Ana içeriğe geç

Alan Greenspan’e veda

Alan Greenspan’e veda
Ekonomim.com
16

Efsanevi Fed başkanlarından Alan Greenspan (6 Mart 1926 – 22 Haziran 2026), bu hafta pazartesi günü 100 yaşında hayatını kaybetti. Bu haftaki köşemi hem kendisini daha yakından tanıtmak hem de genç nesillere ilham olması adına Alan Greenspan’e ayırmak istedim.

Maestro lakaplı (orkestra şefi) Alan Greenspan için sanırım herkesin üzerinde uzlaşacağı nokta, Fed’in en çok ses getiren ve en çok tartışılan başkanlarından biri olması.

Alan Greenspan, 1987’den 2006’ya kadar görev yapan ve ABD ekonomisinin tarihindeki en uzun genişleme dönemine taşıyan, “ekonomi bilgesi” olarak sıkça övülen Fed’in 13. Başkanı. Bir başka efsane Başkan Paul A. Volcker’ın (1979-1987) da halefi.

Gazeteci Bob Woodward, 2000 yılında kaleme aldığı; Maestro: Greenspan’in Fed’i ve Amerikan Ekonomik Patlaması (Maestro Greenspan’s Fed and the American Boom) başlıklı kitapta ona “maestro” yakıştırmasını yapınca, bu lakapla anılmaya başlandı.

Greenspan, ekonomi alanındaki lisans, yüksek lisans ve doktora derecelerinin tamamını New York Üniversitesi’nden (NYU) aldı. Doktora derecesini almadan önce, 1950’lerin başında Columbia Üniversitesi’nde, daha sonra Fed Yönetim Kurulu Başkanı olacak (1970-1978) Arthur Burns’ün gözetiminde ekonomi eğitimi aldı. 1974-1977 yılları arasında Başkan Gerald Ford döneminde Başkanlık Ekonomik Danışmanlar Konseyi’nin başkanlığını, 1981-1983 yılları arasında ise Sosyal Güvenlik Reformu Ulusal Komisyonu’nun başkanlığını üstlendi. Ayrıca, Başkan Ronald Reagan’ın Ekonomi Politikası Danışma Kurulu’nda üye olarak yer aldı ve Kongre Bütçe Ofisi’ne danışmanlık yaptı. Fed Başkanlığı boyunca kendisini Fed Başkanlığına taşıyan Ronald Reagan ve sonrasında George H.W. Bush (Baba Bush), Bill Clinton ve George W. Bush (Oğul Bush) ile çalıştı.

Resmi verilerin ötesine bakarak bir anomaliye odaklandı

Greenspan, yaklaşık 20 yıla yaklaşan görev süresi boyunca son derece çalkantılı bir ortamda ekonomiyi yönetti. Görev süresi içerisinde neredeyse başına gelmedik kalmadı. 1987 yılındaki borsa çöküşünü, 1990-92 ve 2001-02 yıllarındaki göreceli hafif resesyonları, 2000 yılındaki dot-com balonunu ve ardından gelen çöküşü, 11 Eylül 2001 terör saldırılarının ekonomik etkilerini, hızla büyüyen federal bütçe açığını ve artan tüketici borçlarını yönetmek durumunda kaldı. Görev süresi boyunca, iki ABD resesyonu, 1997 Asya finansal krizi ve 11 Eylül 2001 terör saldırıları dahil olmak üzere, büyük ekonomik etkileri olan çeşitli olaylar sırasında Fed’e liderlik etti. Bütün bunlar yaşanırken, döneminin belirgin özelliklerinden biri, 1990’ların kayda değer ekonomik canlanmasıydı.

Greenspan, geçmişe dönük ve genel toplam niteliğindeki resmi verilerin ötesine bakarak bir anomaliye odaklandı. Şirketlerin kâr marjları ya sabit kalıyordu ya da artıyordu. Elektronik ürün fiyatları hızla düşüyordu. Buna rağmen standart enflasyon göstergeleri herhangi bir yukarı yönlü baskı işaret etmiyordu. Greenspan; şirketlerin 1980’lerin sonu ve 1990’ların başında bilgi teknolojileri (BT), mikroişlemciler, fiber optik ve tedarik zinciri yönetimi alanlarında yaptıkları devasa sermaye yatırımlarının nihayet meyvelerini vermeye başladığı hipotezini öne sürdü ve şu hususları tespit etti.

1- Resmi devlet istatistikleri, özellikle hizmet ve teknoloji sektörlerindeki verimlilik artışlarını olduğundan daha düşük gösteriyordu.

2- Ekonomi yapısal bir değişim geçiriyordu. İşgücü verimliliği artış hızı, durgun bir seyir izleyen yüzde 1,5’lik (1970–1995 ortalaması) seviyeden, on yılın ikinci yarısında yüzde 2,5 ila yüzde 3’ün üzerine (1999’da yüzde 4’ün üzerine çıkarak zirve yapacak şekilde) iki katına çıkıyordu.

Buradaki temel tezi ise şuydu: Daha yüksek verimlilik, çalışanların saat başına daha fazla üretim gerçekleştirmesi anlamına geliyordu. Bu durum, işletmeleri fiyat artışına zorlamadan ücretlerin yükselmesine olanak tanıyor ve böylece düşük işsizlik ile istikrarlı enflasyon arasındaki kısa vadeli ödünleşim ilişkisini fiilen ortadan kaldırıyordu.

