Ana içeriğe geç

Arjantin'de futbol asla sadece futbol değildir

Avusturya'nın Der Standard gazetesinden Andreas Hagenauer, bu akşam karşılaşacakları Arjantin’in futbol kültürüne mercek tutuyor. Elbette Messi ve Maradona’nın da kulaklarını bol bol çınlatarak...

Arjantin'de futbol asla sadece futbol değildir
Gazete Oksijen
16

Avusturya, kendisi adına Dünya Kupası’nın en önemli maçında bu akşam son şampiyon Arjantin’e ve bacakları zaten her şeyi anlatan Lionel Messi’ye meydan okuyacak.

Hagenauer'in içine işlemiş durumda Arjantin ve futbol:

"Ve bu esnada, muhtemelen şu anda bile, bir yerlerde şu marş duyuluyordur:

Cada día te quiero más, soy argentino, es un sentimiento, no puedo parar. (Her gün seni daha çok seviyorum. Ben Arjantinliyim. Bu bir duygu. Bundan vazgeçemem.)"

Dünya Kupası tüm hızıyla devam ediyor. Yaratıcı Norveçliler, gürültücü Meksikalılar, iri yarı İngilizler, İskoç gibi davranan İskoçlar... Avusturya ise futbolun dünyanın neredeyse hiçbir yerinde olmadığı kadar hayatın derininde yer aldığı bir ülkeyle karşı karşıya gelecek.

Her zaman on yaşında

Futbolun İngiltere’de doğduğunu, ancak yuvasından ayrıldığından beri Güney Amerika’da kendine bir hayat, bir vatan bulduğunu belirtiyor Hagenauer:

"Ve futbol neredeyse hiçbir yerde, Arjantin’deki kadar anılar, gündelik hayat, gurur, acı ve ulusal kimlik algısıyla bu kadar iç içe değil."

Arjantinli spor tarihçisi Esteban Bekerman, “Futbol, hepimizin her zaman on yaşında olduğumuz yerdir” diyor. Arjantin’de futbol her zaman gündemdedir: Aile içinde, barlarda, iş yerinde, zengin villalarda ve yoksul mahallelerde. Hagenauer, Avusturya’da futbol konuşulması için büyük bir olay olması gerektiğinin altını çizerken, "Arjantin’de ise sıradan bir salı günü yeter" diyor:

l"Ya da çarşamba.

Arjantin futbolu seviyor, ne olmuş yani? Evet, bu kadar basit. Ve aynı zamanda çok daha karmaşık. Çünkü orada futbolun önemi sadece şampiyonluklar, goller ya da Diego Maradona ve Lionel Messi gibi kahramanlarla ölçülmez. Aynı zamanda bu sporun nesiller boyu anlattığı hikâyelerle de ölçülür. Zaferler ve yenilgiler, yükselişler ve düşüşler, umutlar ve hayal kırıklıkları hakkındaki hikâyelerle. Arjantin’de futbolun neden bu kadar önemli bir yere sahip olduğunu anlamak isteyenler, bu yüzden Messi’den başlamak zorunda değiller. Aksine, çok daha eskiye gitmek gerekir."

Futbol tarihinde sıklıkla olduğu gibi, bunun sorumlusunun da İngilizler olduğu düşünülse de tam olarak öyle olmadığını söylüyor Hagenauer:

"19. yüzyılda İngiliz göçmenler, demiryolu işçileri ve öğretmenler futbolu Buenos Aires’e getirdiler. Maçlar düzenlediler, kulüpler kurdular, okullarında bu oyunu öğrettiler. Arjantin futbolunun kökeni genellikle böyle anlatılır. Bekerman da tam olarak öyle değil, diyor. Yanlış değil, ama tam da değil. Evet, bu oyunu getirenler İngilizlerdi. Evet, ilk kulüplere damga vurdular. Ancak futbol, zenginlerin İngiliz okullarında değil, bu dünyadan kopup gittiği yerlerde Arjantinli hale geldi. Bekerman’a göre, belirleyici an 1898’de, futbolun devlet okullarının müfredatına dahil edildiği zamandı. Oyun ancak o zaman yerel bir yaşam geliştirmeye başladı. Okullardan meydanlara, mahallelere, ilk kulüplere yayıldı. Ve nihayetinde hikâyelere girdi."

Bekerman’a göre, 1920’li yıllarda futbol Arjantin’de nihayet kültürel bir fenomen haline geldi. Sadece oynandığı için değil. Aynı zamanda yazıldığı için de. Gazeteler ve dergiler maçları haber malzemesine, oyuncuları karakterlere, kulüpleri ise birer sosyal ortama dönüştürdü.

“Futbol, muhteşem bir hikâye fabrikasıydı” diyor Bekerman.

Bir hikâye fabrikası. İnsanlar futbolu sadece gördükleri için sevmiyorlardı. Aynı zamanda onun hakkında okudukları için de seviyorlardı. Futbol, sportif bir rekabetten daha büyük bir şeye dönüştü.

