Ana içeriğe geç

Bekleyen değil, dönüşen kazanacak!

TSKB’nin EKONOMİ Gazetesi iş birliğiyle düzenlediği 3. Kalkınma Günü, küresel belirsizliklerin, yapay zekânın, yeşil rekabetin ve sosyal dönüşümün kalkınma gündemini nasıl yeniden şekillendirdiğini ortaya koydu. TSKB Genel Müdürü Ozan Uyar sürdürülebilir kalkınma bağlantılı finansman hedefini 15 milyar dolara çıkardıklarını söyledi. Zirvenin ana mesajı; “Yeni dönemde bekleyen değil; teknolojiye, iklime, insana ve veriye yatırım yapanlar kazanacak” oldu.

Bekleyen değil, dönüşen kazanacak!
Ekonomim.com
16

FERZAN ÇAKIR

Türkiye Sınai Kalkınma Bankası’nın (TSKB) EKONOMİ Gazetesi işbirliğiyle bu yıl üçüncüsünü düzenlediği Kalkınma Günü, “Hızlı Dönüşen Dünyada Kalkınma Rotasını Belirlemek” başlığıyla İstanbul’da gerçekleştirildi. Kuruluşlarının 76’ncı yılını kutlayan TSKB'nin Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Üyesi Ozan Uyar, sürdürülebilir kalkınma finansmanı hedefini 10 milyar dolardan 15 milyar dolara çıkardıklarını açıkladı. Konferansta küresel ekonomideki belirsizlikler, yapay zekânın dönüştürücü etkisi, yeşil rekabet, bilim ve girişimciliğin kalkınmadaki rolü ele alındı.

Etkinliğin açılışında konuşan TSKB Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Üyesi Ozan Uyar, son yıllarda küresel ekonomiyi şekillendiren temel unsurun belirsizlik olduğunu, bu belirsizliğin merkezinde ise büyük ekonomiler arasındaki hegemonya mücadelesinin yer aldığını söyledi. Mücadelenin temelini yapay zekâ, teknoloji, ileri mühendislik ve üretimin oluşturduğunu belirten Uyar, bu yılki Kalkınma Günü'nün temasını da bu dönüşüm doğrultusunda belirlediklerini kaydetti.

Bekleyen değil, dönüşen kazanacak! - Resim : 1

“Sürdürülebilir kalkınma bağlantılı finansman hedefi 15 milyar dolara çıktı”

Jeopolitik gerilimler, ticaret savaşları, teknolojik dönüşüm ve iklim krizinin küresel ölçekte yeni bir dönemi şekillendirdiğini belirten Uyar, yapay zekâ ve ileri teknolojilerin üretimden finansmana kadar tüm alanlarda dönüşüm yarattığını ifade etti.

TSKB’nin 2030 yılına kadar belirlenen sürdürülebilir kalkınma bağlantılı finansman hedefini 10 milyar dolardan 15 milyar dolara çıkardıklarını açıklayan Uyar, ayrıca 2024-2030 dönemi için belirlenen iklim finansmanı hedefinin 5 milyar dolara yükseltildiğini, buna ek olarak 3 milyar dolarlık sosyal finansman hedefi oluşturulduğunu söyledi. Kredi portföyünün yüzde 93'ünün sürdürülebilir kalkınma bağlantılı kredilerden oluştuğunu belirten Uyar, Türkiye'nin yenilenebilir enerji kurulu gücünün yaklaşık yüzde 14'ünde TSKB’nin katkısı bulunduğunu kaydetti.

Türkiye’nin kalkınma yolculuğunda yeni dönemin odağında teknoloji, iklim ve sosyal dönüşümün yer aldığını ifade eden Uyar, bankanın bu alanlardaki yatırımları desteklemeyi sürdüreceğini belirtti. Ozan Uyar, “Geride bıraktığımız 76 yılda ulusal ve uluslararası iş ortaklıklarımız ve uzun soluklu projelerimizle giderek güçlendirdiğimiz köklü TSKB mirasını, bugün ülkemizin sürdürülebilir ve kapsayıcı stratejik kalkınma hedefleriyle birleştirerek TSKB etkisini büyütmeye devam ediyoruz. Türkiye’nin üretim gücüne, üçüz dönüşümüne ve kapsayıcı kalkınma hedeflerinin hayata geçirilmesine kesintisiz desteğimizi büyütürken yenilenebilir enerji, döngüsel ekonomi, kadın ve genç istihdamı, sosyal yatırımlar, danışmanlık ve yenilikçi finansman modelleriyle sürdürülebilir kalkınmanın lokomotifi olmayı sürdürüyoruz” dedi.

