Kanser son yıllarda daha sık duyulan, daha çok teşhis edilen ve gündelik hayatın içinde daha görünür hale gelen hastalıklardan biri. Washington Post’ta Prof. Dr. Mikkael A. Sekeres tarafından kaleme alınan değerlendirmeye göre bu algı tamamen yanlış değil; ancak tablo yalnızca “kanser patladı” diye özetlenemeyecek kadar karmaşık.
ABD verileri de bu ikili tabloyu destekliyor. Ulusal Kanser Enstitüsü’nün Kanser Eğilimleri Raporu’na göre ABD’de tüm kanserler için yeni vaka oranı 2022’de 100 bin kişide 462,8 olarak kaydedildi. Buna karşılık kanserden ölüm oranı 2023’te 100 bin kişide 141,8’e geriledi. Yani daha fazla tanı konulurken, kanserden ölüm oranları uzun vadede düşüyor.
TANI ARTIYOR AMA ÖLÜM ORANI DÜŞÜYOR
Prof. Dr. Sekeres, kanser tanılarındaki artışın birkaç farklı nedenle açıklanabileceğini vurguluyor. Bunların başında insanların daha uzun yaşaması geliyor. Yaş ilerledikçe hücre bölünmeleri artıyor, bu da DNA’da hata oluşma ihtimalini yükseltiyor.

Kanser temel olarak hücrelerin kontrolsüz biçimde çoğalmasıyla ortaya çıkıyor. Bu süreç, hücrenin genetik talimatlarında yani DNA’sında meydana gelen hatalarla başlıyor. Bu hatalar bazen tamamen rastlantısal oluşuyor, bazen sigara, ultraviyole ışınları, alkol, bazı enfeksiyonlar veya çevresel etkenler gibi dış faktörlerle tetikleniyor.
Uzman değerlendirmesine göre kanserin yaşlı nüfusta daha sık görülmesinin temel nedeni de bu: İnsan ömrü uzadıkça hücrelerin hata yapma olasılığı artıyor.
DAHA İYİ TARAMA, DAHA FAZLA TEŞHİS
Kanserin daha sık görünmesinin bir diğer nedeni de tıbbın hastalığı artık daha erken ve daha hassas biçimde yakalayabilmesi.
Gelişmiş radyolojik görüntüleme yöntemleri, laboratuvar testleri ve kanser tarama programları, geçmişte fark edilmeyecek bazı erken evre veya yavaş seyirli kanserleri bugün görünür hale getiriyor.
Prof. Dr. Sekeres, meme kanserinde duktal karsinoma in situ ya da erkeklerde erken evre prostat kanseri gibi bazı durumların, tarama programları sayesinde geçmişe göre çok daha fazla saptandığına dikkat çekiyor.
Bu durum, kanser istatistiklerinde tanı sayısını artırırken, aynı zamanda hastalığın daha tedavi edilebilir evrede yakalanmasını sağlıyor.
“KANSER” TANIMININ DEĞİŞMESİ DE SAYILARI ETKİLİYOR
Yazıda dikkat çekilen bir başka nokta ise bazı hastalıkların zaman içinde kanser sınıfına dahil edilmesi.
Örneğin kemik iliğiyle ilişkili miyelodisplastik sendromlar, yaklaşık 25 yıl önce ABD’de resmi kurumlar tarafından kanser olarak sınıflandırılmaya başlandı. Bu tür tanı değişiklikleri, gerçek hasta sayısından bağımsız biçimde kanser istatistiklerinde artışa yol açabiliyor.
Başka bir ifadeyle, kanser tanılarındaki artışın bir kısmı hastalığın biyolojik olarak daha fazla görülmesinden; bir kısmı ise tıbbın hastalığı daha iyi tanımasından ve sınıflandırmasından kaynaklanıyor.
BAZI KANSERLERDE ARTIŞ, BAZILARINDA DÜŞÜŞ VAR
Prof. Dr. Sekeres, kanser oranlarının her yaş grubu ve her kanser türü için aynı yönde ilerlemediğini de vurguluyor.
Örneğin 50 yaş altı kişilerde kolorektal kanser vakalarındaki artış son yıllarda daha fazla tartışılıyor. Buna karşılık 50 yaş üstü grupta kolorektal kanser oranlarının düşebildiği belirtiliyor.
Bu nedenle uzmanlara göre genel kanser tablosunu değerlendirirken tek bir başlıkla konuşmak yanıltıcı olabilir. Yaş, kanser türü, tarama alışkanlıkları, yaşam tarzı ve çevresel faktörler birlikte ele alınmalı.
VİRÜSLER VE ENFEKSİYONLAR DA RİSK FAKTÖRÜ
Kanser yalnızca genetik şanssızlık ya da yaşlanmayla açıklanmıyor. Bazı enfeksiyonlar da kanser riskini artırabiliyor.
Ulusal Kanser Enstitüsü’ne göre HPV, hepatit B ve C, Epstein-Barr virüsü ve Helicobacter pylori gibi bazı enfeksiyon etkenleri kanser gelişimine katkıda bulunabiliyor. Dünya Sağlık Örgütü de 2022’de teşhis edilen kanserlerin yaklaşık yüzde 10’unun kanserojen enfeksiyonlarla ilişkili olduğunu bildiriyor.
Bunun yanında sigara, alkol, güneşten ya da solaryumdan alınan ultraviyole ışınlar ve bazı kimyasal maruziyetler de DNA hasarına yol açarak kanser riskini artıran dış etkenler arasında sayılıyor.
KAYNAK: KARAR