İngiltere merkezli düşünce kuruluşu Enerji ve İklim İstihbaratı Birimi’nin (Energy and Climate Intelligence Unit, ECIU) yeni analizi, aşırı sıcakların tarım işçileri üzerindeki etkisinin gıda üretimi ve tedarik zincirleri üzerinden gıda güvenliği için büyüyen bir tehdit oluşturduğunu ortaya koyuyor.
İngiltere’nin gıda ithalatında önemli yer tutan ve iklim krizine karşı kırılgan 15 tedarikçi ülkeyi inceleyen çalışmaya göre, bu ülkelerdeki işçiler ısı stresi nedeniyle yılda ortalama 50 iş günü eşdeğerinde çalışma kapasitesi kaybediyor.
Bu kayıp, işçilerin fiilen 50 gün işe gitmediği anlamına gelmiyor. Aşırı sıcaklar nedeniyle çalışma temposunun düşmesi, molaların artması, çalışma süresinin kısalması ve verimin azalması sonucu ortaya çıkan toplam üretim kaybını ifade ediyor.
Analize göre iklim değişikliği nedeniyle kaybedilen çalışma saati sayısı her yıl 4-5 saat artıyor. Bu durum, aşırı sıcakların yalnızca işçi sağlığını değil; tarımsal üretimi, gıda arzını ve gıda fiyatlarını da etkileyen büyüyen bir risk haline geldiğini gösteriyor.
2024’te 640 milyar potansiyel çalışma saati kaybedildi
2025 Lancet Countdown raporu da sıcakların çalışma hayatı üzerindeki küresel etkisini ortaya koymuştu. Rapora göre kayıtlara geçen en sıcak yıl olan 2024’te, sıcağa maruz kalma nedeniyle dünya genelinde 640 milyar potansiyel çalışma saati kaybedildi.
Bu sayı, 1990-1999 dönemine kıyasla yüzde 98 daha yüksek. Çalışma saati kayıplarından en fazla etkilenen grup ise tarım işçileri oldu. Küresel kayıpların yaklaşık üçte ikisini, yani yüzde 63,5’ini tarım işçileri oluşturdu.
İnsani Gelişme Endeksi (Human Development Index, HDI) düşük olan ülkelerde bu oran yüzde 75,5’e kadar çıktı. Bu tablo, ısı stresinin özellikle yoksul ülkelerde ve kırılgan işgücü gruplarında daha ağır sonuçlar doğurduğunu gösteriyor.
ILO: Isı stresi küresel GSYH’de 2,4 trilyon dolarlık kayba yol açacak
Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) 2019 tarihli hesaplamasına göre, 2030 yılına kadar ısı stresi dünya genelinde çalışma saatlerini yüzde 2,2 oranında azaltacak.
ILO, bu kaybın küresel gayrisafi yurt içi hasılada 2,4 trilyon dolarlık kayba neden olacağını öngörüyor. Tahminlere göre küresel işgücünün yüzde 71’i aşırı sıcağa maruz kalacak. Bu oran Arap ülkelerinde yüzde 83’ün üzerine çıkarken, Afrika’da yüzde 93’e yaklaşacak.
Türkiye’nin de dahil olduğu 10 ülkeye ilişkin ILO tahminleri ise sıcaklık stresinden kaynaklanan GSYH kaybının 1995’ten 2030’a iki katın üzerinde artacağını gösteriyor.
El Nino gıda fiyatları üzerindeki baskıyı artırabilir
Araştırmacılar, bu yıl beklenen güçlü, hatta gayriresmi ifadeyle "süper" El Nino’nun, halihazırda sanayi öncesi döneme kıyasla yaklaşık 1,4 derece daha sıcak bir dünyada gerçekleşeceğine dikkat çekiyor.
El Nino; pirinç, kahve ve şeker dahil olmak üzere birçok mahsulün verimini olumsuz etkileyen aşırı hava olaylarına neden olabiliyor. Uzmanlara göre güçlü bir El Niño, küresel sıcaklıkları geçici olarak daha da artırarak gıda fiyatları üzerindeki baskıyı büyütebilir.
Brezilya’da işçi başına 295 saatlik kayıp
Türkiye’nin en fazla gıda ithalatı yaptığı ülkelerden Brezilya da ECIU analizinde incelenen 15 ülke arasında yer alıyor. Rapora göre Brezilya’da 2024 yılında işçi başına 295 saatlik çalışma kapasitesi kaybı yaşandı. Bu rakam, 1990’a kıyasla yüzde 23’lük artış anlamına geliyor.
