Kaylee Banks’in otobüsü gecikmiş. Granville Caddesi’ndeki Good Co. spor barındaki garsonluk vardiyası 09.30’da başlıyor ama saat 09.07’de o hâlâ Canada Line metrosunda makyajını bitirmeye çalışıyor. Evde buna vakti olmamış çünkü bu günlerde uykunun her dakikası altın değerinde. Eğlence bölgesindeki yüzlerce garson gibi o da Dünya Kupası kente geldiğinden beri bir an oturamıyor. “Hiç durmuyor,” diyor.
Globe and Mail muhabirleri Andrea Woo ve Jesse Winter, en özenli planları bile meşaleler ve yüz boyaları arasında ezilip giden işletmecilerle konuşmuş. Ayrıca Banks’i 12 saatlik kaotik mesaisi boyunca izleyip nabız ve adım sayısını kaydetmiş. Banks gibi pek çok çalışan bitkin fakat hepsi aynı şeyi söylüyor: Yine olsa, yine yaparız.
Banks, durakta bir smoothie alıyor. Bu, günün en doyurucu öğünü olacak çünkü mesai başlayınca yemeye vakit kalmıyor. “Mesai boyunca dört beş diyet kola içiyorum, günü neredeyse depoda kalan son damlayla bitiriyorum” diyor.
İki katlı bara 09.43’te ulaşıyor. Günlerden çarşamba. Bar, Kanada-İsviçre maçıyla açılacak yoğun bir güne hazırlanıyor. Rezerve edilebilen her masa dolu, kapıda çoktan kuyruk var. “Üç dakika kaldı çocuklar” diye sesleniyor bir müdür.
Granville’de izdiham
British Columbia yönetimi, turnuva boyunca Vancouver bölgesine 350 bin ziyaretçi bekliyor. BC Place yedi maça ev sahipliği yapıyor. Yaya bölgesine çevrilen, genişletilmiş teraslar, seyyar tezgâhlar ve canlı müzikle donatılan Granville Caddesi ise coşkunun gayri resmî buluşma noktasına dönüştü. Beş sokak boyunca uzanan bu hat öyle kalabalık çekti ki işletmeler alelacele eleman aldı, biten fıçıları doldurmak için tanıdıklarını seferber etti ve maraton vardiyalara katlandı.
Dublin Calling’in genel müdürü Tyler Broers turnuvaya bir yıl hazırlanmış, 15 kadar ek eleman almış. Pub, şehirdeki ilk maçta Türkiye ile karşılaşan Avustralya’nın taraftar buluşma noktasıymış. Anlaşma yedi ay önceden yapılmış. O gün üç katlı mekân, yeşil-altın renklerine bürünmüş 800 kadar Avustralyalıyı ağırlamış. Yüzlercesi de sokağa taşmış.
“Neredeyse bütün Avustralya buradaydı ve dükkândaki son bira bitene kadar içmeye hazırdı” diyor Broers. Yirmi fıçı daha bulmak için çıkılan telaşlı koşturmacanın ardından, birkaç saat sonra işe başlayacak yeni bir garson daha almış. İlerleyen günlerde neredeyse 20 kişi daha.
Barın içinde dört kilometre
Kanada-İsviçre’nin devre arasına gelindiğinde Good Co.’nun mutfak zemini dökülen yiyecek ve içecekler yüzünden kaygan. Personel bir içeri bir dışarı koşturuyor. Banks o ana dek 6 bini aşkın adım atmış. Yalnızca barın içinde dört kilometreden fazla yürümüş. Maçın çoğunda nabzı dakikada 115 dolayında. Anaerobik değil ama yeterince yüksek. Kanada tek golünü attığında bar sağır edici bir uğultuyla inliyor. Banks’in nabzı bir an 132’ye fırlıyor.
Kanada, İsviçre’ye 2-1 yeniliyor. Banks ve ekibin, Brezilya-İskoçya maçına hazırlamak için yarım saati bile yok. Banks kırmızı Kanada tişörtünü, gelmekte olan kalabalığın tercih ettiği sarı Brezilya formasıyla değiştiriyor. Oysa ailesinin kökleri yüzünden için için İskoçya’yı tutuyor.
Brezilya kalabalığının enerjisi, bir saat önceki Kanada kalabalığından belirgin biçimde farklı: Daha gürültülü, daha ısrarcı, çalışanlardan daha talepkâr. Bir ara Banks, televizyonlardan birinde Brezilya yerine Fas-Haiti gösterilmesine kızan bir müşterinin çıkardığı tartışmayı yatıştırıyor. Nabzı 124’e çıkıyor ama istifini bozmuyor: “Sürekli baş etmek zorunda olduğumuz türden şeyler bunlar” diyerek geçiştiriyor.
Fıçı matematiği
Broers’a göre Dublin Calling normalde haftada 20 ilâ 50 fıçı sipariş edip tesiste 15 yedek tutuyor. Turnuvada ise üç günde 75 fıçı eriyor. Bir daha acil bira koşturmacası yaşamamak için 450 fıçı daha ısmarlamışlar. Bu da 19 bin 700 kişilik tıklım tıklım bir Rogers Arena’daki herkesin neredeyse dörder 50'lik bira içmesine yetecek miktar.
