Ana içeriğe geç

Çoklu kriz mi, tek bir sorun mu? Ekolojik yıkım göç ve eşitsizlik

İklim felaketleri, savaşlar, açlık, göç ve gelir eşitsizliği son yıllarda küresel medyada "polycrisis" yani "çoklu kriz" kavramıyla açıklanıyor. Ancak eleştirel yaklaşımlar, bunların birbirinden bağımsız krizler olmadığını, neoliberal küresel sistemin tek bir yapısal krizinin farklı görünümleri olduğunu gözler önüne seriyor. Tartışma düşünürler, iktisatçılar ve kuramcılarının uzun yıllardır dile getirdiği eleştirileri de yeniden gündeme taşıyor.

Çoklu kriz mi, tek bir sorun mu? Ekolojik yıkım göç ve eşitsizlik
Haber Global
16

Saygın düşünce kuruluşları ve uluslararası düşünce platformları son yıllarda dünyayı derinden etkileyen ekonomik durgunluk, iklim değişikliği, savaşlar, göç hareketleri ve demokratik gerilemeleri "polycrisis" yani "çoklu kriz" kavramıyla açıklamaya başladı. Liberal düşünce kurumlarına göre birbirinden farklı krizler aynı dönemde ortaya çıkarak birbirlerini besliyor. Ancak uzun zamandır yayımlanan eleştirel araştırmalar, sorunun yalnızca krizlerin üst üste binmesinden ibaret olmadığını gözler önüne seriyor. Küresel Güney merkezli düşünürler ve eleştirel ekonomi politik araştırmacıları, açlık, borç, savaş, ekolojik yıkım ve eşitsizlik gibi sorunların neoliberal küreselleşmenin yarattığı tek bir yapısal krizin sonuçları olduğunu gözler önüne seriyor.

'POLYCRISIS' ELEŞTİRİSİ BÜYÜYOR

Son dönemde yayımlanan çalışmalarda, "polycrisis" kavramının krizlerin tarihsel ve ekonomik kökenlerini görünmez hale getirdiği eleştirisi de öne çıkıyor. Araştırmacılara göre iklim felaketleri, borç krizleri, pandemiler, enerji sorunları ve bölgesel savaşlar birbirinden bağımsız olaylar değil. Çalışmalarda, özellikle 1980'lerden sonra hız kazanan neoliberal politikaların kamu hizmetlerini zayıflattığı, gelir eşitsizliğini büyüttüğü, ülkeleri borç sarmalına sürüklediği ve ekolojik yıkımı derinleştirdiği vurgulandı. Küresel Güney ve eleştirel perspektiften yapılan değerlendirmelerde, medyada bugün "çoklu kriz" olarak tanımlanan durumun Afrika, Asya ve Latin Amerika toplumlarının uzun yıllardır yaşadığı yapısal sorunların küresel ölçekte görünür hale gelmesinden ibaret olduğu ifade edildi.

KRİZLERİN KAYNAĞI AYNI

Çoklu kriz kavramına eleştirel yaklaşım sergileyen düşünürler günümüzde yaşanan ekonomik ve siyasal türbülansın yalnızca yönetim hatalarıyla açıklanamayacağını ifade ediyorlar. Eleştirilerde, küresel finans sisteminin kırılganlığı, artan servet eşitsizliği, iklim değişikliğinin hızlanması, savaş ekonomilerinin büyümesi ve demokratik kurumlara yönelik güvensizliğin ortak bir ekonomik model tarafından üretildiğinin altı çiziliyor. Araştırmacılar, mevcut uluslararası düzenin karı toplumsal ihtiyaçların önüne koyduğuna dikkat çekiyorlar. IMF, Dünya Bankası ve uluslararası finans kuruluşlarının uzun yıllardır uyguladığı politikaların gelişmekte olan birçok ülkede borç yükünü artırdığı ve sosyal kırılganlıkları derinleştirdiği görüşü de altı çizilen unsurlar arasında yer alıyor.

YILLAR ÖNCE UYARDILAR

Tartışma, eleştirel düşünürlerin uzun yıllardır dile getirdiği kuramları da yeniden gündeme taşıdı. Saygın eleştirel sosyolog Immanuel Wallerstein, kapitalist dünya ekonomisinin dönemsel değil yapısal bir kriz yaşadığını vurgulamıştı. Wallerstein'a göre ekonomik durgunluklar, siyasi istikrarsızlıklar ya da uluslararası çatışmalar birbirinden bağımsız gelişmeler değil, aynı dünya sisteminin ürettiği sonuçlardı. Ünlü sosyal kuramcı ve coğrafyacı David Harvey ise neoliberal dönemde krizlerin ortadan kalkmadığını, yalnızca yeni alanlara taşındığını yazmıştı. Harvey'e göre özelleştirmeler, finansallaşma ve servetin dar bir kesimde yoğunlaşması, küresel ölçekte yeni eşitsizlikler ve toplumsal gerilimler yarattı.

AÇLIK, BORÇ VE YOKSULLUK

Hindistan'ın önde gelen kritik iktisatçılarından Prabhat Patnaik de günümüzde yaşanan gıda ve borç krizlerinin piyasa hatalarından değil, küresel sermaye düzeninin işleyişinden kaynaklandığını sıklıkla ifade etti. Patnaik'e göre dünya genelinde yeterli üretim yapılmasına rağmen milyonlarca insanın açlıkla karşı karşıya kalması, sistemin temel çelişkilerinden biri durumunda. Hindistanlı bir diğer isim, tarihçi Vijay Prashad ise çalışmalarında, uluslararası medyanın bugün "polycrisis" olarak adlandırdığı durumun Küresel Güney toplumları için yeni olmadığını belirtti. Prashad'a göre Afrika, Asya ve Latin Amerika ülkeleri onlarca yıldır borç krizleri, dış müdahaleler, savaşlar ve kemer sıkma politikalarıyla karşı karşıya bulunuyor. Prashad sıklıkla günümüzde yaşanan tablonun yalnızca "çoklu kriz" olarak değil, küresel eşitsizliklerin ve neoliberal dünya düzeninin derinleşen krizi olarak değerlendirilmesi gerektiğini de vurguluyor.

KÜRESEL GÜNEY YENİ ALTERNATİFLER ARIYOR

Yakın dönemde yayımlanan çok sayıda araştırmada, mevcut krizlerin aşılması için daha adil bir küresel vergi sistemi, borçların yeniden yapılandırılması, Küresel Güney ülkeleri arasındaki (Güney-Güney) ticaretinin güçlendirilmesi, sosyal devlet mekanizmalarının genişletilmesi ve çevresel sürdürülebilirliği önceleyen yeni ekonomik modellerin ele alınması gerektiği de vurgulanıyor.

[email protected]

Kaynak: Web Özel

Kaynağa Git

İlgili Haberler