28 Şubat 2026’da ABD ve İsrail'in İran'a yönelik başlattığı Savaş hızla Hürmüz Boğazı'na, Basra Körfezi'ndeki Arap ülkelerine ve Lübnan'a yayıldı. Savaşın ilk yüz günündeki 10 önemli dönüm noktasını gözden geçirelim.
1- Savaşın başlaması ve Ali Hamaney'in öldürülmesi
28 Şubat 2026 Cumartesi günü ABD ve İsrail; İran'daki askeri, güvenlik ve siyasi merkezlere yönelik geniş çaplı saldırılar başlattı. Bu saldırıların ilk ve en önemli hedeflerinden biri, Tahran'da İslam Cumhuriyeti lideri Ali Hamaney'in bulunduğu Pastör Külliyesi oldu. İsrail ordusu o gün, İran hükümet üyelerinin bir araya geldiği üç noktaya eş zamanlı saldırı düzenlediğini ve operasyonda İran yönetiminden "birkaç üst düzey figürün öldürüldüğünü" duyurdu.
İran devlet televizyonu, Ali Hamaney'in ölümünü ancak 20 saat sonra resmi olarak ilan edebildi.
2- Minab'daki Okul ve Dena fırkateynine saldırı
Savaşın daha ilk gününde, Hürmüzgan eyaletine bağlı Minab şehrinde ABD tarafından bir ilkokul hedef alındı. Bu saldırı, çoğunluğu 7 ila 12 yaş arasındaki kız ve erkek öğrencilerden oluşan 156 kişinin ölümüyle sonuçlandı. Saldırıda birkaç öğretmen ve öğrenci velisi de yaşamını yitirdi. Bu saldırı ABD içinde büyük eleştirilere yol açarken uluslararası alanda da ciddi tepki topladı.
Bu saldırıdan 5 gün sonra İran Ordusu Deniz Kuvvetleri'ne ait Dena askeri fırkateyni, bir ABD Deniz Kuvvetleri denizaltısı tarafından hedef alınarak batırıldı. Sri Lanka açıklarında meydana gelen bu saldırı, geminin batmasına ve 104 mürettebatının hayatını kaybetmesine yol açtı. 20 kişinin cansız bedenine ise asla ulaşılamadı. Dena, İkinci Dünya Savaşı'ndaki Pasifik Savaşı'ndan bu yana bir Amerikan denizaltısının torpido atışıyla batırdığı tek gemi olarak tarihe geçti. Bu saldırı, Dena fırkateyninin Hindistan'ın düzenlediği Uluslararası Donanma Geçit Töreni 2026 (IFR 2026) organizasyonuna katılması nedeniyle üzerinde hiçbir askeri mühimmat ve silah bulundurmadığı bir sırada gerçekleşti.
3- Hürmüz Boğazı'nın kapatılması ve enerji şoku
Savaşın ilk günlerinde İran, Hürmüz Boğazı'ndan gemi geçişlerini ciddi şekilde sınırlandırdı. Bu hamle, savaşı askeri bir krizden küresel enerji piyasasını sarsan dünya çapında bir krize dönüştürdü. Yıllardır süren tehditlerin ardından ilk kez bu düzeyde gerçekleştirilen bu eylem, İran'ın ABD ve İsrail saldırılarına tepki olarak Hürmüz Boğazı'ndaki deniz trafiğinin büyük bölümünü fiilen durdurmasını sağladı. Hürmüz Boğazı, dünyada petrol ve gaz taşımacılığının en önemli güzergahlarından biri olduğundan; buradaki trafiğin kısıtlanması petrol fiyatlarının fırlamasına, gemi sigorta maliyetlerinin yükselmesine ve Basra Körfezi'ndeki seyrüsefer güvenliğine dair yaygın endişelere yol açtı. O zamandan beri bu stratejik su yolunun yeniden açılması, ABD baskısının ve sonraki müzakerelerin ana eksenlerinden biri oldu.
4- ABD üslerine saldırılar ve misilleme dalgası
Savaşın ilk haftalarında İran, İsrail'e ve ayrıca bölgedeki Arap ülkelerinde bulunan hedeflere yönelik geniş çaplı füze ve insansız hava aracı ile saldırıları düzenledi. Bahreyn, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ve Katar, füze ve İHA'ların engellendiğini veya ABD askeri varlığıyla ilişkili hedeflere saldırılar düzenlendiğini bildirdi.
Bu saldırılar, üslerde bulunan pahalı ve kritik radar sistemleri ile uçaklar dahil askeri tesislere ciddi zararlar verdi. Bu süreçle birlikte Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), 59 yılın ardından 1 Mayıs 2026 itibarıyla OPEC (Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü) koalisyonundaki üyeliklerinden resmen ayrıldı. Bu süreç Arap ve körfez ülkeleri açısından yeni bir sürecin başlangıcı oldu.
5- İran’ın üçüncü dini lideri: Mücteba Hamaney
8 Mart’ta İran medyası, Ali Hamaney'in oğlu Mücteba'nın İran’ın yeni lideri olarak seçildiğini duyurdu. Hakim olan güvenlik ve savaş atmosferi nedeniyle, Uzmanlar Meclisi toplantısının ne zaman yapıldığı ve önceki liderin oğlunun halef olarak tanıtılma mekanizması hakkında fazla bilgi paylaşılmadı. Mücteba Hamaney'in liderliğe getirilmesi, savaşın en önemli siyasi dönüm noktalarından biriydi. İran hükümeti bunu süreklilik ve istikrarın bir işareti olarak sunarken, muhalifler bu kararın gücün ikinci liderin ofisi ve Devrim Muhafızları'na yakın dar çevrelerde daha fazla merkezileştiğinin göstergesi olduğunu savundu.
