Ana içeriğe geç

Uzay araştırmalarında 'Fermi Paradoksu' sarsıntısı: Yıldız plazmaları uzaylı sinyallerini sinsi bir biçimde gizliyor olabilir

Gökbilimciler, onlarca yıldır süren radyo sessizliğinin arkasındaki kozmik sırrı deşifre etti. SETI Enstitüsü tarafından yürütülen yeni bir klinik modelleme, dış dünyadaki medeniyetlerden gelen teknolojik sinyallerin uzay hava durumu tarafından lekelenerek Dünya’daki teleskoplardan gizlendiğini kanıtladı.

Uzay araştırmalarında 'Fermi Paradoksu' sarsıntısı: Yıldız plazmaları uzaylı sinyallerini sinsi bir biçimde gizliyor olabilir
Cumhuriyet
16

İnsanoğlunun evrendeki yalnızlığını sorguladığı, siber çağın ve kuantum mekaniğinin en büyük muammalarından biri olan "Dünya dışı akıllı yaşam" arayışlarında tıp ve temel astrofizik kurallarını kökten değiştirecek tarihi bir kırılma yaşanıyor. 1950 yılında ünlü Fizikçi Enrico Fermi’nin, evrenin devasa büyüklüğü karşısında hiçbir yabancı medeniyet izine rastlanamamış olmasına atıfta bulunarak sorduğu o efsanevi "Herkes nerede?" sorusu, yani Fermi Paradoksu, nihayet somut bir bilimsel bariyere çarptı. Küresel ölçekte yürütülen derin uzay tarama projeleri (SETI) bugüne kadar tek bir yapay sinyal bile tescil edememişken, The Astrophysical Journal dergisinde yayımlanan yeni bir boylamsal analiz, sinsi bir siber kozmik engeli deşifre etti. Bilim insanları, uzaylıların aslında Dünya'ya sinyal gönderiyor olabileceğini, ancak bu sinyallerin yolculuk esnasında "yıldız plazmaları" tarafından şekil değiştirerek görünmez kılındığını belgeledi.

DOĞAL OLMAYAN DAR BANT SİNYALLERİ: UZAY TESİSATINDAKİ SİNSİ SAPMA

Geleneksel radyo astronomi literatüründe, dış dünyadaki zeki medeniyetlerin varlığını tescillemenin en birincil yolu, sadece birkaç hertzlik dar bir alanı kaplayan "dar bant" (narrowband) radyo emisyonlarını aramaktır. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Dublin Trinity College Astronomu Evan Keane, evrendeki hiçbir doğal kozmik nesnenin bu denli keskin ve milisaniyelik enerji çubukları üretemeyeceğini belirtiyor. Tıpkı Mars yüzeyindeki insan yapımı gezginlerin (rover) yaydığı sinsi sinyaller gibi, dar bant emisyonlar doğrudan bir teknolojinin ve zekanın kanıtı kabul ediliyor.

Ancak SETI Enstitüsü Başastronomu Vishal Gajjar liderliğindeki araştırma ekibi, insanlığın onlarca yıldır tamamen yanlış sinyal morfolojilerini (şekillerini) taradığını ortaya koydu. Geliştirilen siber veri modellerine göre, uzaylı gezegenlerin yörüngesinde döndüğü ana yıldızların ürettiği ekstrem uzay hava durumu; yüklü parçacıklar, koronal kütle atımları ve devasa plazma bulutları, bu keskin sinyalleri sinsi bir biçimde bozunuma uğratıyor. Yıldız plazmasının içinden geçmek zorunda kalan o net teknolojik imzalar, çevre kirliliği gibi yayılarak genişliyor, güçlerini kaybediyor ve Dünya'daki teleskopların tarama eşiklerinin altına sinsi bir şekilde kayarak "radyo sessizliği" illüzyonuna neden oluyor.

Image

VİKİNG VE MARİNER VERİLERİ IŞIK OLDU: KIRMIZI CÜCELERİN SİNSİ SIRRI

Araştırmanın tıp ve astrofizik disiplinlerini birleştiren en güçlü yönü, bilgisayar simülasyonlarının tamamen gerçek ve boylamsal uzay verilerine dayanması oldu. Araştırmacılar, 1960’larda Mars’a gönderilen Mariner IV ve 1977’de güneş sisteminin sınırlarını aşmak üzere fırlatılan efsanevi Viking sondalarının Dünya ile kurduğu iletişim verilerini mikroskobik incelemeye aldı. Gezegenler arası plazmanın insan yapımı sinyalleri nasıl genişletip deforme ettiğini gösteren devasa bir veri havuzu damıtılarak, galaksideki diğer güneş benzeri sistemlere uyarlandı.

Analizler, Samanyolu Galaksisi’ndeki her dört yıldızdan üçünü oluşturan ve evrenin başlangıcından beri hayatta oldukları için teknolojik medeniyetler geliştirmeye en elverişli yapılar olan M cüce (kırmızı cüce) yıldız sistemlerine yönlendirildi. Yapılan kuantum simülasyonlarında, kırmızı cüce yıldızlarının etrafındaki agresif uzay hava durumunun, ötegezegenlerden yükselecek dar bantlı teknolojik sinyalleri adeta bir fırça darbesi gibi "lekeleyerek" (smearing) tamamen tanınmaz hale getirdiği tescillendi. Araştırmacılar, Fermi Paradoksu'nun aslında evrende vericilerin yokluğunu değil; bizim teknolojik cihazlarımızın varsaydığı sinyal şekli ile uzay havasının deforme ettiği gerçek sinyal şekli arasındaki sinsi uyumsuzluğu yansıttığını kanıtladı.

YENİ NESİL TELESKOPLAR İÇİN SİBER REÇETE: SKA-LOW DÖNEMİ BAŞLIYOR

İngiltere Manchester Üniversitesi Astrofizik Profesörü Michael Garrett, onlarca yıllık uzay aracı gözlemlerine dayanan bu çalışmanın, siber sinyal işleme ekipleri için sarsıcı ve yön verici bir klinik katkı olduğunu belirtti. Uzmanlar, bu sinsi kozmik tahrifatı ortadan kaldırmak adına sinyalin frekansı ve yörüngedeki yıldızın plazma yoğunluğuna göre ne kadar genişleyeceğini milisaniyelik hesaplarla tahmin eden yeni bir matematiksel çerçeve (formül) geliştirdi.

Breakthrough Listen Oxford Hub Direktörü Andrew Siemion ise bu makalenin, uzak gezegen sistemlerinden gelen zayıf bir sinyal adayının gerçek bir uzaylı medeniyetine ait olup olmadığını tescillemek adına tıp kesinliğinde somut bir mekanizma sunduğunun altını çizdi. Sağlık ve uzay otoriteleri, Güney Afrika ve Avustralya'da kurulumu süren ve insanlık tarihinin en hassas radyo kulakları olacak olan SKA-Low (Square Kilometre Array) gibi yeni nesil siber teleskop protokollerinde, bu "sinyal genişlemesi ve lekelenme" algoritmalarının mutlak suretle sisteme entegre edilmesi gerektiğini önemle vurguluyor. Bu sinsi engelin aşılması halinde, kuantum çağında insanlığın kozmik sessizliği yırtarak evrendeki komşularıyla ilk dijital teması kurmasının an meselesi olduğu bildiriliyor.

Kaynağa Git

İlgili Haberler