Ana içeriğe geç

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle 8 yıl geride kaldı: ‘Sekiz yılın bilançosu yoksulluk, keyfilik ve adalet krizi’

Türkiye, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle 8 yılı geride bıraktı. Sistemin getirilerini değerlendiren CHP ve İYİ Parti kurmayları, sekiz yıllık dönemin ekonomide yoksullaşmayı derinleştirdiğini, kamu yönetiminde keyfiliği artırdığını ve yargı bağımsızlığını zayıflattığını belirtti.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle 8 yıl geride kaldı: ‘Sekiz yılın bilançosu yoksulluk, keyfilik ve adalet krizi’
Cumhuriyet
16

Türkiye, 2017’de yapılan referandumun ardından 9 Temmuz 2018’de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçti. Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, yeni hükümet sisteminin yıl dönümü nedeniyle yaptığı paylaşımda sistemi “Türkiye’yi güçlendiren, demokrasiyi geliştiren ve halkın gücünü artıran bir model” olarak nitelendirdi. CHP ve İYİ Parti kurmayları, yeni sistemle geçen sekiz yılı Cumhuriyet’e değerlendirdi.

CHP’nin seçilmiş yönetiminde yer alan isimlerden Yalçın Karatepe, sistemin getirdiği ekonomik sıkıntıları Cumhuriyet’e değerlendirdi. Yıllar içerisinde sistemin büyüme oranlarında istikrarsızlık yarattığına dikkat çeken Karatepe “Büyümenin kalitesine baktığımızda da tüketime ve inşaata dayalı bir büyüme var. Sanayinin toplam ekonomi içerisindeki payı ciddi şekilde geriledi. Ağırlıklı olarak hizmetlere dayalı bir ekonomik yapısı ortaya çıktı. Bütün bunlar ekonomide kırılganlıkların kaynağı oldu” dedi. Yeni sistemle Türkiye’de yoksulluğun da derinleştiğini vurgulayan Karatepe “Sisteme geçtiğimizde en düşük emekli aylığı alan yurttaşların toplam emekliler içindeki payı yüzde 4-5 civarındayken, şimdi neredeyse 4 emekliden 1’i bu maaşı alıyor. Bu da yoksullaşmanın yaygınlaştığını gösterir. Asgari ücretli çalışan sayısı da ciddi bir biçimde arttı. Asgari ücret, norm ücrete döndü” ifadelerini kullandı. Karatepe “Dolayısıyla genel olarak toplumsal refahı azaltan, yoksulluğu artıran, kırılganlıkları yüksek bir ekonomik sonuç ortaya çıkardı. Sisteme geçerken ‘Kararlar tek bir merkezden verilecek, hızlı ve etkin olacak’ denmişti. Ancak bu sistem Türkiye’deki kurumsal yapının zayıflamasına neden oldu. Merkez Bankası başkanlarının sık şekilde değişmesi, bakanların sekreter olarak çalışıp cumhurbaşkanından farklı karar veremiyor olması gibi durumlar yaşandı. Belirsizliğin arttığı, yoksulluk yaygınlaştığı ve kırılganlıkların bir türlü çözülemediği bir sonuç ortaya çıktı” diye konuştu.

‘HER YERDE ADALET ÇIĞLIKLARI VAR’

CHP’nin TBMM Adalet Komisyonu Sözcüsü Süleyman Bülbül de yargıda yaşanan gelişmeler açısından geride kalan sekiz yılı yorumladı. “Bu sistemle kuvvetler ayrılığı, kuvvetler birliğine dönüştü” diyen Bülbül “Tek kuvvet Saray oldu. Yargı bağımsızlığı, etkin bir yasama kalmadı. Saray’da bulunan kurulların hazırladığı yasalar üzerinden anayasaya aykırı bir şekilde kanunlar oluşturuldu. Yargı bağımsızlığı yerine OHAL dönemindeki uygulamalar normalleştirildi. Daha önce bakan yardımcısı olan, sonra İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olan birisi, partimizin kurumsal yapısına ve belediyelerimize operasyon yapıp, cumhurbaşkanı adayımızı tutukladıktan sonra bakan olarak atandı. Mutlak butlan kararı da siyasallaşan yargının son adımı oldu” ifadelerini kullandı. Bu süreçte uyulmayan Anayasa Mahkemesi kararları, engellenen eylemler, Cumhurbaşkanına Hakaret gibi sebeplerle açılan soruşturmaları örnek gösteren Bülbül “İnsanlar anayasadaki haklarını kullanılamaz oldu. İfade özgürlüğünü kullanamayanları, dezenformasyon yasası nedeniyle haklarında soruşturma açılan gazetecileri, sansür yasalarını, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını kullanmak isteyenlere yönelik ölçülü olmayan müdahaleleri gördük. Türkiye’nin geldiği noktada her yerde adalet çığlıkları var. Son olarak Trump’ın geçen gün çıkıp ‘Erdoğan’ı çok seviyorum, rahip Brunson için aradım, anında serbest bıraktı’ diyecek kadar yürütmenin yargıya müdahalesini ortaya koyan bir sistem var. Geldiğimiz nokta budur” dedi.

