İnsanoğlunun geçmişine duyduğu merak hiç bitmez. Tarihte bilinen ilk müze aslında düşündüğümüzden çok daha eski bir dönemde kuruldu. M.Ö. 530’da İkinci Babil İmparatoru’nun son kralı Nabonidus, antik eserlere olan ilgisiyle tanınmıştı. Kendisi, tarihteki ilk arkeolog olarak kabul ediliyor.
Kızı, prenses ve başrahibe Ennigaldi-Nanna, bugün Irak’ın güneyindeki Ur kentinde birçok antik eseri bir araya getirdi. Bu müze de 1925 yılında arkeolog Leonard Woolley'nin Ur'daki saray ve tapınak kompleksinin bazı kısımlarını kazdığı sırada keşfedildi.
Kazıda, yan yana düzgünce dizilmiş, M.Ö. 20. yüzyıla kadar giden düzinelerce eser bulundu. Çoğu Sümer, Akad ve eski Babil’den kalmaydı. Eserlerin yanına üç dilde yazılmış kil etiketler konulmuştu. Ennigaldi de tarihteki ilk müze küratörü kabul ediliyor.
1471’de Papa IV. Sixtus’un Roma halkına antik bronz heykeller bağışlamasıyla dünyanın en eski sürekli halka açık müzelerinden biri, Capitoline Müzeleri ortaya çıktı. Modern anlamda ilk müze adını taşıyan kurumlardan biri de 1683’te İngiltere’de açılan Oxford’daki Ashmolean Müzesi.
Günümüzde müzeler, kentlerin en önemli çekim alanları. Her yıl milyonlarca insan, şehirden şehre, ülkeden ülkeye gezerken müzelere özel bir zaman ayırıyor, kimi gezilerini müzelere göre planlıyor.
Ama tarihi eserlerin sergilendiği müzeler de kuşakların ilgilerindeki değişime göre, gelişen teknolojiyi de kullanarak sürekli bir dönüşüm içinde. Ziyaretçilere, özellikle de yeni kuşaklara ulaşmanın yolları aranıyor. İşin içine daha fazla “deneyim” katılıyor. Hikâyeler ekleniyor, farklı duyular devreye sokuluyor. Bu sebeple son yıllarda “deneyim müzeciliği” öne çıkmaya başladı. İşte bunun son örneği olan “Timewalk Exhibition” da 22 Temmuz’da Birleşik Krallık’ın başkenti Londra’da açıldı. Üstelik bir Türk şirketi tarafından.
Zamanda yolculuğa çağrı
“Timewalk Exhibition”, Londra’daki en büyük kentsel dönüşüm alanlarından biri olan Royal Docks’taki dev kongre ve fuar merkezi ExCeL London’da yer alıyor. Bölge her yıl biraz daha gelişiyor.
Deneyim müzesine girişte bir kulaklık alıyorsunuz ve onu taktığınız anda zamanda bir yolculuğa çıkıyorsunuz.
Kulaklık, yolculuğunuza eşlik eden hikâyeleri dinlemek için 26 ayrı dil seçeneği sunuyor. Ayrıca çocuklara özel anlatım imkânı da var. Türkçeyi seçince bu yolculukta size Selçuk Yöntem ve Devrim Yakut eşlik ediyor.
İçeriye adım attığınız anda karşınıza çıkan sütunlar, her birinden özel hikâyelerle 21 farklı medeniyeti anlatıyor.
Görsel şölen Göbeklitepe ile başlıyor. Göbeklitepe, yerleşik hayatın başlangıcında, daha sonraki zamanlara çok önemli esin kaynağı olacak keşiflerin gerçekleştiği bir yer. Bir anda duvarda Göbeklitepe’nin insanları size doğru yürümeye başlıyor. Ayaklarınızın altından kumlar akıyor. Görsel efektler, güçlü ses tasarımı ve çok duyulu anlatımla sanki 12 bin yıl öncesine, tarihin sıfır noktasına gidiyorsunuz. T biçimli dikilitaşlar hemen yanınızda yükseliyor.
Sonra uygarlığın bilinen en erken dönemlerini izleyerek yüzyıllar boyunca insan yaşamının izlerini sürüyorsunuz. Dinlediğiniz ses, sadece tarihte bırakmıyor sizi, aslında bugüne de getiriyor:
“Farklı kültürler, farklı topraklar, farklı zamanlar. Asırların, okyanusların birbirinden ayırdığı toplumlar. Buna rağmen hepsi aynı amacın peşindeydi. Geride kalıcı bir iz bırakmak. Dünyayı anlamak, ölülerini onurlandırmak, hatırlanmak…”
Şehirleşmenin ve bilgi sistemlerinin ortaya çıktığı Babil’e; ölümsüzlük ve kozmik dengenin peşindeki Antik Mısır’a; matematik, astronomi ve döngüsel zaman anlayışıyla evreni kavrayan Maya uygarlığına; Moai heykellerinin ataları ve koruyucu figürler olarak kültürel ve ruhsal önem taşıyan Rapa Nui’ye gidiyorsunuz.
Babil’in asma bahçelerinde geziyor, Mısır yazıtlarının tam da içinde yürüyorsunuz. Rapa Nui’de heykellerin arasında dolaşıyorsunuz. Bu sırada kulağınızda hep her medeniyete ait farklı ama tarihin akışını hissettiğiniz hikâyeler var.