Bu konuyu ‘Yapay zekâ balon mu, yoksa gerçekten verimlilik artışı mı sağlıyor?’ tartışmaları konusunda çokça geçmişe referans vererek irdelediğimizi belirtmekte fayda var.

Geleneksel merkez bankacılığında; işsizlik düştüğünde, bu durum işgücü piyasasının sıkılaştığı anlamına gelir; daha fazla insan iş bulur, ücretler üzerinde yukarı yönlü bir baskı oluşur ve tüketici harcamaları genellikle güçlü seyreder. Merkez bankaları için bu, ekonominin genişlediğine dair bir işarettir ve bu durum, bankaların temel odağını fiyat istikrarını korumaya (enflasyonu kontrol altına almaya) kaydırmalarına neden olur. Greenspan’ın görev süresinin büyük bir kısmı, düşen işsizlik oranlarıyla geçti. Ancak Greenspan bu geleneğin dışına çıktı ve borçlanma maliyetlerini düşük tuttu.

Fed yönetim kurulunda Greenspan ile birlikte görev yapan Alan Blinder daha sonra o günleri anlatırken; “İşsizlik oranı giderek, durmaksızın düşerken ve buna rağmen herhangi bir enflasyon görülmezken, o sadece izleyip beklemeyi tercih etti.” diye tanımlıyor.

Faiz oranlarını sürekli düşük tutmasının sonra kendisine en çok yöneltilen eleştirilerden biri olduğunu da hatırlatalım.

Greenspan’i öne çıkaran farklı unsurlar

Bu temel yaklaşım değişikliği yanında Greenspan’i öne çıkaran birçok farklı unsurun varlığını da belirtmekte fayda var.

Greenspan, göreve başlamasından sadece birkaç ay sonra gerçekleşen 1987 “Kara Pazartesi” borsa çöküşünün hemen ardından küresel finans piyasalarını istikrara kavuşturmadaki rolüyle büyük takdir toplamıştı. Görevi resmen onaylandıktan iki ay sonra ve çöküşün hemen ardından Greenspan, Fed’in “ekonomik ve finansal sistemi desteklemek amacıyla bir likidite kaynağı olarak hizmet etmeye hazır olduğunu teyit ettiğini” ifade etti. Federal Rezerv, bu duyurunun ardından daha sonra “Greenspan Put”u (Greenspan Opsiyonu / Güvencesi/ Satım Opsiyonu) olarak anılacak olan para politikası adımlarını hayata geçirdi.

Greenspan Put; Fed’in, borsada sert düşüşler yaşandığında agresif bir şekilde faiz oranlarını düşürme veya piyasaya likidite enjekte etme eğilimini ifade eden bir piyasa terimi. Bu uygulama, merkez bankasının yatırımcıları piyasadaki büyük kayıplara karşı koruyacağına dair güvence vererek, bir sigorta poliçesi veya geleneksel bir finansal “satım opsiyonu” (put option) işlevi görüyordu.

Bir diğer önemli değişikliği Fed’in iletişiminde gerçekleştirdi. İletişim dilini kasıtlı olarak muğlak tuttu. Finans piyasalarını hareketlendirebilecek herhangi bir şey söylemekten kaçınmak için cümle yapısını kasıtlı olarak karmaşıklaştırdığını daha sonra kendisi itiraf etti zaten. Bu muğlak ve adeta bir kâhin edası taşıyan iletişim tarzı “Fedspeak” (Fed Dili) olarak adlandırıldı ve yıllar boyunca merkez bankacılarının iletişim biçimine yön verdi. Şimdi yeni Başkan Warsh ile bu muğlaklığa geri dönüşü görüyoruz.

Greenspan’e yönelik eleştiriler

Yaklaşık 20 yıl görevde kalınca birçok eleştirinin gelmesi çok doğal.

Greenspan’i eleştirenler, serbest piyasaya duyduğu derin ideolojik bağlılığın, onun sistemik riskleri görmesini engellediğini savunuyorlar. Greenspan varlık balonlarından kaynaklanan tehlikeyi göz ardı etti. Bu tutumu, onu düşük enflasyon, hızla yükselen borsa ve sürekli artan konut fiyatları sayesinde kazanç sağlayan varlıklı kesim nezdinde popüler kıldı; ancak bu popülerlik, piyasada coşku sona erince sönümlendi.

Bir diğer eleştiri ise; spekülasyon ve kredi verme arasındaki sınırın giderek belirsizleştiği bir dönemde bile Greenspan’in, bankaların ve sigorta şirketlerinin oluşturup ellerinde tuttukları (ki bu ürünlerin karmaşıklığı ve şeffaf olmayışı 2008’de küresel finans sistemine paniğin yayılmasında rol oynayacaktı) yeni türev araçlara yönelik sıkı denetimlerden kaçınılması konusunda Kongre’ye ve düzenleyici kurumlara telkinde bulunduğu için getirilen eleştiridir.

Hakkında yazılacak şeyler, bu alanın kelime sınırını fazlasıyla aşacak kadar uzun. Ben kendimce önemli gördüklerimi elimden geldiğince sizlere aktarmak istedim.

Bu dünyadan, iyisiyle kötüsüyle, bir Alan Greenspan geçti.

Kaynağa Git

İlgili Haberler