Ünüvar: Bekleyin demiyorum koşun diyorum

Bekleyen değil, dönüşen kazanacak! - Resim : 2“Dünya ve Türkiye Ekonomisine Bakış: Piyasa ve Kalkınma Perspektifi” başlıklı bir sumun yapan TSKB Başekonomisti ve Direktörü Burcu Ünüvar, dünya ekonomisinde büyüme beklentilerinin uzun süredir aşağı yönlü revize edildiğine dikkat çekti. Uluslararası kuruluşların büyüme tahminlerine işaret eden Ünüvar, IMF ve Dünya Bankası’nın yaklaşık son on yıldır yayımladığı raporlarda orta vadeli büyüme beklentilerini sürekli aşağı çektiğini söyledi. Buna rağmen dünyada sermaye eksikliği bulunmadığını belirten Ünüvar, tarihte görülmemiş büyüklükte bir sermaye birikimi olmasına rağmen bu kaynağın üretken yatırımlardan çok finansal piyasalara yöneldiğini ifade etti.

Bunun küresel ölçekte potansiyel büyüme kaybına yol açtığını belirten Ünüvar, Türkiye’nin Avrupa pazarında yaklaşık 45 üründe Çin karşısında pazar kaybettiğini ancak çevresel ürünlerde Türkiye'nin pazar kazandığını bu alanın Türkiye için fırsat olduğunu anlattı. Bir dönem küresel büyümenin temel motorları olarak görülen ülkelerin artık aynı performansı gösteremediğine dikkat çeken Ünüvar, büyümenin kalitesinin de sorgulanması gerektiğini belirtti.

Ünüvar, küresel ekonomide son yıllarda hızla yükselen korumacılık, ticaret savaşları ve jeopolitik gerilimlerin yalnızca ekonomik büyümeyi değil, toplumların ortak sorunlara çözüm üretme kapasitesini de zayıflattığı söyledi. Bugün birçok gelişmiş ekonomide kamu kaynaklarının stratejik sektörlere yönlendirildiğini belirten Ünüvar, bunun yalnızca ekonomik değil aynı zamanda jeopolitik bir tercih haline geldiğini ve bu yaklaşımın küresel ticaret sistemini daha parçalı bir yapıya sürüklediğini ifade eden Ünüvar, bunun uzun vadeli sonuçlarının dikkatle izlenmesi gerektiğini belirtti. Ünüvar, “Kutuplaşmanın azaldığı bir dünyaya değil, giderek normalleştiği bir dünyaya doğru gidiyoruz. Ancak bunu normal kabul etmemeliyiz” mesajı verdi.

Türkiye'de 21 milyondan fazla kadın iş gücünün dışında

Türkiye’nin kalkınma tartışmalarında da yalnızca büyüme rakamlarına odaklanmaması gerektiğini söyleyen Ünüvar, verimlilik artışı, insan sermayesi, eğitim ve kurumsal kapasitenin önümüzdeki dönemin en kritik başlıkları olacağını vurguladı. Kadınların iş gücüne katılımının önemine de değinen Ünüvar, Türkiye’den 21 milyondan fazla kadının iş gücü dışında bulunduğunu belirtti. İş dünyasına da seslenen Başekonomist Ünüvar konuşmasını, “Bekleyin demiyorum, bu dönem geçsin demiyorum, koşun diyorum” sözleriyle tamamladı.

OXFORD ÜNİVERSİTESİ KÜRESELLEŞME VE KALKINMA PROFESÖRÜ GOLDIN:

Ulusal ölçekte dayanıklılık, uluslararası ölçekte iş birliği

Bekleyen değil, dönüşen kazanacak! - Resim : 3“Küresel Değişim: Kalkınma ve Bankacılık Üzerine Etkileri” başlıklı bir konuşma gerçekleştiren Oxford Üniversitesi Küreselleşme ve Kalkınma Profesörü Ian Goldin, jeopolitik gerilimler ve küresel belirsizliklere rağmen özellikle gelişmekte olan ülkeler için önemli fırsatlar bulunduğunu söyledi. Türkiye’nin genç nüfusu, üretim kapasitesi ve stratejik konumuyla bu dönüşümden fayda sağlayabilecek ülkeler arasında yer aldığını belirten Goldin, uzun vadeli yatırımların önemine dikkat çekti. Kalkınmanın; finansal kaynakların yanı sıra, insan sermayesi, eğitim ve teknoloji gibi unsurlarla da desteklenmesi gerektiğini ifade eden Goldin, belirsizlik dönemlerinde uzun vadeli finansman sağlayan kurumların rolünün daha da önem kazandığını söyledi. Goldin, küresel ekonominin geleceğine ilişkin değerlendirmelerinde, dünyanın giderek daha karmaşık ve birbirine bağlı bir yapıya dönüştüğünü vurgulayarak, 21. yüzyılın en büyük sınavının ortak riskleri birlikte yönetebilmek olduğunu söyledi.