‘MAKROEKONOMİK GÖSTERGELER HIZLA BOZULDU’

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni ekonomi ve kamu yönetimi açısından değerlendiren İYİ Parti Kalkınma Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Erhan Usta, sistem değişikliğiyle birlikte devlet yönetiminde ciddi yapısal sorunların ortaya çıktığını kaydetti. Bütçe sürecinin de zayıfladığını belirten Usta, Cumhurbaşkanlığı’nın Meclis’e sunduğu tek düzenlemenin bütçe kanunu teklifi olduğunu, buna karşın bütçe görüşmelerinin de giderek torba yasa anlayışıyla yürütüldüğünü ve Meclis’in denetim gücünün zayıfladığını dile getirdi. Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle kurumların sık sık yeniden yapılandırıldığını ifade eden Usta, bunun kamu yönetiminde istikrarı bozduğunu ve verimliliği düşürdüğünü söyledi. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin yürürlüğe girdiği 2018 yılından itibaren ekonomik göstergelerde belirgin bir bozulma yaşandığını savunan Usta, enflasyonun yükseldiğini, bütçe açıklarının arttığını, kamu ve özel sektör borçluluğunun büyüdüğünü ifade etti. Gelir dağılımındaki bozulmanın derinleştiğini belirten Usta, geniş tanımlı işsizliğin de önemli ölçüde arttığını söyledi. Yoksulluğun büyüdüğünü ve vatandaşın alım gücünün gerilediğini dile getiren Usta, bu tablonun temel nedenlerinden birinin kurumsal yapının zayıflatılması olduğunu kaydetti. Hazine Müsteşarlığı’nın kaldırılmasının ekonomi yönetimi açısından önemli bir kayıp olduğunu belirten Usta, güçlü bir teknik yapının yanlış ekonomik kararların önüne geçebileceğini ancak mevcut sistemde bunun mümkün olmadığını söyledi. Devlet Planlama Teşkilatı’nın kaldırılmasının da uzun vadeli ekonomik planlama anlayışını ortadan kaldırdığını ifade eden Usta, Maliye Bakanlığı’nın daha çok bütçe hazırlayan bir kuruma dönüştüğünü belirtti. “Türkiye’ye makro ölçekte bakan güçlü bir kamu kurumu kalmadı” diyen Usta, bunun ekonomi yönetiminde önemli bir boşluk oluşturduğunu kaydederek “Yönetim sistemi giderek daha keyfi bir yapıya dönüştü. Keyfilik belirsizlik, verimsizlik, usulsüzlük ve yolsuzluk riskini artırıyor. Bunun sonucunda belirli kesimler zenginleşirken toplumun geniş kesimleri yoksullaşıyor” dedi.

‘MECLİS NOTERLİĞE DÖNDÜ’

İYİ Parti Grup Başkanvekili Uğur Poyraz, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin Türkiye'yi yönetemez hale getirdiğini savunarak, "Meclisi noterliğe çeviren bu sistemin bırakın ülkeye, kendisine bile katacağı hiçbir şey kalmamıştır" dedi. Poyraz, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum'un açıklamalarını da "sorumsuz yetkili beyanı" olarak nitelendirdi. Poyraz Uçum’un açıklamalarının “bir analiz değil, propaganda” niteliği taşıdığını söyledi. 2023 seçimlerinin Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'’ne verilmiş bir güvenoyu anlamına gelmediğini kaydeden Poyraz, “Yapılan seçim hem Cumhurbaşkanlığı hem de parlamento seçimidir. Eğer gerçekten bu sisteme toplumsal destek olduğunu düşünüyorlarsa, referanduma giderek Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi için bir güvenoyu almayı denesinler” dedi. Poyraz, Uçum’un açıklamalarını “zamansız ve amaçsız” olarak değerlendirirken, vatandaşların mevcut sistem nedeniyle kamu kurumlarında muhatap bulamadığını, hatta zamanla muhatap aramaktan da vazgeçtiğini belirtti. Yargıtay ve Danıştay üyelerinin belirlenme süreçlerine de dikkat çeken Poyraz, “Atanan herkes doğrudan ya da dolaylı olarak Cumhurbaşkanının iradesine tabidir. Meclis’i bir noterlik haline getiren bu sistemin bırakın ülkeye, kendisine bile katacağı hiçbir şey kalmamıştır” değerlendirmesinde bulundu.

‘DEVLETLER ŞAHISLARLA DEĞİL KURALLARLA YAŞAR’

İYİ Parti İstanbul Milletvekili Cihan Paçacı da mevcut sistemin devlet yönetiminde kurumsal dengeyi bozduğunu ifade ederek, güçlü devlet anlayışının kişilere değil, kurumlara dayanması gerektiğini vurguladı. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin yürürlüğe girmesiyle birlikte yürütme organını dengeleyecek mekanizmaların önemli ölçüde zayıfladığını öne süren Paçacı, bakanlıkların kurumsal ağırlığını kaybettiğini, TBMM’nin denetim fonksiyonunun gerilediğini ve bürokraside karar alma süreçlerinin giderek merkezileştiğini savundu. Devlet yönetiminin istişare kültürü yerine tek merkezli bir anlayışla yürütüldüğünü ileri süren Paçacı, bu durumun devlet hafızasına da zarar verdiğini belirtti. İYİ Parti olarak kişilerin değil kurumların güçlü olduğu bir yönetim anlayışını savunduklarını belirten Paçacı, “Devletler şahıslarla değil, kurallarla yaşar. Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında yapılması gereken, devleti yeniden kurumsal dengeye kavuşturmak, kuvvetler ayrılığını güçlendirmek ve millet iradesini Meclis’te gerçek anlamıyla temsil eden demokratik bir yönetim anlayışını hayata geçirmektir” ifadelerini kullandı.

Kaynağa Git

İlgili Haberler