikasının sona erdirilmesidir. Demokratik bir toplumun inşası için eşit yurttaşlık ve insan hakları temelinde bir düzenin kurulması zorunludur. Partimiz her yıl Sivas’a giderek anmalara katılmakta, sözünü kurmakta ve mücadeleyi sürdürmektedir. Parlamento grubumuz da her yıl bu konuda önergeler vermekte ve sürecin takipçisi olmaktadır. Ancak en temel ihtiyaç demokrasi, insan hakları ve demokratik bir toplumdur. Bugün yürüttüğümüz mücadele de bunun bir parçasıdır. Eminiz ki bu ülkede Kürtler özgür olduğunda Aleviler de özgür olacak; Aleviler özgür olduğunda diğer inançlar da özgür olacaktır. Tüm halklar ve inançlar özgür olduğunda Türkiye gerçek anlamda demokrasiye kavuşacaktır. Bunun için hep birlikte mücadele etmek, devletin geçmişiyle yüzleşmesini sağlamak ve cezasızlık politikasına son verilmesi için mücadeleyi büyütmek zorundayız.” ifadelerini kullandı.

Kaynağa Git

İlgili Haberler