Goldin’e göre iklim değişikliği, pandemiler, göç hareketleri, ekonomik kırılganlıklar ve jeopolitik gerilimler artık tek bir ülkenin sınırları içinde çözülebilecek sorunlar olmaktan çıktı. Dünyanın karşı karşıya olduğu risklerin ortaklaştığını belirten Goldin, ülkelerin yalnızca kendi içlerine kapanarak güvenlik sağlayamayacağını ifade etti.

“Hepimiz birbirimize bağlıyız”

Konuşmasında küresel ekonomilerin derin bir şekilde iç içe geçtiğine dikkat çeken Goldin, “Hepimiz birbirimize bağlıyız” yaklaşımının günümüz dünyasını anlamak için temel bir gerçek olduğunu söyledi. Goldin; iklim değişikliği, finansal krizler ve göç gibi sorunların ulusal sınırları aşan nitelikte olduğunu vurguladı. Goldin’in dikkat çektiği başlıklardan biri de iklim değişikliğinin yalnızca çevresel bir sorun olarak değerlendirilmemesi gerektiği oldu. İklim krizinin aynı zamanda ekonomik dönüşümün merkezinde yer aldığını belirten Goldin, temiz enerjiye geçiş, enerji verimliliği yatırımları ve düşük karbonlu teknolojilerin yeni büyüme alanları yarattığını ifade etti. Bu nedenle iklim politikalarının yalnızca maliyetler üzerinden değil, yaratacağı ekonomik fırsatlar üzerinden de değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Demografik dönüşümün de dünyanın geleceğini şekillendiren temel eğilimlerden biri olduğunu belirten Goldin, küresel yaşlanmanın ekonomik ve sosyal sonuçlarının daha fazla tartışılması gerektiğini söyledi. Karar alma süreçlerinde gelecek nesillerin çıkarlarının yeterince temsil edilmediğini ifade eden Goldin, kısa vadeli siyasi ve ekonomik hesaplar yerine uzun vadeli düşünmenin önemine dikkat çekti. Özellikle genç kuşakların karar mekanizmalarında daha etkin rol üstlenmesinin sürdürülebilir politikalar açısından kritik olduğunu belirtti.

“Daha yüksek duvarlar daha fazla güvenlik getirmiyor”

Son dönemde yükselen korumacılık eğilimlerine de değinen Goldin, ülkelerin ekonomik ve siyasi olarak içe kapanmasının sanıldığı kadar güvenlik sağlamadığını söyledi. Duvarlar yükseltmenin ve sınırları kapatmanın riskleri ortadan kaldırmadığını ifade eden Goldin, aksine güvensizliği ve kırılganlığı artırabileceği uyarısında bulundu. Küresel tehditlerin coğrafi sınır tanımadığını belirten Goldin, ortak sorunların ancak ortak çözümlerle yönetilebileceğini vurguladı.

Goldin’e göre önümüzdeki dönemde ülkeler için en önemli hedeflerden biri ulusal dayanıklılığı artırarken uluslararası iş birliğini güçlendirmek olacak. “Ulusal ölçekte dayanıklılık, uluslararası ölçekte iş birliği” yaklaşımını savunan Goldin, iklim değişikliğinden salgınlara, ekonomik şoklardan göçe kadar uzanan ortak risklerin yönetilebilmesi için ülkeler arasında daha güçlü koordinasyon gerektiğini belirtti.

Bekleyen değil, dönüşen kazanacak! - Resim : 4

TSKB sordu, şirketler yanıtladı: En büyük riskimiz iklim krizi

“Yeşil Rekabet Döneminde Kalkınma Bankacılığı ve Reel Sektör” oturumunun moderatörlüğünü yapan TSKB Genel Müdür Yardımcısı Hasan Hepkaya, TSKB tarafından gerçekleştirilen anketin sonuçlarını paylaştı. Ankete göre şirketler önümüzdeki beş yılda en önemli risk faktörü olarak iklim risklerini gösterirken, katılımcıların yüzde 90’ı son üç yılda risk azaltıcı yatırım yaptığını, yüzde 94’ü ise önümüzdeki üç yıl içinde yeni yatırımlar planladığını belirtti.

