Ana içeriğe geç

ABD-İran anlaşması savaşı bitirmeye yetecek mi? İşte, olası iki senaryo ve sahadaki gerçeklik

ABD ile İran arasında imzalanan mutabakat, savaşı sona erdirmeye yönelik önemli bir adım olarak görülse de tarafları zorlu bir müzakere süreci bekliyor. Washington ve Tahran, nihai anlaşmanın ayrıntıları üzerinde uzlaşmaya çalışırken; İsrail'in güvenlik talepleri, İran'ın füze ve nükleer kapasitesi, bölgesel vekil güçler ve sahadaki çatışmalar önümüzdeki 60 günün kaderini belirleyecek başlıca riskler olarak öne çıkıyor.

ABD-İran anlaşması savaşı bitirmeye yetecek mi? İşte, olası iki senaryo ve sahadaki gerçeklik
Cumhuriyet
16

ABD ile İran arasında savaşı sona erdirmeyi amaçlayan mutabakatın imzalanmasının ardından gözler, yarın İsviçre'de başlaması beklenen teknik müzakerelere çevrildi.

İsviçre makamları, tarafların yarın Bürgenstock'ta bir araya geleceğini duyururken, İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bagayi, iki ülke devlet başkanlarının anlaşmayı bizzat imzalaması yönünde karar alındığı için Cuma günkü toplantı planınının 'şimdilik askıya alındığını' açıkladı.

"ASIL ZORLU SÜREÇ ŞİMDİ BAŞLIYOR"

Uzmanlara göre Washington, mutabakatı diplomatik bir ilerleme olarak sunarken Tahran, süreci kendi kamuoyuna bir kazanım olarak anlatıyor.

Beyaz Saray Genel Sekreteri Susie Wiles, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump'ın Fransa ziyareti sırasında imzalanan mutabakatın önemli bir dönüm noktası olduğunu belirtti. Ancak Wiles, "Önümüzdeki 60 gün, önemli ayrıntılar üzerinde çalışılırken zorluklarla dolu olacak" ifadelerini kullanarak sürecin henüz tamamlanmadığı mesajını verdi.

Beyaz Saray'ın açıklaması, Washington yönetiminin mutabakatı nihai bir çözümden ziyade daha kapsamlı bir anlaşmaya giden ilk adım olarak gördüğüne işaret ediyor.

"BU SÜREÇ VİYANA'DAN FARKLI"

İran Meclis Başkanı ve başmüzakereci Muhammed Bakır Galibaf, İran devlet televizyonuna yaptığı açıklamada, mevcut sürecin 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmadan farklı olduğunu savundu.

Galibaf, müzakereleri 'güç diplomasisi' olarak tanımlayarak İran'ın teknik görüşmelere askeri ve siyasi açıdan güçlü bir pozisyonda girdiğini öne sürdü.

"Bu görüşmelerde boş sloganlara, tavizlere ya da uzlaşma adına geri adım atmaya yer yok" diyen Galibaf, mutabakatı aynı zamanda ABD'nin başarısızlığının kaydı olarak nitelendirdi.

OLASI SENARYOLAR

İlk senaryoda, teknik müzakereler resmen başlasa bile süreç kısa sürede uygulama krizine dönüşebilir. İsrail’in Lübnan - Gazze hattındaki askeri varlığını güvenlik gerekçesiyle sürdürmesi, Tahran’ın mutabakatı 'eksik uygulama' olarak yorumlamasına yol açabilir. Bu durumda İran, masadan kalkmadan, süreci yavaşlatarak zamana yayabilir; Washington ise hem İsrail’i sınırlamak hem de Tahran’ı anlaşmada tutmak arasında sıkışabilir.

Bu tabloda müzakereler tamamen çökmez; ancak nihai anlaşma takvimi uzar, taraflar birbirini ihlalle suçlar ve sahadaki düşük yoğunluklu çatışmalar diplomatik süreci sürekli baskı altında tutar. İsrail’in özellikle Lübnan cephesinde atacağı askeri adımlar, İran içindeki sertlik yanlılarının elini güçlendirebilir ve teknik görüşmeleri zora sokabilir.

İkinci senaryoda ise İsrail, mutabakatın İran lehine stratejik sonuçlar doğuracağı kanaatiyle daha doğrudan bir baskı hattına yönelebilir. İran bağlantılı hedeflere yönelik yeni saldırılar, Tahran’ı aynı şekilde karşılık vermeye itebilir. Böyle bir durumda İran’ın yanıtı, ABD’yi yeniden askeri denklemin içine çekebilir.

Bu seçenek, teknik müzakerelerin yalnızca askıya alınmasıyla kalmayıp bölgesel çatışma mimarisinin yeniden kurulması riskini doğurur. Bu da 60 günlük ateşkesi nihai anlaşmaya giden bir fırsat olmaktan çıkarıp, yeni ve daha geniş bir tırmanmanın hazırlık dönemine çevirebilir.

MASADAKİ ANLAŞMA, SAHADAKİ GERÇEKLİK

Mevcut durumda, taraflar arasındaki temel anlaşmazlıkların ortadan kalktığını söylemek güç görünüyor. 1 ay süren ağır saldırılara rağmen İran'ın füze kapasitesi, bölgesel nüfuz ağı ve stratejik caydırıcılık unsurları tamamen ortadan kaldırılamadı. Tahran'ın küresel enerji ticareti açısından kritik öneme sahip Hürmüz ve Babülmendep boğazları üzerindeki dolaylı etkisi sürerken, yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokları da müzakere masasındaki en tartışmalı başlıklardan biri olmayı sürdürüyor.

Diğer yandan İsrail, İran'ın yalnızca nükleer programının değil, füze kapasitesinin ve bölgedeki vekil güç ağlarının da kalıcı biçimde sınırlandırılmasını stratejik hedef olarak görüyor. Hizbullah ve Hamas gibi İran'a yakın aktörlerle devam eden çatışmalar, Tel Aviv'in tehdit algısının değişmediğine işaret ediyor. Washington'da ise Trump yönetimi çatışmayı sonlandırma yönünde irade ortaya koysa da, Kongre'deki güçlü İsrail yanlısı çevrelerin baskısı ve sahada yaşanabilecek yeni bir gerilim, önümüzdeki haftalarda mevcut diplomatik sürecin dayanıklılığını ciddi biçimde sınayabilir.

Kaynağa Git

İlgili Haberler