Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi’nin (NASA) evrenin en büyük gizemlerini aydınlatmak üzere geliştirdiği yeni nesil uzay teleskobu "Nancy Grace Roman" için heyecanlı bekleyiş başladı. Yaklaşık 20 yıllık bir geliştirme sürecinin, 4,3 milyar dolarlık devasa bir bütçenin ve yüzlerce bilim insanı ile mühendisin ortak emeğinin ürünü olan teleskop, fırlatılmasına üç aydan az bir süre kala son teknik hazırlıklarını başarıyla tamamlıyor.
İsmini, 1959 yılında NASA'nın ilk astronomi şefi olan ve bilim dünyasında "Hubble'ın annesi" olarak anılan Nancy Grace Roman'dan alan bu otobüs büyüklüğündeki gözlemevi, uzay araştırmalarında tamamen yeni bir çağ başlatmaya hazırlanıyor.
FIRLATMA TAKVİMİ VE UZAYDAKİ ROTASI
Büyük kesintilere yol açan COVID-19 pandemisi ve ABD tarihinin en uzun hükümet kapanmaları gibi küresel ve ulusal ölçekteki krizlere rağmen Roman Teleskobu projesi, NASA'nın birçok büyük misyonunun aksine bütçenin altında bir maliyetle ve öngörülen takvimin ilerisinde tamamlandı. Başlangıçta en geç Mayıs 2027 olarak hedeflenen fırlatma tarihi, çalışmaların hızla ilerlemesiyle öne çekildi.
Yeni takvime göre teleskop, fırlatılma alanı olan Florida'daki Kennedy Uzay Merkezi'ne gönderilmek üzere bu ayın sonunda yola çıkacak. 30 Ağustos tarihinde SpaceX'in Falcon Heavy roketiyle uzaya taşınması planlanan gözlemevinin yolculuk detayları şu şekildedir:
VARIŞ NOKTASI L2 LAGRANGE NOKTASI: Teleskop, Dünya'dan yaklaşık 1,6 milyon kilometre uzaklıkta yer alan, Güneş ve Dünya'dan gelen kütleçekim kuvvetlerinin birbirini dengeleyerek kararlı bir yörünge sağladığı L2 Lagrange noktasına yerleşecek. Uzayda bu benzersiz özelliklere sahip sadece beş nokta bulunuyor ve Roman, bu kararlı yörüngeyi 2021 yılında uzaya gönderilen James Webb Uzay Teleskobu ile paylaşacak.
İLK GÖRÜNTÜLER YIL SONUNDA: Uzaydaki varış noktasına ulaşması yaklaşık üç ay sürecek olan teleskobun tüm hassas enstrümanları, bilimsel gözlemler başlamadan önce kapsamlı testlerden geçirilecek. Her şeyin planlandığı gibi gitmesi durumunda, Roman'ın yakaladığı ilk kozmik görüntülerin bu yılın sonuna doğru, Noel döneminde kamuoyuyla paylaşılması bekleniyor.
HUBBLE'DAN 1000 KAT DAHA HIZLI: DEVRİM YARATAN HARİTALAMA KABİLİYETİ
1990 yılında fırlatılan emektar Hubble Uzay Teleskobu ile benzer boyutlara ve silindir şeklinde bir tasarıma sahip olan Nancy Grace Roman Uzay Teleskobu, teknik kabiliyetleri açısından ise seleflerine devasa bir fark atıyor. Gökyüzünü kendisinden önceki tüm uzay teleskoplarından çok daha geniş bir açıyla tarayabilen gözlemevi, tam 1000 kat daha hızlı hareket etme yeteneğine sahip bulunuyor.
Teleskobun ana haritalama çalışmasında üreteceği tek bir görüntünün ne kadar büyük bir veri barındırdığı, dikkat çekici bir örnekle gözler önüne seriliyor: Bu panoramik görüntüyü 4K televizyon ekranlarında tam çözünürlükle ve eksiksiz göstermek için yarım milyondan fazla televizyonun yan yana getirilmesi gerekiyor.