Panelin açılışını yapan Hepkaya, enerji ve kaynak verimliliği yatırımlarının önümüzdeki dönemin öncelikli başlıkları arasında yer alacağını belirtti. Anket sonuçlarını değerlendiren Limak Yatırım Proje Finansman Direktörü Ebru Nur Yıldız, “İklim değişikliğinin en görünür sonuçlarını fiziksel risklerde görüyoruz. Ancak benim için su riski en az bunlar kadar önemli. Şirketler olarak yatırım yaptığımız ve yapmayı planladığımız tüm bölgelerde iklim risklerini değerlendiriyoruz. Bu alandaki en büyük sorun veri eksikliği. Veri olmadan riskleri öngörmek ve gerekli önlemleri almak mümkün değil” yorumlarını yaptı.

Özaltın Holding CFO’su Selin Refik ise, “Turizm sektöründe doğayı iş modelinizden ayrı düşünemezsiniz. Bu nedenle fiziksel iklim riskleri, enerji maliyetleri ve enerji arz güvenliği bizim için doğrudan operasyonel risk anlamına geliyor. Yeşil dönüşüm süreci şirketimizde istihdam kaybı yaratmadı; tam tersine yeni uzmanlık alanları ve yeni ekipler oluşturdu. Finansman tarafında verilen taahhütler de dönüşümü hızlandırıyor” şeklinde konuştu.

Bekleyen değil, dönüşen kazanacak! - Resim : 5

“Teknoloji kopyalanabilir asıl değer sahada yaratılır”

EKONOMİ Gazetesi Koordinatörü ve Sürdürülebilirlik Editörü Didem Eryar Ünlü moderatörlüğünde gerçekleşen “Yapay Zekâ Çağında Girişimcilik: Yeni Nesil İş Modelleri” oturumu, yapay zekânın girişimcilikte yalnızca hız ve verimlilik sağlayan bir araç olmadığını; doğru problemle buluştuğunda yeni nesil iş modellerinin temel taşı haline geldiğini gösterdi. Werover Kurucu CEO’su Balca Yılmaz “Enerji sektöründe çalışırken rüzgâr türbinlerinin kanatlarındaki hasarların ciddi maliyet yarattığını gördük. Biz de bu hasarların ne zaman başladığını, nasıl ilerlediğini ve ne zaman müdahale edilmesi gerektiğini önceden öngörebilen sistemler geliştirdik. Teknoloji kopyalanabilir ancak asıl değer veri, saha deneyimi ve bilgi birikiminde yatıyor” yorumlarını yaptı.

Binclusive Kurucu CEO’su Atakan Nalbant ise, “Türkiye’de yaklaşık 9 milyon kişi herhangi bir engelle yaşıyor. Buna rağmen dijital uygulamaların yüzde 96’sı erişilebilir ve kapsayıcı değil. Biz kurumların dijital dünyasını herkes için erişilebilir hale getirmeye çalışıyoruz. Kapsayıcılık bir sosyal sorumluluk projesi değil, iş yapış biçiminin bir parçası olmalı. Önemli olan kaç kişiye ulaştığımız değil, kaç kişinin dışarıda kalmasını engellediğimiz” dedi.

Bekleyen değil, dönüşen kazanacak! - Resim : 6

MIT MEDIA LAB ARAŞTIRMACISI DOÇ. DR. CANAN DAĞDEVİREN:

Ruj gibi çantada taşınabilecek teknoloji!

“Kadınlar Candır, Canandır” başlıklı oturumda konuşan MIT Media Lab araştırmacısı Doç. Dr. Canan Dağdeviren, bilimin insan hayatına dokunduğu noktada gerçek anlamını bulduğunu vurgulayan çarpıcı bir hikâye paylaştı. Dağdeviren, meme kanseri nedeniyle kaybettiği teyzesinden ilham alarak geliştirdiği giyilebilir ultrason cihazının çıkış noktasını anlattı. Dağdeviren’e göre yapay zekâ destekli sistemler, gelecekte yalnızca görüntüleme süreçlerini kolaylaştırmakla kalmayacak; kişiye özel risk analizleri, erken uyarı mekanizmaları ve düzenli takip sistemleriyle kadın sağlığında önleyici yaklaşımı güçlendirecek.

