Ana içeriğe geç

Patates daha önce neden yasaklandı?

16. yüzyılda Avrupa'ya gelen patates, dini ve tıbbi iddialarla iki asır yasaklandı. Parmentier'nin yöntemiyle yayılarak temel gıdaya dönüştü.

Patates daha önce neden yasaklandı?
Evrensel
16

Günümüzde dünya mutfaklarının vazgeçilmez temel gıdalarından biri olan patates, 16. yüzyılda Güney Amerika'dan Avrupa'ya ilk getirildiğinde büyük bir direnişle, hatta resmi yasaklarla karşılaştı. Bugün milyarlarca insanın tükettiği bu masum sebze, yaklaşık iki asır boyunca Avrupa’da "cüzzam kaynağı", "şeytanın elması" ve "cadılık sembolü" olarak nitelendirilerek tarlalardan ve sofralardan uzak tutuldu.

İşte patatesin Avrupa'da resmi olarak yasaklanmasına ve halk tarafından reddedilmesine yol açan temel tarihi ve bilimsel gerekçeler:

"Gecegölgesi" familyası ve zehirlenmeler

Botanıkçiler patatesi incelediklerinde, onu Solanaceae (Gecegölgesi) familyasına dahil ettiler. Bu familya, belladonna (güzelavrat otu) ve adamotu gibi son derece zehirli ve halüsinojenik bitkileri barındırıyordu.

Dönemin tarım işçileri patatesin yer üstünde kalan yeşil yapraklarını veya güneşte bekleyip yeşermiş, yüksek oranda solanin (zehirli bir bileşik) içeren yumrularını çiğ olarak tükettiklerinde ciddi zehirlenmeler ve hazımsızlıklar yaşadılar. Bu durum, bitkinin "zehirli ve tehlikeli" olduğu inancını pekiştirdi.

Hurafeler ve cüzzam suçlaması

Patatesin topraktan ilk çıktığındaki pürüzlü, lekeli ve yumrulu görüntüsü, dönemin insanlarında büyük bir tiksinti uyandırdı. İsviçreli ünlü doğa bilimci Caspar Bauhin dahil olmak üzere birçok dönemsel otorite, patates tüketmenin insanlarda cüzzam (lepra) hastalığına yol açtığını iddia etti.

Bu korku o kadar büyüdü ki, Fransa'nın Franche-Comté bölgesinde yerel parlamento, cüzzama neden olduğu gerekçesiyle 1748 yılında patates yetiştirilmesini ve tüketilmesini resmen yasakladı. Bu yasal yasak, Fransa genelinde 1772 yılına kadar yürürlükte kaldı.

"Dini metinlerde yer almıyor" reddiyesi

Orta Çağ ve Rönesans Avrupası'nda bir gıdanın meşruiyeti kilise ve dini dogmalarla doğrudan ilişkiliydi. Dönemin bazı dini düşünürleri ve Ortodoks çevreleri, patatesin İncil'de adının geçmediğini fark ettiler. "Tanrı'nın yaratmadığı ya da insanlara sunmadığı lanetli bir yiyecek" olarak görülen patates, özellikle köylüler arasında "Hristiyanlık dışı" ilan edildi.

Kültürel hiyerarşi ve "şeytanın elması"

Rönesans döneminin besin sınıflandırmasına göre, toprağın altı "ilahi olandan en uzak, karanlık ve şeytani" bölge olarak kabul ediliyordu. Meyveler ve kuşlar gökyüzüne yakın oldukları için asilzadelerin sofralarını süslerken; yer altında büyüyen patates, soğan ve havuç gibi bitkiler "şeytanın pisliği" olarak görülüyordu. Patatese bu yüzden uzun süre "şeytan'ın elması" dendi ve sadece domuzlara ya da savaş esirlerine layık görüldü.

Makus talihi değiştiren isim: Antoine-Augustin Parmentier

Patatesin makus talihi, Yedi Yıl Savaşları sırasında Prusyalılara esir düşen ve hapishanede sadece patates yiyerek hayatta kalan Fransız eczacı Antoine-Augustin Parmentier sayesinde değişti. Patatesin besleyici gücünü bizzat deneyimleyen Parmentier, Fransa'ya döndüğünde bu bitkiyi aklamak için dahi bir pazarlama stratejisi geliştirdi.

Kral 16. Louis'yi ikna ederek saray topraklarına patates ektirdi ve tarlanın etrafına gündüzleri ağır silahlı askerler dikti. Halkın "Burada çok değerli bir şey korunuyor" diyerek merak etmesini sağladı. Gece olunca askerleri geri çekti ve köylülerin patatesleri "çalmasına" izin vererek bitkinin tüm Avrupa'da yayılmasının önünü açtı.

Bugün kıtlıkları önleyen en stratejik tarım ürünlerinden biri olan patates, insanlığın beslenme tarihindeki en büyük ön yargı ve yasak duvarını bu sayede yıkmış oldu.

Kaynağa Git

İlgili Haberler