Teleskobun yakalayacağı her bir görüntü kesiti, Hubble'ın kadrajına giren gökyüzü alanından en az 100 kat daha büyük bir bölgeyi tek seferde kapsayacak. NASA'nın Goddard Uzay Uçuş Merkezi'nde görevli kıdemli proje bilim insanı Julie McEnery, bu teknolojik sıçramayı, "Roman'ın sadece bir aylık gözlemi, Hubble'ın yüz yıllık çalışmasına karşılık geliyor" sözleriyle özetliyor. Örneğin; Hubble'ın ikonik Andromeda Galaksisi panoraması tam 400'den fazla gözlemin birleştirilmesiyle oluşturulabilirken, Roman geniş görüş açısının sağladığı avantajla aynı devasa manzarayı sadece iki gözlemle tamamen yakalayabiliyor.
ÜÇ TEMEL AŞAMA: KARANLIK MADDENİN SIRRI VE SÜPERNOVALAR
Gözlemevi, milyarlarca galaksinin ve yüz milyonlarca yıldızın panoramik görüntülerini kaydederek kozmosun en kapsamlı haritasını çıkaracak. Bilim insanları bu sayede güneş sisteminin ötesinde yer alan binlerce yeni öte gezegeni keşfetmeyi amaçlıyor. Yaklaşık bir yıldan fazla sürecek olan ana tarama sürecinde teleskobun izleyeceği üç temel aşama bulunuyor:
GALAKTİK ŞİŞKİNLİK TARAMASI: Teleskop ilk olarak, Samanyolu Galaksisi'nin "galaktik şişkinlik" olarak adlandırılan, yıldız yoğunluğunun en üst seviyede olduğu merkez bölgesine odaklanacak. Kıdemli bilim insanı Julie McEnery'nin aktardığına göre Roman, sadece bir aylık veri toplama sürecinde bile Samanyolu'nun daha önce yeterince incelenememiş derinliklerindeki yıldızları inceleyerek, bugün insanlığın elinde bulunandan çok daha büyük ve kapsamlı bir astronomik katalog oluşturacak.
EVRENİN GENİŞLEME ÖLÇÜMÜ: Planlanan taramalardan ikincisinde teleskop, tüm gökyüzünün yaklaşık yüzde 12'lik bir kısmını bir buçuk yıldan kısa bir sürede baştan sona tarayacak. Elde edilecek bu dev kozmik harita, gökbilimcilerin evrenin ne kadar hızlı genişlediğini net bir şekilde ölçmelerini sağlayacak. Bu kritik veriler, modern bilimin en gizemli iki olgusu olan karanlık madde ve karanlık enerjinin yapısını anlamayı kolaylaştıracak.
8 MİLYAR YIL ÖNCESİNE YOLCULUK: Üçüncü temel tarama dalgasında ise teleskop, tam 8 milyar yıl öncesine kadar meydana gelen antik süpernova patlamalarına odaklanacak. Bu büyük patlamaların izi sürülerek, evrenin genişleme tarihinin kronolojik haritası çıkartılacak.
BÜYÜK TELESKOPLARIN SİNERJİSİ VE GELECEK PLANLARI
Nancy Grace Roman Uzay Teleskobu, tıpkı Hubble gibi ışığı farklı dalga boylarına veya renklerine ayırarak analiz eden spektroskopi yönteminden faydalanıyor. Gökbilimciler, uzayın derinliklerindeki nesnelerin tam boyutunu, sıcaklık değerlerini ve kimyasal bileşimlerini ölçmek için Roman'dan gelecek bu ışık kalıplarını inceleyecek.
NASA yetkilileri, Roman'ın faaliyete geçmesiyle birlikte uzayda tek başına çalışmayacağını, aksine emektar Hubble ve güçlü James Webb Uzay Teleskobu ile tam bir sinerji ve ortaklık içinde hareket edeceğini vurguluyor. Gelişmiş geniş tarama kabiliyetiyle evreni hızla tarayacak olan Roman, öncelikle keşifleri gerçekleştirecek; ardından onun yakaladığı ve ilgi çekici bulduğu nesneler, Hubble ve Webb'in dar açılı ancak yüksek odaklı gelişmiş araçlarıyla çok daha detaylı ve derinlemesine incelenecek.
Şu an için NASA'nın yakın vadeli takviminde üzerinde çalıştığı başka bir büyük uzay teleskobu projesi bulunmuyor. Başka öte gezegenlerde yaşam izleri araması amacıyla yapılması önerilen "Yaşanabilir Dünyalar Gözlemevi" (Habitable Worlds Observatory) projesi gündemde olsa da yetkililer, bu projenin hayata geçmesi durumunda fırlatılmasının ancak 2040'lı yılları bulabileceğini ifade ediyor.