Brezilya son yıllarda iklim krizinin ağır etkileriyle karşı karşıya kaldı. 2023-2024 döneminde Brezilya Amazonlarında şimdiye kadar kaydedilen en şiddetli kuraklık koşulları yaşandı.
2024’te felaket niteliğindeki sellerle sarsılan Güney Brezilya, Haziran 2025’te yeniden şiddetli yağışlara maruz kaldı. Bu gelişmeler bölgedeki tarım ürünlerini ve hayvancılığı olumsuz etkiledi.
Aşırı sıcaklar, mahsullerde hem verimi hem de kaliteyi düşürüyor. Özellikle kahve, sıcaklık artışlarına karşı en hassas ürünler arasında gösteriliyor. 2024’te kakao, pirinç ve buğday başta olmak üzere birçok üründe verim düşüşü yaşandı.
Türkiye’de iş gücü verimi yüzde 52’ye kadar azalabilir: Dünyanın geri kalanından çok daha hızlı ısınıyor
Türkiye de ısı stresinin tarımsal üretim ve çalışma hayatı üzerindeki etkileri açısından riskli ülkeler arasında yer alıyor.
ILO’nun 2019’da yayımlanan raporuna göre Türkiye’nin de dahil olduğu 10 ülkede, sıcaklık stresinden kaynaklanan GSYH kaybı 1995’ten 2030’a iki katın üzerinde artacak.
Akademik bir çalışmaya göre ise yüzyılın sonuna doğru İç Anadolu, Ege ve Doğu Akdeniz’in bazı bölgelerinde yaz aylarındaki işgücü verimi yüzde 52’ye varan oranlarda azalacak.
Lund Üniversitesi Sürdürülebilirlik Çalışmaları Merkezi’nden (LUCSUS) Dr. Sinem Kavak, Türkiye’nin iklim krizinin etkilerinin çok net görüldüğü bir coğrafyada yer aldığını belirterek, "Türkiye, iklim krizinin etkilerinin çok net olarak görüldüğü bir coğrafyada yer aldığı için dünyanın geri kalanından çok daha hızlı ısınıyor. Bu yüzden kavurucu sıcaklarla, kuraklıkla ve büyük yangınlarla boğuşuyoruz," dedi.
Kavak, modelleme çalışmalarının Türkiye’de ortalama sıcaklıkların ve sıcak hava dalgalarının artacağını gösterdiğini söyledi. Bu artışın ülke genelini etkileyeceğini belirten Kavak’a göre özellikle Şanlıurfa, Hatay, Adana ve Antalya gibi tarımsal üretimin yoğunlaştığı iller yüksek risk altında.
"Aşırı sıcakların herkesi eşit şekilde etkilemediği artık biliniyor. Dar gelirliler, kenar mahalleler, yoksul çiftçiler ve işçiler, bu kavurucu sıcakların etkisini çok daha fazla hissediyor. Bu eşitsiz bölüşüm, özellikle mevsimlik işçi emeği açısından bakıldığında birçok soruna yol açıyor," diyen Kavak, yaz aylarına denk gelen hasat dönemlerinde işçilerin uzun saatler boyunca aşırı sıcaklara maruz kaldığını belirtti.
Kavak’a göre pamuk, meyve-sebze, kimyon ve mercimek gibi ürünlerin hasatlarında işçiler bazen 40-45 dereceyi aşan sıcaklıklarda gün boyu çalışmak zorunda kalıyor. Bazı ürünlerde çalışma süresi 12 saati aşabiliyor.
"Saha araştırmalarımızda işçiler, bu maruziyetin sebep olduğu sağlık sorunlarından şikayet ediyorlar. Tarlaların büyük kısmında gölgelik alanlar ve hatta içme suyuna erişimin bile kısıtlı olduğunu görüyoruz," ifadelerini kullandı.
İşçi kamplarında çocuklar ve yaşlılar da risk altında
Kavak, yüksek sıcaklık maruziyetinin yalnızca tarladaki çalışma koşullarıyla sınırlı olmadığını, mevsimlik tarım işçilerinin yaşadığı kamp alanlarında da ciddi riskler bulunduğunu söyledi.
"İşçi haneleri mevsimlik göç esnasında çoluk-çocuk, yaşlı-genç beraber göç ediyorlar. Gün içinde çok ısınan çadırlarda ve güneş koruması olmayan kamp alanlarında kalan çocuklar ve yaşlılar da ısınan havanın ve aşırı sıcakların eşitsiz yüküne maruz kalıyorlar," diyen Kavak, Türkiye’de erken uyarı sistemleri ve uyum politikalarının tarlalarda sistematik biçimde uygulanmadığını vurguladı.
