Başkan Erdoğan, dün AK Parti'nin 33. İstişare toplantısının açılışında bu ifadeyi kullandı.
TC kimliği taşıyan herkesin eşit vatandaş olduğunu hatırlatan Başkan Erdoğan, AK Parti'nin herkesi kucaklayan bir parti olduğuna vurgu yaparak eşitsizlikleri ortadan kaldırma uğruna verdiği mücadeleyi normalleşme olarak tarif etti.
Tesettüre özel bir yer ayırarak başörtüsünün, yaşmağın, yazmanın, çarşafın ve Türkiye'nin değişik bölgelerindeki mahalli kıyafetlerin bu ülkenin normali olduğunu söyledi.
Bu sütunu takip edenler hatırlayacaktır, muhafazakârların mahrumiyetlerinin giderilmesini ben hep normalleşme olarak değerlendirdim.
Başkan Erdoğan, bazı geri kafalı fosiller bu meseleyi hortlatmaya çalışsa da Türkiye'nin bu meseleyi geride bıraktığının altını çizdi.
Öyle oldu ama hiç de kolay olmadı.
Normalleşme sadece idarenin düzenlemeleriyle gerçekleşmiyor. Toplumun bu normalleşmeye hazırlanması ve alıştırılması gerekiyordu.
Zira AK Parti iktidara geldiğinde 28 Şubat sürecinin muhafazakârlara karşı sürdürdüğü yasaklar ve baskılar devam ediyordu.
Rahmetli Erbakan'ın başbakanlığına ancak 6 ay sabredebilen zihniyet, Erdoğan'a karşı da aynı tavrı sürdürüyordu.
Yargı siyaset yasağı cezası veriyor, medya 'Muhtar bile olamaz!' manşeti atıyordu.
Sokaktaki muhafazakârlar bir yana bizzat başbakanın hanımı ve çocukları bile bu yasaklara ve baskılara maruz kalıyordu.
2010 anayasa değişikliğine kadar iktidar partisinin bizzat kendisi 28 Şubat sürecinin aktörleri tarafından tehdit edildi.
Ordudaki, yargıdaki, akademideki, medyadaki ve STK'lardaki 28 Şubat zihniyeti, iktidar partisini kâale almıyor, aksine saldırdıkça saldırıyordu.
Dindar subaylar AK Parti iktidarda iken de ordudan ihraç edilebiliyordu!
Çankaya, resepsiyona hanımı başörtülü olan vekillere eşsiz gelmeleri yönünde davetiye gönderiyordu!
YÖK ve üniversiteler iktidara açıktan muhalefet ediyorlar, bazı rektörler kendilerinde 'başbakan bizim üniversitemize gelmesin!' deme cesaretini bile buluyorlardı!
Başörtüsü yasağına karşı koydu diye %46.58 oy alarak iktidara gelmiş olan AK Parti'ye kapatma davası bile açıldı. (O davada siyasi yasağı istenen son 11 kişiden biri de bu satırların yazarıydı!)
Nitekim MHP'nin de desteğiyle kıyafet özgürlüğünü içeren anayasa değişikliği AYM tarafından anayasaya aykırı olarak veto ediliyor, medya da '411 el kaosa kalktı!' manşeti atacak kadar 28 Şubat süreci varlığını hissettiriyordu.
Yani demek istediğim normalleşme için iktidar olmanız hatta anayasa değişikliği yapmanız bile yetmiyordu, ortamın hazırlanması ve muhalefet edenlerin bile normalleşmeyi kabul etmesi gerekiyordu.
Başkan Erdoğan'ın normalleşme zeminini hazırlamak için bugün hâlâ hassasiyetle sürdürdüğü tutumunu ben takdirle yâd ediyorum.
Birilerinin rahatsız olduğunu biliyorum ama Başkan Erdoğan hanımını ulusal ve uluslararası toplantılara özellikle götürerek dünyayı başörtüsüne alıştırıyordu/alıştırmaktadır.
İslam dünyasına da örnek olacak bir fiili tebliğde bulunmaktadır.
Yine aynı şekilde başörtülü bir hanımı özel tercümanı olarak her yere taşıması da normalleşme politikasının bir tezahürüdür.
Başörtüsü yasağının simge ismi olan Leyla Şahin'i milletvekili ve peşinden grup başkan vekili yapması, aynı şekilde başörtülü Özlem Zengin'i grup başkan vekili yapması da normalleşmeye zemin hazırlayan adımlardır!
Bir zamanlar Cumhurbaşkanının başörtülü eşinin bile alınmadığı Gülhane'de eğitim alan başörtülü askeri öğrencilerin bulunması, Kızılay başkanının başörtülü bir hanım olması, başörtülülerin kamuda çalışabilir memur, hakim, savcı, asker, polis, bürokrat olabilmesi; bunların hepsi normalleşmeye zemin hazırlayan uygulamalardır ve bu sürecin mimarı da hiç şüphesiz Başkan Erdoğan'dır.
Onun için 'Normalleşme mücadelesi verdik!' derken yerden göğe kadar haklıdır.
Bin yıl İslam'ın sancaktarlığını yapmış bu millete inancını dinini yasaklamak anormal, özgürlük vermek de normaldir. O yüzden de başörtüsünün, yaşmağın, yazmanın, çarşafın Türkiye'nin normali olduğunu kabul ettirmiş olması Başkan Erdoğan'ın tarihe bıraktığı önemli izlerden biridir.
Başkan Erdoğan, Ayasofya'yı aslına çevirerek, Taksim'e, Çamlıca'ya, Ataşehir'e ve Levent'e abidevi camiler inşa ettirerek de tarihe not düşen bir siyasetçi olmuştur.
Evet, Türkiye o kılık kıyafet meselesini geride bırakmıştır.
Öyle ki başörtüsüne karşı amansız bir mücadele veren CHP'de bile parti meclisine başörtülü bir hanımı alacak kadar normalleşme yaşanmıştır.
Ancak ideolojiden arınmış sivil bir anayasa yapılması bir zarurettir.
Çünkü mevcut anayasa 28 Şubat zihniyetini hortlatmaya yetecek kadar içeriğe fazlasıyla sahiptir!