Yargının mutlak butlan kararıyla CHP’de yol ayrımına gelen taraflar, kendi anlayışları uyarınca farklı arayışlar içindeler. Eski İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile eski CHP Genel Başkanı, Manisa Milletvekili Özgür Özel de öncüsü oldukları gruplarla yeni bir parti kurma ihtimalini dışarıda bırakmıyorlar.
Özel-İmamoğlu ikilisinin yalanlamadıkları söylentilere bakılırsa da CHP'den kopacak isimlerin kümeleneceği partinin adının “İstiklal” olması düşünülüyor/muş. Türk siyaset ve düşünce hayatındaki adı “İstiklal” olan ya da bu kelimeyi merkeze alan yapıların serencamı ise oldukça ilginç detaylarla yüklü…
İLK İSTİKLAL İÇİN PATENT KAVGASI ÇIKMIŞTI
Siyasetteki “İstiklal”li ilk oluşum, İkinci Meşrutiyet döneminde görülmüştü. Birçok araştırmacının “CHP’nin atası” saydığı İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin, dönemde giderek artan baskıcı ve merkeziyetçi politikalarına karşı bir grup milletvekili Mustafa Arif Bey öncülüğünde İstiklal Fırkası’nı kurmuştu.
İstiklal Fırkası’nın ortaya çıkışındaki tartışmalar ise partinin siyasi mücadelesinden de renkliydi. Partinin adıyla ilgili olarak Meclis-i Mebusan kürsüsünde isim ve patent kavgası yaşanmıştı. İTC’nin kodamanları, “Bu ülkeye hürriyet ve istiklali getiren, dağa çıkıp, Meşrutiyet’'i ilan ettiren biziz. İstiklal kelimesi bizim tekelimizdedir, siz kim oluyorsunuz da bu ismi sahipleniyorsunuz?” diyerek ortalığı ayağa kaldırmışlardı. İF’ciler ise “İstiklal hiçbir zümrenin tekelinde değildir. Hürriyeti getiren sizler şimdi Meclis’e ve millete baskı uyguluyorsunuz.” diyorlardı. Sonuçta tartışmayı İstiklal Fırkası taraftarları kazanacaktı.

İTTİHAT TERAKKİ’NİN “SOPALI SEÇİMLER”İ İSTİKLAL’İN DE SONUNU GETİRDİ
İF, iddialı cümlelerle kurulmuş olsa da dönemin iki büyük siyasi partisi İttihat ve Terakki Cemiyeti (birlik ve ilerleme) ile Hürriyet ve İtilaf (özgürlük ve uzlaşma) Fırkası arasındaki sert kutuplaşmada, tabir-i caizse arada kaynamış, kısa sürede siyasi hayatta buharlaşmıştı.
Bunda, İttihat Terakki'nin siyasi literatüre soktuğu “sopalı seçimler” de etkili olmuştu. Despot yönetim, 1911 seçimlerinde, partinin fedailerine, eşkıyalarına; farklı partilerin adayları - bunlardan biri de “Filozof” HİF’li Rıza Tevfik’ti - ile “muhalefete oy vermesi muhtemel isimleri” adıyla sanıyla dövdürmüştü. Bu furyada İstiklal Partililer de epeyce hırpalanmıştı. Sonuçta Meclis’e, 275 mebus arasından sadece 6 muhalif isim seçilebilmişti. Bu arada, ileriki yıllarda - İTC’den ilham alan - CHP de kimi seçimlerde bu tarzı “jandarma dipçiği” denilen daha organize/üniformalı bir biçime dönüştürecekti. Tek parti yönetimi, “riskli” olarak kodladığı kimi seçim bölgelerinde, halkın sandığa gitmeme ya da kısa ömürlü muhalif partilere yönelme vb. gibi bazı tutumlarına karşı bu tür baskıları uygulamıştı.
TERAKKİPERVER CUMHURİYET FIRKASI’NIN “İSTİKLAL” VURGUSU
Cumhuriyet’in kurulmasının ardından işbaşına gelen CHP’nin, çok kısa sürede halkın memnuniyetsizliği ile yüzleşmesi üzerine gündeme bir muvazaa partisinin (danışıklı) kurulması gelmişti. Bu düşünceyle de Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın kurulmasına yol verilmişti. Bunu kurgulayanlar, CHP’den ayrılan küçük bir grubun “zararsız bir muhalefetçilik” oynamasını ummuşlardı. Ne var ki, ülkedeki bunalmışlık neticesinde halk, 17 Kasım 1924’te kurulan yeni partiye büyük bir ilgi göstermişti. Partinin öncü isimlerinin Kazım Karabekir, Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy gibi Milli Mücadele’nin lider kadrosu olması, partiye büyük bir itibar getirmişti. Kurucular da konuşmalarında bu görevlerine atıfla, kadronun Kurtuluş Savaşı’ndaki temel rolüne vurgu yapıyor ve “istiklal” kavramını sürekli gündemde tutuyorlardı. Halk bu heyete, “İstiklal Savaşı’nın asıl galipleri.” diyordu.

“DİNE SAYGILIYIZ” DEYİNCE KAPATILDI
TCF, sadece birkaç hafta içinde, ülke çapında çekim merkezi haline gelince de CHP’de alarm zilleri çalmaya başlamıştı. Dönemin basını hemen TCF’ye saldırıya geçmiş, bu partiyle ilgili çarpıtma, yalan yanlış yayınlara başlamıştı. Parti programındaki “Fırkamız, itikad-ı diniyeye ve fikriyeye hürmetkardır.” ifadesi ise “irtica” içerikli haber ve yorumlar için malzeme yapılacaktı. Partinin Aralık 1924’teki seçimlere girmesine müsaade etmeyen CHP yönetimi, Şeyh Said İsyanı’nı gerekçe göstererek çıkardığı Takrir-i Sükun Kanunu marifetiyle de Terakkiperver Cumhuriyet Partisi’ni “gericilik”le suçlayarak nihayet 5 Haziran 1925’te kapatmıştı.
İSTİKLAL MAHKEMELERİ, İSTİKLAL-İ TAM CEMİYETİ
Yine bu dönemde “İstiklal” adının kullanıldığı bir kurum da İstiklal Mahkemeleri olmuştu. Bu seyyar mahkemeler, ülkenin çeşitli bölgelerinde, aralarında binlerce idamın da olduğu çok tartışmalı kararlara imza atmışlardı. Adil yargılanmanın söz konusu olmadığı bu mahkemelerde İslam alimleri ile muhafazakar politikacı ve münevverler yargı yoluyla tasfiye edilmişti. Cumhuriyet’in ilk yıllarında ayrıca, İstiklal-i Tam Cemiyeti kurulmuş, bu oluşum daha sonra CHP’nin örgütü Halkevleri bünyesinde erimişti. Türk siyasetinde “İstiklal” adını kullanan parti ise 2002 yılında kurulan İstiklal Partisi olmuştu. Parti siyasette herhangi bir varlık gösterememişti.
- Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Türkiye Ansiklopedisi, İletişim Yayınları, İstanbul 1985