Ana içeriğe geç

Prof. Dr. Düzgün Aydınlık’a konuştu: Kurban birlik bayramıdır

Prof. Dr. Düzgün, Kurban Bayramı dolayısıyla yaptığımız röportajda bu bayramın kişiyi hem Allah ile hem de diğer insanlarla yakınlaştırması gerektiğini belirtti. Düzgün, İslam dünyasının ABD ve İsrail’in saldırılarının emperyal hedeflerini göremediğini söyledi.

Prof. Dr. Düzgün Aydınlık’a konuştu: Kurban birlik bayramıdır
Aydınlık
16

Türkiye ve tüm İslam Dünyası bugün Kurban Bayramı sevincini yaşıyor. Bu bayramın taşıdığı mesajları ve Müslümanların önüne koyduğu görevleri Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden Prof. Dr. Şaban Ali Düzgün ile konuştuk.

‘KURBAN MAZLUMUN HAKKINI KORUYORSA İBADETTİR’

Düzgün, Kurban Bayramı’nın bir birlik bayramı olduğunu ifade ederken kurbanın kişiyi hem Allah’a hem de diğer insanlara yaklaştırması gerektiğinin altını çizdi.

Bu ibadeti başkasının derdiyle hemhal olma erdeminin zayıfladığı bu çağda bir fedakârlık deneyimi olarak görmek gerektiğini belirten Düzgün, “Kurban insanın kayıtsızlığını, bencilliğini, hırsını ve her şeyin merkezine kendini yerleştirme güdüsünü kurban etmeyi gerektirir” ifadelerini kullandı.

Filistin, Lübnan ve İran’a yönelik saldırılarda çeşitli İslam ülkelerinin gerekli tepkiyi göstermediklerine dikkat çeken Şaban Ali Düzgün, Sünnilik veya Şiîlik gibi tarihsel konuların bu dönemlerde açılmasını bir utanç olarak gördüğünü ifade etti. Yaşanan son olaylarla birlikte Körfez’de çıkarlarının ABD ile bir tutan ülkelerin durumun böyle olmadığını yaşayarak gördüğünü ve ABD’nin dostu olmanın ölümcül olduğunu vurguladı. Ardından şöyle diyerek sözlerini bitirdi:

“Bayram, insanlık vicdanını diri tutarak yoksulun, mazlumun hakkını koruyan, yükünü hafifleten bir düşünce ve eyleme kaynaklık ediyorsa gerçek bir ibadet ve bayramdır; aksi taktirde ilkel dinlerde görülen ritüelden öteye geçememiş demektir.”

‘KURBAN BİRLİK RUHUNUN HAYAT VERDİĞİ DİRLİK ÇAĞRISIDIR’

Prof. Dr. Şaban Ali Düzgün ile röportajımızın tamamı şu şekilde:

Dayanışmanın bayramı olarak görülen Kurban Bayramı İslam alemi ve hatta tüm dünya için ne ifade etmektedir?

Her şeyden önce aynı anda milyonlarca insanın bir ibadeti aynı anda gerçekleştiriyor olmasının yarattığı kolektif bir bilinç söz konusu. Bu bilinç, düşünce, duygu ve eylemde ‘birlikte’ hareket etme; ortak değerler ve anlamlar için ‘birlikte’ mücadele verme sorumluluğu demektir. İslam’ın tevhid dini olduğunu söyleriz. Ama bu tevhid hep Allah’ın birliğini vurgulamaya yönelmiştir. Bir Allah’a inanmanın bizim dünyamızda nasıl bir ‘birlik’ gerektirdiği üzerinde pek durulmamıştır.

Muhammed İkbal tevhidin bizim dünyamızda ‘özgürlük, eşitlik ve kardeşlik’ olarak tezahür ettiğinde anlam kazanabileceğini söyler. Kurban Bayramı bu ‘birlik’ ruhunun hayat verdiği bir ‘dirlik’ çağrısı olarak okunmalıdır.

Mademki Kurban Bayramı bir ‘birlik’ bayramıdır; o halde kurbanın insanı Allah’a yaklaştırdığı kadar diğer insanlara da yaklaştırması beklenir. Bu da merhamet, toplumsal dayanışma ve insanlık bilinci gibi kişinin kendi benliğinden çıkıp diğer insanlara sirayet eden yüksek bir duyarlılığı gerektirir.

Kurbanı, başkasının derdiyle hemhal olma erdeminin zayıfladığı; çıkar ilişkilerinin hükmünü sürdüğü bir çağda bir fedakârlık deneyimi olarak okumakta fayda var. Kurban insanın kayıtsızlığını, bencilliğini, hırsını ve her şeyin merkezine kendini yerleştirme güdüsünü kurban etmeyi gerektirir. Bu kurban edilenlerin yerini paylaşım, empati, insan onuru ve eşitlik duygusu alır.

Kurban, savaşların, göçlerin yerinden yurdundan ettiği insanların derin yoksulluğunu ve acısını hissettiren küresel bir vicdan hareketine dönüştüğünde, hayvan kesiminin ötesine geçen bir ‘bayram’ niteliğine kavuşabilir. Kurban Bayramı, herkesin kendinden feda edeceklerini, insanlığa sadakatlerini gösterebilecekleri bir zaman dilimi olarak görmek gerekir. İbrahim’in teslimiyeti ve İsmail’in sadakati bu zaman diliminde her birimizde nasıl tecelli etmektedir? sorusudur anlamlı olan.

Onun için kurban kesmeyenlerin de şikâyetin ötesine geçip, bir kurban parasını yoksulluk ve yoksunluğun kol gezdiği bir dünyada ihtiyaç sahibine bir şekilde ulaştırmanın yolunu bulması beklenir. Onu Allah’a yaklaştıracak takva da bu şekilde tecelli edecektir.