Kavak, sosyo-ekonomik kırılganlıkların ve üretim sisteminin yarattığı baskıların işçileri tehlikeli koşullarda çalışmaya zorladığını belirterek, "Gerek sosyo-ekonomik kırılganlıkları gerekse üretim sisteminin üreticiye ve işçiye dayattığı baskılar nedeniyle işçiler, 50 dereceye varan sıcaklıklarda tarlalarda çalışmaya devam ediyor," dedi.
'Asıl tehlike yalnızca termometrenin gösterdiği sıcaklık değil'
Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı, "iklim değişikliği sıcak noktası" olan Akdeniz Havzası’nın küresel ortalamadan belirgin biçimde daha hızlı ısındığına dikkat çekti.
Yavaşlı’ya göre tarım işçileri açısından asıl tehlike yalnızca havanın kaç derece olduğu değil. Sıcaklık ile nemin birleşik etkisi, insan vücudunun sıcakla baş etme kapasitesini belirliyor.
"İnsan vücudunun sıcakla baş etme yeteneğini belirleyen şey, sıcaklık ile nemin birleşik etkisidir; bilim insanları bunu ‘yaş termometre sıcaklığı’ ile ölçer. Nem yükseldikçe ter buharlaşamaz, vücut kendini soğutamaz ve aynı hava sıcaklığı çok daha tehlikeli hale gelir. İşte bu yüzden Çukurova, Ege ve Güneydoğu Anadolu ovaları gibi hem sıcağın hem de nemin yoğunlaştığı tarımsal üretim merkezleri, Türkiye’nin ısı stresi açısından en kırılgan bölgeleridir," dedi.
Yavaşlı, gece sıcaklıklarındaki artışın da işçiler açısından önemli bir risk oluşturduğunu söyledi. "Tropik geceler" olarak adlandırılan ve gece sıcaklığının 20 derecenin altına düşmediği günlerin sayısının son on yıllarda hızla arttığını belirten Yavaşlı, insan vücudunun asıl olarak geceleri toparlandığını vurguladı.
"Gece serinlemesi ortadan kalktığında ısının yarattığı fizyolojik yük günden güne birikir. Bedenin, geceleri kendini onarma fırsatını kaybetmesi, hasat döneminde günde 12 saati aşan sürelerle tarlada çalışan bir işçi için doğrudan sağlık riski demektir," ifadelerini kullandı.
'Mesele yalnızca ne kadar ısınacağımız değil'
Yavaşlı, Türkiye’de yapılan modelleme çalışmalarının ısı stresinin tarımsal işgücü verimliliğini ciddi biçimde düşüreceğini gösterdiğini belirtti.
Altınsoy ve arkadaşlarının çalışmasına atıf yapan Yavaşlı, yüzyılın sonuna doğru, yani 2071-2100 döneminde İç Anadolu, Ege ve Doğu Akdeniz’in bazı kritik bölgelerinde yaz aylarındaki işgücü veriminin yüzde 52’ye varan oranlarda düşebileceğini söyledi.
Yavaşlı, bu yılın ikinci yarısında gelişmesi beklenen güçlü El Niño’nun da kısa vadeli riskleri artırabileceğini belirterek, "Çünkü El Niño küresel sıcaklıkları geçici olarak yukarı çeker ve halihazırda sanayi öncesine göre 1,3 dereceden fazla ısınmış bir dünyanın üzerine eklenir," dedi.
Isının toplumsal etkisinin eşit dağılmadığını vurgulayan Yavaşlı, "Klimalı bir ofiste çalışan biriyle, 45 dereceyi aşan tarlada gölgeliği ve hatta içme suyu erişimi kısıtlı bir mevsimlik işçi aynı sıcaklığı yaşamıyor. Dar gelirli haneler, yaşlılar, çocuklar ve mevsimlik tarım işçileri bu eşitsiz yükün en ağırını taşıyor," ifadelerini kullandı.
Yavaşlı’ya göre Türkiye açısından temel soru yalnızca sıcaklık artışının boyutu değil, bu sıcaklığı kimin hangi koşullarda göğüsleyeceği.
"Erken uyarı sistemleri, çalışma saatlerinin sıcağın zirve yaptığı öğle-ikindi aralığından kaydırılması, tarlalarda gölgelik ve suya erişim gibi uyum önlemleri artık lüks değil, temel bir halk sağlığı zorunluluğudur," dedi.