POLİTİKA SERVİSİ
CHP’ye atanan mutlak butlan kararının ardından muhalefet blokunun geniş kesimleri yaşananların bir parti içi mesele olmadığını net şekilde ortaya koydu.
Saray rejiminin saldırıları sonrasında tartışmaların merkezinde ise Türkiye’de muhalefetin nasıl bir siyasal hat kuracağı ve toplumsal değişim talebine nasıl yanıt vereceği sorusu duruyor. Özellikle 19 Mart’ın ardından siyasetin sahnesinde muhalefetin etkili olduğu dönemlerin tamamı parti sınırlarını aşan toplumsal dinamikler sonucu ortaya çıkarken emek mücadelesinden kadın hareketine, gençlik eylemlerinden demokrasi taleplerine kadar geniş bir alanda biriken toplumsal enerji, bugün de siyasetin yalnızca kurumsal aktörler üzerinden okunamayacağını gösteriyor.
Kamuoyu araştırmalarında da ekonomik kriz, hayat pahalılığı, gelir dağılımındaki eşitsizlik ve adalet sorunu toplumun en önemli gündemleri arasında yer almaya devam ederken tüm sorunların çözümü halkın büyük çoğunluğu için rejimin yıkılmasında görülüyor.
Araştırmalara göre toplumun yüzde 60’ından fazlası değişim talebini dile getiriyor ancak bu talep bir tek siyasi parti etrafında şekillenmiyor. Tam da bu nedenle son dönemde daha sık dile getirilen "birleşik" ya da "bütünleşik" cephe tartışmaları sadece seçim dönemlerinde kurulan geçici ittifakların ötesine geçen kalıcı bir mücadele zemini oluşturma ihtiyacını da gözler önüne seriyor. Özellikle butlan tartışmalarının ardından asıl ihtiyaç duyulanın, demokratik değişim talebini taşıyabilecek daha geniş bir toplumsal ve siyasal hareket zemini olduğu değerlendirmeleri de daha fazla güçleniyor.
‘HİÇBİRİ’ YANITI TESADÜF DEĞİL
Kamuoyu araştırmalarına da yansıyan var olan durumu ve önümüzdeki dönem siyaset sahnesinin asıl belirleyicisi olacağı belirtilen muhalefet cephesinin pozisyonunu Siyasal İletişim Uzmanı Suat Özçelebi ve Bulgu Araştırma Kurucusu, Sosyolog Semih Turan değerlendirdi. Özçelebi, Türkiye’deki sorunun yalnızca muhalefetin parçalı olması değil, aynı zamanda siyasal sistemin niteliğine ilişkin ortak bir tanımın yeterince güçlü kurulamaması olduğunu dile getirdi. "Birleşik cephe", "demokrasi ittifakı", "bütünleşik muhalefet" gibi formüller ancak hangi temel sorunlara karşı kurulduğu netleştiğinde toplumsal karşılık oluşturabilir” diyen Özçelebi, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Bugün seçmenin önemli bir kısmı hayat pahalılığı, gelir dağılımındaki adaletsizliği, adalet krizi nedeniyle iktidara karşı ciddi kurumsal güvensizlik hissediyor. Bunu da araştırmalarda dillendiriyor. Buna rağmen kararsızlar hala yüksek, çözüm adresi dillendirilirken “hiçbiri yanıtı” birinci sıradan inmiyor. Ancak ana muhalefet de dâhil tek bir muhalefet partisinin çözüm adresi olarak görülmemesi tesadüf değil. Çünkü seçmen yalnızca iktidarın değiştirilmesini değil, sonrasında neyin değişeceğini de, bunu yapabilecek güç ve kadroyu muhalefette görmek istiyor. Muhalefetin önündeki mesele, bu yüzden yeni bir parti kurmak mı, yoksa yeni bir siyaset üretmek mi sorusundan hızla, öncelikle demokrasiyi korumak için toplumsal muhalefeti kucaklayan hızlı bir siyasal birlikteliğe dönüşebilir. Ancak burada paralel yürümesi gereken süreçlerden söz ediyoruz. Öncelik, demokrasi için bir direniş ve mücadele hattıyla paralel, doğru liderle, “yeni bir siyaset üretme”, yeni bir hikâye yazmakta olmalıdır.
Toplumsal talep yeni bir tabela değil, yeni bir siyasal hikâye. Ne yaşanırsa yaşansın, insanlar kendilerini yalnızca seçim kazandıracak bir ittifakın değil, ülkenin geleceğini yeniden kuracak, “zamanın ruhunu” yakalamış bir ortaklığın parçası olarak görmek istiyor.