‘HAYVAN KESİMİNİN ÖTESİNE GEÇEN BİR ANLAMA SAHİP OLMALI’

Bugün bu bayramın sadece bir et yeme bayramına dönmesinin sebepleri sizce nelerdir? Bu algıdan kurtulmak için bu bayramı nasıl ele almamız gerekir?

Yerleşik fıkıh kültürü kurban edilecek hayvanın özellikleri üzerinde durur. Ama Kur’an-ı Kerim dikkatimizi kurban kesecek insanın özelliklerine çeker ve “Allah sadece muttakilerin kurbanını kabul eder” (Mâide, 27) diyerek çarpıcı bir uyarıda bulunur. Ayetin kullandığı anahtar kavram ‘takva’dır. Sorumluluk bilinci, hesap verebilirlik ve herkesi korumaya alan mekanizmaları var etmeyi ifade eden bir kavram olarak ‘takva’ kurbanın gerçek bir ibadet olarak yarattığı sonuca odaklanır. Bunu destekleyecek şekilde, “Kestiğiniz kurbanların ne eti ne kanı Allah’a ulaşır. O’na ulaşan sizin takvanızdır” (Hac, 37) ayeti, Allah’ rızası için yapılan bir ibadetin maddi şartlarının ötesine taşan bir ahlaki duyarlılığa dikkatimizi çekmektedir.

Kurban kesmenin yüksek standardı gerektiren bir ahlakla gerçekleşebileceğini ve hukuk normlarını aşan, etik ve estetiğe evrilen bir aşamayı gerektirdiğini görmek gerekir.

Daha ileri bir dil kullanacak olursak, kurbanda iki ayrı kozal ilişki çalışır. Allah’ın kurbanla arzu ettiği ile insanın arzu ettiği aynı ufuk çizgisinde buluştuğunda kurban tam anlamıyla kurban olur ve bayrama dönüşür. Hayvan kesimi ve beslenme insanın rutini. Aynı rutini bu özel günlerde tekrarlamanın ‘hayvan kesimi’nin ötesine geçen bir anlamı olmalıdır. Kur’an bu anlama ve insan olmanın ve insanlarla birlikte yaşamanın gereklerine dikkatimizi çeker.

İnsanı fizik dünyanın sınırlılığından metafizik olanın sınırsızlığına davet eden her ibadet gibi Kurban da insanı kendi dünyasından çıkarıp diğer insanların dünyasına dâhil etme arzusundadır. Kurban’ın görünür olan kısmı yani kesim ve dağıtım ile görünmeyen olan yani zihin dünyamızda yaratmayı amaçladıkları arasında bir örtüşme yaşanıyorsa, kurban amacına ulaşmış demektir.

‘ABD’NİN DÜŞMANI OLMAK TEHLİKELİ, DOSTU OLMAK ÖLÜMCÜLDÜR’

İslam toplumunun Filistin, İran ve Lübnan'a saldırılar karşısında aldıkları tutumun Kurban Bayramı ruhuyla uyuştuğunu söyleyebilir miyiz?

Müslüman coğrafyanın bir köşesinde zulme maruz kalan insanların yanında durma, zulme karşı onurla mücadele etme insan olmanın gereği ve İslam’ın üzerine titrediği yaşam ilkesidir. Müslüman coğrafyalardaki zulümlere ve yıkımlara karşı tabii ki halkların bir reaksiyonu ve vicdanî dayanışması var. Ama bu reaksiyon maalesef, yönetimler üzerinde baskı yaratacak ve sonuç alacak bir reaksiyon gücünde değil. İşin daha vahimi bu yıkımlara karşı tarihsel refleksleri – Sünnî, Şiî gibi – devreye alarak reaksiyon göstermek gibi bir utanç var önümüzde.

Müslüman coğrafyanın büyük bir kısmı, Gazze meselesinin bir İsrail-Filistin çatışmasının ötesinde bir anlam taşıdığını; Amerika-İsrail ittifakının Müslüman coğrafyaya yönelen yıkıcılığının şu an için İran’ı vurduğunu ama bunun ötesine geçen daha büyük emperyal hedeflere sahip olduğunu görememe gibi bir mezhep ve ırk miyopluğuna tutulmuş görünmektedir.

Körfezde Amerikan çıkarlarıyla kendi çıkarlarını eşitleyenler, bu eşitlik denkleminin hiç de eşit olmayan sonuçlar yarattığını yaşayarak gördüler. H. Kissinger’in sözü kulaklarında çınlamıştır herhalde: ‘Amerika’nın düşmanı olmak tehlikelidir. Dostu olmak ölümcüldür.’

'PARÇALANMIŞLIK YENİ KURBANLAR ALACAK'

Kurban Bayramı, ideal olan ile reel politik arasına sıkışan Müslüman halkların ahlak ve adalet merkezli ahlaki bir tutumu savunma ve insana yönelen her saldırıya mezhep ve ırk temelinden bağımsız bir şekilde karşı durma ve ortak reaksiyon geliştirme erdemine bir çağrı olarak görülmelidir. İslam dünyasının siyasal parçalanmışlığının, ortak bir etik ve politik tavır geliştirememenin sürekli yeni kurbanlar alacağı unutulmamalıdır.

Bayram, insanlık vicdanını diri tutarak yoksulun, mazlumun hakkını koruyan, yükünü hafifleten bir düşünce ve eyleme kaynaklık ediyorsa gerçek bir ibadet ve bayramdır; aksi taktirde ilkel dinlerde görülen ritüelden öteye geçememiş demektir.

Kaynağa Git

İlgili Haberler