Ana içeriğe geç

Keyfimin kahyası MTHFR geni

Yorgunluk, kaygı, uykusuzluk, beyin sisi ya da bitmek bilmeyen ‘‘overthink...’’ Suçlu karakter yapınız yerine genleriniz olabilir. MTHFR genindeki değişimler, ruh halinden kalp sağlığına kadar vücudun birçok sistemini etkileyebiliyor

Keyfimin kahyası MTHFR geni
Birgün
16

Dilara Devranoğlu - Uzman Moleküler Biyolog/Diyetisyen - @dilaradevranoglu

Vücudumuz, milyarlarca satır koddan oluşan bir yazılım programı gibidir ve bu program sorunsuz çalıştığında kendimizi enerjik, mutlu ve sağlıklı hissederiz.

Yazılması zor söylenmesi zor genimiz MTHFR (Metilentetrahidrofolat Redüktaz) bu yazılımın en kritik kod satırlarından biridir. Vücudumuzda her saniye milyonlarca küçük tamir, üretim ve iletişim işi yapılır. Hücrelerimiz yeni DNA üretir, sinir hücrelerimiz haberleşir, hormonlarımız çalışır, karaciğerimiz toksinleri temizler… ve bu dev fabrikanın düzgün çalışabilmesi için de bazı yardımcı işçilere ihtiyaç vardır. MTHFR enzimi de bunlardan birisi. MTHFR’nin görevlerinden bir tanesi besinlerle aldığımız B9 vitaminine parça ekleyerek şeklini değiştirip hücrelerimizin kullanabileceği aktif formuna çevirmektir.

MTHFR işçisi düzgün çalıştığında vücudumuz DNA üretir, hücrelerimizi yeniler, sinir sistemi düzgün çalışır, toksinleri işler ve metilasyon dediğimiz çok önemli biyokimyasal sistem yürür. Metilasyona hücrelerimizin aç-kapat düğmesi de denilebilir. Hangi genimizin çalışacağı, hangisinin susacağı, hangisinin hormon üreteceği, hangi nörotransmitterin aktif olacağı gibi bu görevlerin çoğu metilasyonla düzenlenir. Burada devreye Homosistein isimli bir başka molekül girer; Homosistein vücudumuzda protein kullanımı sırasında ortaya çıkan ara ürün gibi artık bir maddedir. Normalde bu madde uzun süre ortalıkta kalmaz. MTHFR sayesinde faydalı bir madde olan metiyonine dönüştürülür ve hücreler için yararlı hale gelir.

Ancak genetik kodumuzda küçük bir harf hatası yani mutasyon olursa işçi yavaş çalışabilir. Vücudumuz homosistein metiyonin dönüşümünü %30 ila %70 oranında daha yavaş yapar. Bu da kan pıhtılaşma eğilimini artırabilir, damar içi iltihaplanmayı yükseltebilir, oksidatif stresi artırabilir.

NEDEN OVERTHINK’LİYORUM

Sebepsiz yere kendimizi yataktan kalkamayacak kadar yorgun hissettiğimizde veya moralimizin dibe vurduğunda sorumlusu aynı gendeki mutasyon olabilir.

MTHFR genimizin yönettiği metilasyon süreci, beynimizin kimyasal habercileri olan nörotransmitterlerin (serotonin, dopamin ve norepinefrin) üretimi için bir açma-kapama düğmesi görevi görür. Aktif folat eksildiğinde, mutluluk hormonumuz serotonin ve motivasyon kaynağımız dopaminin üretimi yavaşlar.

Devamında enerji düşüşü yaşarız, metilasyon düzgün çalışmadığında hücrelerimizin enerji santrali olan mitokondriler tam güçte çalışmaz. Kronik yorgunluk sendromunun arkasında genellikle bu tıkanıklık yatıyor olabilir. Yani tek bir gen, hem hücresel enerjimizi hem de dünyaya hangi duygu durumuyla bakacağımızı belirleyebilir. En ufak şeyleri bile günlerce kafaya takan beyni bir türlü susturamayan bir yapımız varsa da bu psikolojik bir zayıflıktan ziyade MTHFR’den kaynaklanıyor olabilir. Normalde sakin karşılanabilecek bir olay, MTHFR mutasyonuna sahip bir zihinde felaket senaryolarına dönüşebilir. Çünkü beynimiz, kaygıyı yatıştıracak kimyasalları (örneğin GABA) üretmekte zorlanır. Overthinking durumu ise bu pencerede psikiyatrik bir hastalıktan ziyade, hücresel düzeyde bir geri dönüşüm hatasıdır. Zihin biyokimyasal bir temizlik yapılamadığı için geçmişe ve olumsuz düşüncelere takılı kalır.

SABAHÇI MI GECE KUŞU MU

Vücudumuzda melatonin hormonunun üretilmesi ve geceleri doğru zamanda salgılanması, metilasyon döngüsünün kalitesine bağlıdır.