22 milyon sterlinlik yatırım
Timewalk Exhibition, dünyada deneyim müzeciliğinin ilk örneklerinden Efes ve Ayasofya Deneyim Müzelerini kuran DEM Müzecilik tarafından açıldı. Açılış için şirketin davetiyle Türkiye’den bir grup gazeteciyle birlikte Londra’ya gittik.
Müzeyi hayata geçirmek için kendi alanlarında uzman tarihçilerin danışmanlığında, kreatif direktörler, profesyonel senaristler, 2D ve 3D sanatçılar, mimarlar ve teknoloji uzmanlarından oluşan 250 kişilik bir ekibi çalışmış.
DEM Müzecilik Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Uğur Esin, bu müzeyi Türkiye’den yurtdışına bir kültür ihracatı olarak tanımladı. “En büyük hedefimiz, binlerce yıllık kültürel mirası koruyarak gelecek nesillere aktarmak ve tarihin evrensel hafızasını birlikte yaşatmak” dedi.
Esin, Londra’daki deneyim müzesi için şu ana kadar 22 milyon sterlinlik bir yatırım yaptıklarını söyledi. Önümüzdeki 1,5 yılda 500 bin ilâ 600 bin ziyaretçiye ulaşmayı hedefliyorlar. Giriş ücretleri de 22-32 sterlin arasında değişiyor. Şirketin bir sonraki deneyim müzesi projesi ise İtalya’nın başkenti Roma’da Kolezyum’da hazırlanıyor, gelecek yıl açılacak. Sonra sırada Japonya ve ABD var.
Göbeklitepe ve Karahantepe’den yeni haberler
Uygarlık tarihinin olduğu gibi, Londra’daki müzenin de başlangıç noktası olan Göbeklitepe’deki kazılar insanlık tarihini yeniden yazıyor. Ona hemen yakınındaki Karahantepe de eşlik ediyor. Sadece o kadar da değil, Şanlıurfa’da Taş Tepeler denilen bölgede 10 alanda kazılar sürüyor.
Taş Tepeler Projesi Koordinatörü ve Göbeklitepe ile Karahantepe’deki kazıların başkanı Prof. Dr. Necmi Karul da Timewalk Exhibition’ın açılış töreni için Londra’daydı.
Karul’u yaz aylarında kazı bölgesinin dışında bulmak kolay değil. Haziran’da başlayan kazılar, dört ay sürüyor. Biz de hazır fırsat yakalamışken kendisiyle Göbeklitepe’yi ve kazılardaki son durumu konuştuk. Ve anladık ki, heyecan verici yeni keşifler açıklanmayı bekliyor.
Yeni yapılar ortaya çıkıyor
Kazılardaki her yeni keşif, yeni bir bilgi öğretiyor. Bu, kimi zaman beslenme alışkanlıklarıyla, kimi zaman sembollerin anlamıyla, kimi zaman inanç dünyasıyla, kimi zaman da mimariyle ilgili. Prof. Dr. Necmi Karul ile öncelikle Göbeklitepe’deki son buluntuları konuştuk:
“Göbeklitepe’de mevcut büyük çatının benzeri bir alan, hemen o çatının arkasında, kuzeyinde var. Orada yeni bir strateji ile kazılara başladık. Alanın genelini, çok geniş bir ölçekte kazmayı planlıyoruz ve buna da başladık. Yüzeyden itibaren dörtgen yapılar gelmeye başladı. Çatıyla korunan alandaki büyük binaların benzerlerinin orada da olduğunu biliyoruz. Göbeklitepe’deki önceki kazılar bize çok şey öğretti, şimdi o birikimle Göbeklitepe’deki yeni alanları açıyoruz.”
Karahantepe’deki çatı projesininse bu yıl tamamlanması planlanıyor. Çatı hayata geçmeden önce doğu terastaki tüm işlerin bitirilmesi için çalışılıyor. Ama bu yılki kazıların başlamasının üzerinden sadece bir ay geçmesine rağmen heyecan verici buluntular ortaya çıkarılmış:
“Çok ilginç yeni yapılar ve yeni buluntular var. Daha önce açığa çıkardıklarımızla ortak özellikleri olan ama onlardan farklı yeni binalar var, yeni heykeller var. Bu heykellerin ikonografisi daha önce gördüklerimizden biraz daha farklı.”
Tabii bunlar hemen bulunduğu gün açıklanacak şeyler değil. Önce temizliğinin bitmesi ve değerlendirilmesi gerekiyor. Yine de birkaç hafta içinde, yani bu yılki kazı sezonu bitmeden yeni keşiflerin açıklanması bekleniyor.
Aynı madde, aynı döngü, aynı hikâye
Timewalk Exhibition’daki zaman yolculuğu ve sonrasında Prof. Necmi Karul ile yaptığımız kısa sohbet, geçmiş ile bugünün birbirine ne kadar yakın olduğunun da göstergesi.
Zaten müzeden çıkarken kulağınıza yansıyan son mesaj da geçmişin, bugünkü senden çok da farklı olmadığını hatırlatıyor:
“Bedeninizdeki su, bugün bütün bildiğimiz uygarlıklardan önce de vardı. Sizi siz yapan madde çok daha eski bir yolculuktan geldi, sönmüş yıldızlarda doğdu evrene dağıldı. Bugün yaşayan, sizden önce yaşamış herkes aynı maddeden, aynı döngüden, aynı hikâyeden geldi. Ve sen de bunun bir parçasısın. Aslında hep öyleydin…”