Good Co.’nun bağlı olduğu “This is Blueprint” şirketinin operasyon müdürü Ty Jensen ise barın normalde haftada yaklaşık 40 fıçı aldığını, Dünya Kupası’nın ilk haftasında bunun 200’e çıktığını söylüyor. Bar ayrıca 10 kat fazla tuvalet kâğıdı ısmarlamış, çöp toplamayı haftalıktan günlüğe çevirmiş.
BC Likör Dağıtım Şubesi’ne göre 1-17 Haziran arasında bar, restoran ve publara satışlar yaklaşık 25,4 milyon dolara ulaşmış. Bu, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 10 artış demek. Jensen, ekibini başka mekânlardan eleman kaydırarak ikiye katlayabildiklerini anlatıyor. Kendisi de doyasıya yemek yiyemediği anlarda “mideye indirmek” üzere yanında bebek maması poşetleri taşıyor. “Bir futbol taraftarı olduğunuzu ve onu izlemek için başka bir ülkeye gittiğinizi düşünün,” diyor. “Bu özel bir an.”
Soğuk hava deposunda bir mola
Saat 15.44’te bir müşteri, Banks’in şortuna ve servis kemerine ketçap döküyor. Banks o noktada 10 bini aşkın adım atmış, dışarı hiç çıkmadan neredeyse yedi kilometre yürümüş. Bar giderek ısınıyor. Brezilyalıların yerini, Çekya’yla karşılaşan Meksika’nın taraftarları alıyor. 18.40’a gelindiğinde 14 bini aşkın adım, yaklaşık 10 kilometre kat etmiş ve hâlâ dışarı adım atmamış. 19.00 sularında bir protein bar yiyor. Sabahki smoothie ve birkaç diyet kola dışında günün tek kayda değer kalorisi bu.
“Momentumumu kaybediyorum,” diyor Banks, gözlerini boşluğa dikerek. Kısa bir durgunlukta restoranın büyük soğuk hava deposuna giriyor:
Bir bira kasasının üstüne oturup başını ellerinin arasına alıyor. Az sonra yeniden ayağa kalkıyor: ‘Hadi bakalım’ deyip deponun kapısını açıyor. Barın sıcak, nemli havası ona bir sauna gibi çarpıyor.
Hayatta bir kez
Speakeasy adlı pub’ın genel müdürü Jeremy Fischer ise izdihamı “tam anlamıyla çılgınlık” diye tanımlıyor. Dört ay boyunca bardak ve malzeme stoklamışlar ama kalabalığı hafife almışlar: “Malzeme tarafında hazırlıklıydık,” diyor, “ama bunun nasıl mutlak bir curcunaya dönüşeceğine değil.” Pub ilk maç günü birasını bitirmiş. Ertesi gün dağıtımcı teslimat yapamayınca patron yerel bir üreticiye gidip ellerinde ne kadar fıçı varsa vermeleri için yalvarmak zorunda kalmış.
Personel günde 12 ilâ 17 saat, kendisi ve işletme sahibi 20 saatlik vardiyalar yapmış. Fischer’a göre bu yoğunluk 2010 Kış Olimpiyatları’nı fersah fersah geride bırakmış. Yine de şikâyetçi değil:
“Dürüst olmak gerekirse, hayatımın en nefes kesici deneyimlerinden biriydi. Çünkü böyle bir şey Kuzey Amerika’da insanın hayatında bir kez olur.”
Hesap kaçıranlar
Günün üçüncü maçında Meksika, Çekya’yı 3-0 yeniyor. Taraftarlar masaların üstünde dans ediyor, kaldırım hınca hınç dolu. Biri kalabalığın üzerinde sörf yapıyor, polisler devrilme riski olan masaların üstüne çıkıyor. Bu kargaşanın ortasında Banks bir sorun fark ediyor: Yaklaşık 200 dolarlık hesabı olan bir masa, ödemeden boşalmış. O gece aynısını yapan üçüncü grup bu.
Yorgun, ama kolay pes eden biri değil. Bir keresinde, hesabı ödemeden kaçanları durdurmak için hareket hâlindeki bir taksinin önüne geçtiğini anlatıyor. Bar masalarına çıkıp kalabalığı tarıyor, bulamayınca dışarı çıkıp kutlayanların arasında kaybolan grubu arıyor. 20.07’de onları buluyor ve karşılarına dikiliyor. İki adam, hesabı ödediklerini iddia edip ona küfrediyor. Nabzı 146’ya fırlıyor ama vazgeçmiyor. Sonunda adamlardan biri geri adım atıp kalan hesabı ödemeyi kabul ediyor.
16 kilometre, 3 bin 500 kalori
Banks 21.15’te vardiyasını noktalıyor. Bar boşalıyor, kasayı sayıyor, ardından meslektaşlarıyla artık boş bir masaya oturup mesai sonu bir şeyler içiyor. Sonra çantasını toplayıp Granville Caddesi’nin kalabalığına karışarak uzaklaşıyor. Woo ve Winter günü şöyle özetliyor:
“O gün toplam 19.500’den fazla adım attı, neredeyse 16 kilometre yürüdü. Nabzı hiçbir an dakikada 80’in altına inmedi, zaman zaman kardiyo antrenmanı sınırına dek tırmandı. Yaktığı yaklaşık 3.500 kalori, birçok koşucunun yarı maraton gününde harcadığına yakın.”
Şimdi meslektaşlarının çoğu gibi o da birkaç saat uyuyup kalkacak ve ertesi gün her şeye baştan başlayacak.