TOPLUMSAL MUHALEFET BİR RETORİK DEĞİL
“Cephe siyaseti" kavramı da dikkatli kullanılmalı. Eğer cephe yalnızca partilerin yan yana gelmesinden ibaret kalırsa sınırlı etki yaratır. Israrla “toplumsal muhalefet” üzerinde durulmalı, bu bir retorik değil. Kim ne yapacaksa, ancak toplumsal kesimleri, sendikaları, meslek örgütlerini, Anadolu’nun her yerinde gençleri, kadın hareketlerini, kentlerde dayanışma ağlarını ve farklı siyasi kimlikleri ortak bir demokratikleşme hedefinde buluşturabilirse anlam kazanır.
Muhalefet, gittikçe otoriterleşen iktidara karşı bir seçim ittifakı mı kuracak, yoksa mevcut rejimin yarattığı sorunlardan çıkış için bir toplumsal ve siyasal dönüşüm ortaklığı mı inşa edecek? Kısa bir süre içinde dayatılacak Anayasa tartışmaları ile bu soru daha da anlam kazanacak. Ancak ikinci seçenek olmadan birincisinin kalıcı başarı üretmesi zor görünüyor. Çünkü bugün Türkiye’de tartışma yalnızca hangi partinin kaç oy aldığı meselesi değil. Tartışma giderek daha fazla, hukuk devletinin işleyişi, kurumların bağımsızlığı, kuvvetler ayrılığı, seçimlerin adilliği ve siyasal rekabetin yok edilişi etrafında şekilleniyor. Şu anda asıl mesele, yeni aktörlerden çok, yeni bir demokratik gelecek fikrinin inşa edilip edilemeyeceği, bunun tartışılabileceği, demokratik, istikrarlı bir zemin kalıp kalmadığıdır.
Rejimin son butlan kararı ile beraber seçmen nezdinde ilk duygunun öfke olduğunu dile getiren Turan, özellikle Cumhur İttifakı seçmen blokunda bulunan kararsızlarda da bu duygu halinin endişe ve şaşkınlık olduğunu dile getirdi. Bunun sebebinin toplumdaki değişim iradesiyle doğru orantılı olduğunu söyleyen Turan şöyle konuştu: “Yaptığımız araştırmalarda ‘Hangi partiye oy vereceksiniz’ sorusu karşısında özellikle uzunca bir dönem yüzde 25-30 bandında gidip gelen kararsız seçmen bulunuyordu. Bugün bu sayı düşse bile hala azımsanamayacak bir yerde. Ancak ‘Erken seçim istiyor musunuz’ sorusu karşısında da yüzde 60 ‘hemen şimdi’ yanıtını veriyor. Yani bugün halkın çok büyük çoğunluğu tam olarak muhalefet partisine karar verememesine rağmen bu rejimden kurtulmayı talep ediyor. Bugün iktidarın muhalefetsiz bir Türkiye hamleleri karşısında da ortaya çıkan tabloda rejime karşı asgari müşterek düzeyinde ortaklaşmanın gerekliliğini ortaya koymuş durumda.
POTANSİYEL ENERJİ KİNETİK ENERJİYE DÖNÜYOR
Elbette ki Kürt sorunu, eğitim, sağlık politikaları, dış politika gibi birçok konu başlığında farklılıklar mevcut ama ülkenin ihtiyacı bunların dışında sorunların yaratıcısına karşı birlikte yeni bir siyaset hattını örmekte. Yani Hukuk devleti, sosyal devlet, laiklik gibi iktidar blokunun karşısında bir arada durulabilecek başlıklarla geniş bir siyaset örmek bugünün en güncel sorumluluğu olarak ortaya çıkıyor. Öte yandan bu tablonun bir diğer göstergesi CHP bunu tek başına kaldığı an savunamayacağı. En sağdan en sola Güvenpark’ta gördüğümüz tablonun siyaset alanına taşınmasına ihtiyaç var. Önümüzdeki dönem yeni CHP ve öz CHP arasında gidecek bir zeminle kurulamaz. Yani muhalefet hattının bütünü bir siyasi modeli tanımlamak durumunda. Bunun için de objektif koşulların yeterince var olduğunu görmek gerekli. Kitlelerin müthiş potansiyel enerjisi artık kinetik enerjiye dönüşmeye başladı. Dolayısıyla geldiğimiz nokta artık yol açmak için yola çıkılması gerekli olduğu bir aşamadayız.