Gece kuşları dediğimiz yani MTHFR mutasyonu olan kişiler genellikle akşam daha enerjik olduklarını, gece geç saatlere kadar uyuyamadıklarını ve sabahları beyin sisiyle uyandıklarını belirtirler. Vücut, gün ışığıyla senkronize olması gereken biyolojik saatini metilasyon eksikliği yüzünden doğru ayarlayamaz.

Eğer her sabah alarm çaldığında dünyaya karşı derin bir öfke duyarak uyanıyorsanız, suç sizin tembelliğiniz değil vücudunuzun güne başlama kimyasallarını henüz salgılayamadığının genetik bir kanıtı olabilir. Vampirlerle ilgili anlatılan hikayelerde onlar güneş ışığından kaçan, solgun tenli, geceleri canlanan ve yüksek kükürt içerdiği için sarımsaktan hoşlanmayan varlıklar olarak anlatılır. Aslında bu özellikler ağır MTHFR mutasyonu ve onunla ilişkili metilasyon bozukluğu olan kişilerle benzer özellikler gösterir. Güneşten gelen UV ışınları, ciltteki folat (B9 vitamini) depolarını parçalar. Zaten folatı aktif forma dönüştürmekte zorlanan bir MTHFR mutasyonlu kişi, uzun süre güneşe maruz kaldığında folat depolarını iyice tüketir. Bu da halsizlik, baş ağrısı ve yoğun bir bitkinlik hissi yaratır. Tıpkı efsanelerdeki gibi, güneş ışığı bu kişilerin enerjisini emer. Ayrıca bu kişilerin vücudu kükürtü (sülfür) işlemekte zorlanır. Sarımsak, soğan gibi yüksek sülfür içeren gıdalar detoks hatlarını tıkayarak halsizlik ve beyin sisi yapabilir.

TEMEL REİS YALANCI MI

Çocukluğumuzda ekran başında her sıkıştığında bir kutu ıspanak açıp devleşen Temel Reis’i izlerdik. Annelerimiz de bize ıspanak yedirmek için hep onu örnek gösterirdi. Peki ya çocukluk kahramanımızın bu altın tavsiyesi vücudumuzda tam tersi bir etki yaratıyorsa? MTHFR mutasyonuna sahipsek ıspanak, karalahana veya sentetik folik asit eklenmiş zenginleştirilmiş unlu mamullerle gelen sentetik ya da doğal folik asidi hücrelerimizin tanıyabileceği aktif forma (metilfolata) dönüştürmekte zorlanırız, vücudumuz bu folatı işleyemez. İşlenemeyen folat kanda birikmeye başlar ve Temel Reis’in aksine, bu birikim bir süper güç yaratmaz; aksine hücrelerin üzerindeki folat reseptörlerini tıkar. Bol folatlı beslenmemize rağmen hücreler derin bir folat açlığı çeker. Ispanak detoks yapmak yerine beyin sisi, ani halsizlik, eklem ağrıları ve açıklanamayan bir huzursuzluk yaratabilir. Yani Temel Reis’in genetik haritası muhtemelen farklı. MTHFR mutasyonu olan kişiler için beslenme, ne kadar sağlıklı yiyecekler yediği ile ilgili değil, genlerinin neyi işleyebildiği ile ilgilidir. Sentetik folik asit içeren paketli gıdalar ve takviyeler bırakılmalı, yeşil sebzeler tüketilirken bile vücudun sülfür ve folat toleransı gözlemlenmelidir. Her sağlıklı besin, her genetik koda yaramaz.

KITLIK HASTA EDİYOR

Antropolojik ve genetik arkeolojiye baktığımızda, MTHFR mutasyonunun tarih boyunca büyük kıtlıklar, salgın hastalıklar ve göçlerle sarsılan Akdeniz ve Avrupa gibi bölgelerde, tarım devrimiyle birlikte yükselişe geçtiğini görürüz. O zamanlar avcı-toplayıcı atalarımız taze yeşillik ve et bulabiliyordu. Ancak tarıma geçiş ve kuraklık dönemlerinde taze gıdaya erişim sıfırlandı. MTHFR mutasyonu olan kişiler, vücutlarındaki folatı çok yavaş işledikleri için, kıtlık zamanlarında folat depolarını normal insanlara göre çok daha uzun süre koruyabildiler ve bu biyolojik yavaşlık, bir tür tasarruf modu haline geldi. Yani, binlerce yıl önce kıtlık kapıya dayandığında veya bir salgın şehri kırıp geçirdiğinde, MTHFR mutasyonuna sahip atalarımız hayatta kaldı, çocuk sahibi olabildiler ve o günü kurtaran genetik kodu bize miras bıraktılar. Bir genetik özellik, evrimleştiği çevre için mükemmel bir adaptasyonken; çevre hızla değiştiğinde bir hastalığa dönüşebilir. Evrimsel tıpta buna Mismatch (Uyumsuzluk) Teorisi denir. Genlerimiz tek başına kaderimizi belirlemez, daha çok yatkınlık verir. Genetiğimizi değiştiremeyiz ama çevremizi atalarımızın genlerine saygı duyacak şekilde yeniden tasarlayabiliriz.

Kaynağa Git

İlgili Haberler