Kadir Bekil Mirat Haber'de yazdı: Okulların kapanmasına sayılı günler kaldı. Memleketin dört bir yanında bir tatil telaşı, bir koşturmaca başladı. Analar, babalar kara kara düşünüyor: “Çocuğu bu yaz nereye göndersek, vaktini nasıl verimli geçirse?” Önümüzde yine o bildik, tanıdık alternatifler var: Yaz okulları, spor kampları ve elbette her yazın vazgeçilmezi Yaz Kur’an Kursları…
Şimdi eğri oturalım, doğru konuşalım. Bugün ülkemizde din eğitimi noktasında geçmişle mukayese edilemeyecek kadar büyük mesafeler kat ettik. Eskiden cami köşelerinde, binbir imkânsızlıkla yürütülen o süreçler, bugün hamdolsun çok daha modern, çok daha programlı eğitim ortamlarına taşındı. Spor faaliyetleri, kültürel etkinlikler, Peygamber Efendimizin (s.a.s.) hayatı, temel dinî bilgiler, güzel ahlâk ilkeleri… Hepsi bir arada sunuluyor. Buraya kadar her şey güzel, her şey memnuniyet verici.
Evlatlarımızın akademik başarısı için yıl boyu adeta kendimizi paralıyoruz. Matematikten geri kalmasın diye kurs kurs gezdiriyor, İngilizceyi söksün diye bütçeleri zorluyor, derslerinden geri kalmasın diye adım adım takip ediyoruz. Yılın on ayını bu hırsa kurban ediyoruz.
Fakat mesele çocuğun manevî dünyasına, dinî ve ahlâkî eğitimine, âhiretine geldiğinde ne yapıyoruz? “Aman canım, yazın camide bir iki ay kursa gider, elifbayı öğrenir, birkaç sûre ezberler, olur biter.” mantığıyla yaklaşıyoruz. İnsanın ruhunu, şahsiyetini, maneviyatını birkaç haftalık yaz programına sığdırabileceğinizi mi sanıyorsunuz? Bu neyin aymazlığı, bu neyin vurdumduymazlığı?
Din dediğiniz şey, sadece cami kubbesinin altında ezberlenen üç beş duadan, başı secdeye koymanın teknik detaylarından mı ibarettir? Hayır! Din; bilgiyle birlikte anlamayı, kavramayı, en önemlisi de o bilgiyi ahlâka dönüştürüp hayatın tam merkezine yerleştirmeyi gerektirir. Çocuk camiden çıkıp eve geldiğinde o ahlâkı evde görmüyorsa, sokakta bulamıyorsa, anne baba kendi yaşantısıyla çocuğa örnek olamıyorsa, o yaz kursundan ne bekliyorsunuz?
Bugünün çocukları da tıpkı bizler gibi, hatta bizden çok daha ciddi bir şekilde hayatın anlamına dair sorular soruyor. “Ben niye yaşıyorum? Ölüm nedir? İyilik ve kötülüğün ölçüsü nedir?” diye zihnini kemiren suallere cevap arıyor. Eğer biz o çocukların elinden tutup akıllarını ve kalplerini tatmin edecek o şefkatli rehberliği sunamazsak ne olur, biliyor musunuz?
Siz rehberlik etmezseniz, o çocuk gider; cevabı dijital medyanın lağım çukurlarında, sosyal ağların dehlizlerinde, ahlâksızlığı modernlik diye pazarlayan ideolojik akımların kucağında arar. Bugün gençliğin zihin dünyasını şekillendiren o kirli mecralar, sizin üç-altı haftalık yaz kursunuzu bir günde yerle bir eder!
Net konuşalım: Din eğitimi yalnızca aileye, yalnızca camiye yahut yalnızca yaz kurslarına ihale edilip kenara çekilinecek bir lüks değildir. Bu iş; aile ile Kur’an kursları arasında kurulacak bir iş birliğini mecbur kılar.
Nasıl ki akademik eğitimi yılın bütününe yayılan bir mecburiyet olarak görüyorsak, ebedî kurtuluşumuza vesile olacak manevî eğitimi de hayatın bütününü kuşatan, nefes alıp verdiğimiz her anı kapsayan bir şahsiyet inşası olarak görmek zorundayız.
Yaz Kur’an kursları elbette başımızın tacıdır; son derece kıymetlidir ve faydalıdır. Ancak bu kurslar, yıl boyu sürmesi gereken o büyük manevî nehrin sadece küçük bir su yatağıdır; asla tek başına yeterli kabul edilemez, edilmemelidir!
Çünkü din; yaşanan, hissedilen, vicdana yerleşen ve insanın bütün hayatını kuşatan bir değerler bütünüdür.
Buradan ailelere, eğitimcilere, din görevlilerine ve bu devletin ilgili kurumlarına açıkça sesleniyorum: Bu mesele, “Kurs açtık, şu kadar çocuk kaydettik.” diyerek istatistik raporlarıyla geçiştirilecek bir mesele değildir. Karşımızdaki konu basit bir eğitim programı değil; geleceğimizi, mukaddesatımızı emanet edeceğimiz nesillerin inanç, ahlâk ve şahsiyet kavgasıdır. Bu mücadelede gevşeklik gösterenler, yarın evlatlarının arkasından gözyaşı dökmeye mahkûm olurlar!