Bir kadın tasarladı kadınlara armağan etti

Geliştirdikleri ultrason tabanlı, giyilebilir ve sütyen içine entegre edilebilen cihazın, kadınların düzenli veri toplayabilmesini sağlayacağını belirten Dağdeviren, bu verilerin telefon ya da bilgisayar aracılığıyla aktarılacağını ve yapay zekâ destekli analizlerle doktorlara, radyologlara ve ultrasonografi uzmanlarına rapor sunulacağını söyledi. Bu modelin çok taraflı bir fayda yarattığını vurgulayan Dağdeviren, “Bu model kazan-kazan-kazan. Doktorların performans göstergeleri artarken daha fazla hastaya ulaşmaları mümkün olacak. Hastanelerdeki yoğunluk ve insan trafiği azalacak. Sigorta şirketleri daha düşük maliyetlerle karşılaşacak. Hastalar ise işlerinden kopmadan sağlık takibini sürdürebilecek. Aynı zamanda kamu maliyesi de bu süreçten kazançlı çıkacak” dedi.Bekleyen değil, dönüşen kazanacak! - Resim : 7

Teknolojinin en önemli katkısının erken ve doğru teşhis olduğunu belirten Dağdeviren, “Önümüzdeki yıllarda bu teknolojinin bir ruj ya da fondöten gibi çantamızda taşınabilecek hale geleceğini öngörüyorum” dedi. Bu yaklaşımın, bir kadın tarafından tasarlanmış ve yine kadınlara armağan edilmiş bir sağlık hizmeti olduğunu dile getirdi.

Kadın sağlığı bireysel bir mesele değil ülkeler için kalkınma meselesi

Dünyada meme kanserini önlemeye yönelik 265 farklı ilaç bulunduğunu ancak bunların kişiselleştirilmesinde hâlâ sınırlılıklar olduğunu söyleyen Dağdeviren, geliştirdikleri cihaz sayesinde tedavi sürecinde tümörlerin nasıl değiştiğinin takip edilebileceğini ifade etti. Yapay zekâ entegrasyonu ile henüz hasta olmayan birelerin dahi uzun vadeli risk analizlerinin yapılmasının hedeflendiğini kaydetti. Mevcut ultrason cihazlarının maliyetinin yaklaşık 2 bin dolar seviyesinde olduğunu hatırlatan Dağdeviren, geliştirdikleri çözümün çok daha düşük maliyetlerle üretilebildiğini, neredeyse kahve fiyatına mal edilebileceğini söyledi. Dağdeviren, kadın sağlığının yalnızca bireysel bir sağlık meselesi olarak değil, kalkınma meselesi olarak ele alınması gerektiğine dikkat çekti.

Bekleyen değil, dönüşen kazanacak! - Resim : 8

Kahraman: Bekleyen değil uygulayan şirketler kazanacak

EKONOMİ Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Handan Sema Ceylan’ın moderatörlüğünde gerçekleştirilen “Yapay Zekâ Çağında Sanayide Verimlilik: İyi Uygulamalar” oturumunda konuşan Beko Ar-Ge Kıdemli Direktörü Soner Kahraman, yapay zekânın ürün geliştirmeden üretime, kalite kontrolden bakım süreçlerine kadar birçok alanda kullanıldığını anlattı. Kahraman, yapay zekâ destekli sistemlerle bulaşık makinelerinde enerji ve su tüketimini optimize ettiklerini, görüntü işleme teknolojileri sayesinde kalite kontrolde önemli iyileşmeler sağladıklarını söyledi. Üretim hatlarında kullanılan bakım uygulamalarının da arızaları önceden tespit ederek verimliliği artırdığını belirten Kahraman, “Beklemek değil, harekete geçmek gerek. Bu aynı zamanda kültürel bir dönüşüm” diye konuştu.

Yapay zekâ sanatı da dönüştürüyor

Bekleyen değil, dönüşen kazanacak! - Resim : 9Zirvede sanayi, bilim ve girişimciliğin yanı sıra yapay zekânın sanata etkisi de ele alındı. Sanatçı ve bilgisayar bilimci Memo Akten, “Yapay Zekâ Vand Sanat: Yaratıcılığın Yeni Sınırları” başlıklı sunumunda teknolojinin yaratıcılık ve insan deneyimiyle kurduğu ilişkiyi anlattı. Akten, “Sanat belirsizlik içinde yol bulmanın araçlarından biri. İnsanlar teknoloji üzerindeki etkisini kaybetmemeli” dedi.

Kaynağa Git

İlgili Haberler