6- Ali Laricani'nin öldürülmesi
17 Mart tarihinde, Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri ve İran rejiminin köklü ve nüfuzlu isimlerinden Ali Laricani, İsrail saldırısında öldürüldü. Ali Laricani'nin öldürülmesi, saldırıların kapsamının sadece askeri komutanlarla sınırlı olmadığını, kilit siyasi figürlerin de hedef listesinde yer aldığını gösterdi. Onun ölümü ayrıca, güç yapısındaki pragmatist veya daha ılımlı isimlerin tasfiye edilmesinin, Tahran'daki karar alma mekanizmasını daha sert pozisyonlara kaydıracağı tartışmasını alevlendirdi. Laricani, eski lider Ali Hamaney'in ölümünün ardından ve yeni liderin henüz netleşmediği o otorite boşluğu döneminde, devlet işlerinin dizginlerini "fiilen" elinde tutan isim olarak biliniyordu.
7- İran’ın altyapıları ve "Ortadoğu'nun en yüksek köprüsü"ne saldırı
2 Nisan’da, Kerç Nehri üzerindeki Beylikan bölgesinde yer alan B1 Köprüsü, ABD ordusunun saldırısına uğradı ve ağır hasar gördü. Ortadoğu'nun "en yüksek" köprüsü unvanıyla rekor kırması planlanan bu yapı, İran'ın sivil altyapısına yönelik sembolik bir saldırıya dönüştü. Köprünün bazı kısımlarının yıkılmasından saatler sonra ABD Başkanı Donald Trump, Truth Social hesabından hedef alınma anının görüntülerini paylaşarak şu notu düştü: "İran'daki en büyük köprü yıkıldı ve bir daha asla kullanılamayacak. Daha fazlası da yolda!"
Bu köprüye yapılan saldırı büyük tepki çekse de İran'ın altyapısına yönelik ilk saldırı değildi. Daha önce İsfahan Demir Çelik Fabrikası, Ahvaz Mübareke Çelik Fabrikası, Hark Adası ve Güney Pars petrol sahası da saldırıların hedefi olmuştu.
8- Trump'ın "Bir medeniyetin yok edileceği" tehdidi
7 Nisan’da Donald Trump, İran'a karşı en sert çıkışlarından birini yaparak, Tahran'ın anlaşmaya yanaşmaması halinde "Bu gece koskoca bir medeniyet ölecek ve bir daha asla geri dönmeyecek" uyarısında bulundu. Bu mesaj uluslararası alanda geniş yankı uyandırdı ve insan hakları örgütleri bunu sivillere yönelik endişe verici bir tehdit olarak değerlendirdi. ABD'nin askeri ve diplomatik baskısının artmasıyla eş zamanlı gelen bu çıkış, savaşın daha da genişlemesi yönündeki endişeleri tırmandırdı. Bu konuşma özellikle ABD’nin nükleer silah kullanacağında dair ciddi endişelere yol açtı.
9-Pakistan'da müzakereleri ve İsrail’in Lübnan’a saldırısı
Trump'ın tehditlerinden bir gün sonra, 8 Nisan’da İran ve ABD geçici bir ateşkes ilan edilmesi konusunda uzlaştı. Bu ateşkes geniş çaplı çatışmaları azaltsa da başlangıçtan itibaren oldukça kırılgandı. Hürmüz Boğazı üzerindeki anlaşmazlıklar, İsrail'in Lübnan'daki saldırılarına devam etmesi ve bu ateşkes anlaşmasının kapsamı, tarafların pratikte sadece karşılıklı ateş yoğunluğunu önemli ölçüde azaltmasıyla sınırlı kaldı. Ateşkes ilanından birkaç gün sonra, 31 Mart ve 1 Nisan tarihlerinde, İran ve ABD arasında Pakistan'da ilk üst düzey doğrudan müzakereler gerçekleştirildi. Meclis Başkanı ve Tahran'daki ana karar vericilerden biri olan Muhammed Bakır Galibaf, ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance ile görüştü. Bu müzakereler nihai bir anlaşmayla sonuçlanmadı ancak siyasi açıdan büyük bir öneme sahipti; çünkü savaşın başlamasından bu yana bu düzeydeki ilk doğrudan temastı. Ayrıca bu görüşme, 1979 Devrimi'nden bu yana iki ülkenin üst düzey yetkilileri arasında bu seviyede gerçekleşen ilk buluşma olma özelliğini taşıyordu.
10- Kırılgan Ateşkes, imzalanan mutabakat
Ateşkes boyunca ABD'nin İran'ın kıyı tesislerine yönelik saldırıları, İHA engellemeleri ve Tahran'ın buna karşılık Kuveyt ve Bahreyn'deki hedefleri vurarak verdiği yanıtlar, savaşın fiilen durmadığını gösterdi. Ne Hürmüz Boğazı açıldı ne de İran'a yönelik deniz ablukası sona erdi; ancak karşılıklı mesaj trafiği ve arabuluculuk çabaları devam etti. Savaşın başlamasından yüz gün sonra bölge, savaş ile barış arasında bir arafta kalmaya devam etti… Ta ki günümüzde mutabakatın imzalanmasına kadar.