Küresel medya, dijital platformlar ve uluslararası dev fonlarla desteklenen kampanyalar aracılığıyla her gün ekranlarımıza ve zihinlerimize sızan bu kuşatmanın en tehlikeli silahı ise kimlik siyaseti ve bu bağlamda yürütülen cinsiyetsizleştirme operasyonudur.
Karşımızdaki tablo, bize yutturulmaya çalışıldığı gibi masum bir insan hakları veya bireysel tercih meselesi değildir. Özünde emperyalizmin ve neoliberal sistemin, milli devletleri içeriden çökertmek, aileyi dağıtmak ve kitleleri köksüz, itaatkâr tüketicilere dönüştürmek için kullandığı stratejik bir koçbaşıdır. Ve bu silahın namlusu doğrudan bize, gençlere çevrilmiş durumda.
AĞAÇ YAŞKEN EĞİLİR
Bugünün gençliği, sosyal medya algoritmaları ve küresel içerik endüstrisinin çapraz ateşine maruz kalıyor. Bir genç günde ortalama beş saatten fazlasını ekran başında geçiriyor; bu sürenin büyük çoğunluğu küresel platformların yönettiği içeriklerden oluşuyor. Bu platformların sunduğu paket şudur:
“Cinsiyetinden, milliyetinden, hayat görüşünden vazgeç. Bunların hepsi sana atandı, yenilerini seçebilirsin.”
Peki bu arınma masalının sonu nereye varıyor? Son yıllarda çoğalan cinsiyet değiştirme süreçlerinin ardından yaşanan büyük pişmanlıklara ve trajedilere. Biyolojik gerçeklikten kaçmayı kurtuluş sanan pek çok genç, bunun bir çözüm olmadığını anladığında iş işten çoktan geçmiş oluyor.
EMPERYALİZMİN KÜLTÜREL ZEHRİ
Bugün, Hollywood, küresel müzik endüstrisi ve dijital platformlar ile ABD ve Avrupa’nın küresel medya ve kültür endüstrisi üzerindeki kurduğu tekel, neoliberalizmin ve onun yarattığı insan tipinin taşıyıcılarıdır. Hem Hollywood hem de farklı sinema ve televizyon içeriklerinde artık eşcinsel karakterlerin bulundurulması zorunluluğubir dayatma değil de nedir?
Küreselleşme insanın kökleşme zeminini sarsmaktadır. Sermayenin sınırsızca dolaştığı bir dünyada insanlar da bir metaya dönüşmektedir. Neoliberal sistem, bu kimlik siyasetinin gönüllü taşıyıcısı olmuştur. Sınıf mücadelesinin, vatan savunmasının ve sömürüye karşı direnişin yerini; etnik ayrılıkçılık ve cinsel kimlik fetişizmi almıştır. İnsan bedeni ve ruhu, emperyalizmin kâr hırsına kurban edilmektedir. Bu ideolojinin gençler üzerinde yarattığı en büyük ve acımasız tahribat, insanın kendine, doğasına ve toplumuna amansız bir şekilde yabancılaşmasıdır.
“Kendini özgürce inşa et” söylemi, ilk bakışta cazip görünür. Ancak gerçek özgürlük, bir zemin gerektirir. Hiçbir şeyin anlamlı olmadığı, hiçbir bağın kalıcı olmadığı, her kimliğin anlık bir tercih meselesi olduğu bir dünya, yalnızlık ve buhran üretir. Nitekim Amerika ve Avrupa’da gençler arasındaki yalnızlık, depresyon oranlarının rekor kırması tesadüf sayılmaz. Neoliberal sistem, kendi gençlerini kendi eliyle zehirliyor, uyuşturuyor ve kimliklerinden kopararak köksüz bir dal haline getiriyor.
BİYOLOJİK HAKİKATİN İNKÂRI
İnsanı insan yapan en temel gerçeklik, biyolojik yapısıdır. Her hücremize kodlanmış kadınlık ve erkeklik fıtratı, “toplumsal bir kurgu” denilerek reddedilmektedir. Bugün dayatılan ideoloji, cinsiyetleri “sabah uyanıldığında hissedilen bir duygu” veya “toplumsal bir kurgu” seviyesine indirgeyerek maddi bir gerçeğe savaş açıyor. Kendi bedeniyle kavgaya tutuşturulan, ergenliğin getirdiği doğal karmaşalar istismar edilerek aynadaki yansımasına “yanlış beden” gözüyle bakmaya itilen bir genç, derin bir psikolojik buhrana ve yapayalnız bir hayata sürükleniyor.
GERÇEK ÖZGÜRLÜK NEREDE?
Bugün gençliğin karşı karşıya olduğu bu çok cepheli savaş, doğrudan bir gelecek meselesidir.
Türk gençliğinin güçlü kalabilmesi, kendini bilen, tarihini ve kültürünü özümseyen, dünyayı anlayabilecek donanıma sahip bireyler yetiştirmekten geçmektedir. Köklü bir ağaç gibi hem derinlere tutunmak hem de göğe uzanmaktır.
Bugün gençliğimize düşen en önemli görev, sahte özgürlük masallarına aldanmamak ve dayatılan çürümeye karşı örgütlü bir duvar örmektir.
Gerçek özgürlük; insanın kendi biyolojik doğasına savaş açmasında, köksüzleşip kimliksizleşmesinde aranamaz. Gerçek özgürlük; vatanına, milletine, milli kültürüne sımsıkı sarılmakta, üreterek, kendini gerçekleştirerek var olmakta yatıyor.