Hikâyenin gücü

Her hikâyede karakterlere ihtiyaç var tabii ki. Bekerman bunda daha geniş bir Arjantin geleneği görüyor:

"Görevlerinden, mesleklerinden veya işlevlerinden daha büyük hale gelen figürlere duyulan ihtiyaç – bir zamanlar gerçeklikten folklora, sonra da tekrar geriye. Futbolda Diego Maradona böyle bir figür haline geldi; daha sonra Lionel Messi de bu ölçüte göre değerlendirilecekti. Siyasette ise bu rol Perón ailesine aitti."

Bekermann, Maradona'yı ölümünden sonra “yoksulların kahramanı” olarak nitelendirmişti:

"Bir futbolcudan öte, neredeyse mitolojik bir figürdü. Messi, uzun süre tam da bu beklentiyle mücadele etmek zorunda kaldı: Sadece büyük olmakla kalmayıp, Maradona olmak. Arjantin’de bazen en iyi olmak yetmez. Sadece tarihe geçmekle kalmayıp, bir tarih yazmak gerekir."

Arjantin gibi büyük bir futbol ülkesinin spor tarihi elbette başarılarla yazılır. 1978. 1986. 2022. Haugeman'ın düşüncesi bu büyük zaferleri herkesin bildiği yönünde ancak bu tarih, başarısızlıklarla da şekillendi:

"Hem de belki daha da güçlü bir şekilde. Geri adımlar, insanı derinlemesine düşünmeye, şüpheye ve bazen de kendini yeniden keşfetmeye zorlar. Arjantin, budur da."

1969’daki dönüm noktası

1958 İsveç’teki hayal kırıklığı yaratan Dünya Kupası performansı Arjantin futbolunu sarstı. Bekerman, etkisinin on yıl boyunca sürdüğü bir başarısızlıktan söz ediyor:

"Ancak asıl dönüm noktasını 1969'du. Arjantin, Meksika’daki Dünya Kupası’na katılma hakkını kaçırdı. Oysa tam da ezeli rakibi Brezilya; Pelé ve tüm zamanların en iyi takımı ile orada şampiyonluğu kazandı. Arjantin’in en dibe vurduğu an, Brezilya’nın zirveye ulaştığı anı izliyordu.

İşte tam da bu noktadan bir karşı hareket doğdu. Arjantin futbolunun aslında ne olması gerektiği konusu yeniden tartışılmaya başlandı. César Luis Menotti gibi teknik direktörler, cevabı daha fazla disiplin veya kontrolde değil, yaratıcılık, teknik ve özgürlüğe geri dönüşte aradılar. Bu yenilgi, tarihin sonunu getirmedi. Yeni bir sayfa açtı."

Peki ya 2022? Dünya Kupası'ndaki üçüncü şampiyonluk toplum üzerinde hemen bir çöküşe yol açtı mı? Bekerman tereddüt etmiyor:

"Hayır" diyor. "Coşku muazzamdı, görüntüler ikonikti, sevinç gerçekti. Ancak turnuvanın en önemli dersleri – topluluk, dayanışma ve kulüplerin sosyal alanlar olarak önemi hakkında – büyük ölçüde göz ardı edildi. Belki de bu da Arjantin’in değişmez bir özelliğidir: Ülke, galibiyetlerinden çok mağlubiyetlerinden daha fazla ders çıkarır."

Kültürlerin çatışması

Avusturya-Arjantin maçı, aynı zamanda iki spor kültürünün de düellosu olacak. Bekerman, Arjantin’in Cezayir’e karşı oynadığı ilk maçta taraftarların çoğunun ABD’de yaşadığını, anavatanlarındaki ekonomik durum sebebiyle birçok kişi için Dünya Kupası’na seyahat etmenin neredeyse imkânsız olduğunu paylaşıyor:

"Avrupa’dan futbola genellikle sadece günümüzün gözüyle bakıldığını söylüyor. Sanki Avrupa her zaman merkezmiş ve Güney Amerika ise öncelikle folklor, duygu ve gürültüymüş gibi. Buna ek olarak: Arjantin’i genellikle Messi oynadığında, Maradona öldüğünde, bir Dünya Kupası şampiyonluğu kutlandığında ya da şarkı söyleyen taraftarların görüntüleri dünyayı dolaştığında görüyoruz. Büyük anları, ikonları, başarıları görüyoruz. Ama aradaki zamanı kolayca gözden kaçırıyoruz."

Hagenauer son olarak Arjantinlilerin bir başka ünlü tezahüratını anımsatıyor:

“Es un sentimiento, no puedo parar. (Bu bir duygu, duramıyorum.)

Ne Dallas’ta, ne bu Dünya Kupası’ndan sonra, ne de bir sonrakine kadar geçen bin günden fazla sürede. Futbol, Arjantin’de ortadan kaybolmaz. Barlarda bir sohbet, mutfak masasında bir anı, aile toplantılarında bir tartışma, bir hikâye... Her zaman devam ediyor."

Kaynağa Git

İlgili Haberler