Ana içeriğe geç

Michael Sarnoski’nin Robin Hood’un Ölümü, Yeon Sang-ho’nun Koloni filmleri gösterimde: Robin Hood’un karanlık yüzü...

Robin Hood efsanesi sinemada bu kez daha karanlık ve sert bir yorumla yeniden ele alınıyor. Michael Sarnoski’nin yaklaşımı, kahramanlık mitini şiddet, vicdan azabı ve hayatta kalma mücadelesi üzerinden çözümleyerek anti-kahraman bir portre sunuyor. Öte yandan Yeon Sang-ho’nun “Koloni” filmi ise zombi anlatısını kolektif davranış ve irade kaybı üzerinden günümüz toplumuna ve teknolojiye dair eleştirel bir çerçeveye taşıyor.

Michael Sarnoski’nin Robin Hood’un Ölümü, Yeon Sang-ho’nun Koloni filmleri gösterimde: Robin Hood’un karanlık yüzü...
Cumhuriyet
16

Robin Hood efsanesi sinemada büyüleyici olmayı sürdürüyor, farklı şekillerde yorumlanmaya devam ediyor. Ünlü kahramanı Errol Flynn, Kevin Costner, Russell Crowe gibi tanınmış oyuncular canlandırdı.

Ridley Scott sert tarihsel versiyonunda firar eden bir askerin kahramanın kimliğine bürünmesini yeğledi (2010). Michael Sarnoski (Sessiz Bir Yer: Birinci Gün) Robin Hood’un Ölümü dramında zenginlerden çalıp yoksullara veren kahramanı hayatta kalmak için öldüren, yakıp yıkan, yağmalayan, kana susamış bir kanun kaçağına dönüştürdü. Kurbanlarının akrabaları, çocukları, torunlarının intikam için peşinde olduğu yaşlı Robin artık yorulmuştur, adaletli bir ölüm istiyordur.

Sarnoski yüzyıllardır süregelen kahramanlığı, romantizmi bir kenara bırakıp Robin’i şiddet, vahşet dolu bir çağda (1247) yaşamda kalmak için boğuşan acımasız, sert, içe dönük portresini yansıtmayı yeğledi. Katliamlarının ağır yükünü taşıyan Robin yardımcısı Küçük John’un isteği üzerine son bir saldırıyı kabul ettikten sonra ağır yaralanır. Kızını kurtaran John, Robin’i adadaki manastıra götürüp bırakır. Şifacı rahibe Robin’i iyileştirir. Yetim çocuklardan, dul kadınlardan oluşan bu toplulukta Robin kurtuluşu bulabilecek midir? Robin Hood iç hesaplaşmasını yaparken pişmanlık, vicdan azabı, suçluluk duyar, kanlı cinayetleriyle yüzleşir, canlarını aldığı insanların hayatleriyle savaşır. Rahibenin manevi bilgeliği, iyileştirici gücü Robin’in travmasını somutlaştırır. İkilinin dinamiği filme duygusal bir derinlik katar.

ACIMASIZ GERÇEKLİK

Fiziksel şiddet, psikolojik ve duygusal karmaşayı harmanlayan yönetmen çok sayıda Robin Hood filminin içerdiği fantastik estetikten uzak durur. Görüntü yönetmeni Pat Scola acımasız gerçekliği bire bir yansıtır. Varoluşun sertliğini vurgulayan soğuk, doygunluğu azaltılmış tonlar, puslu manzaralar manastıra varışla birlikte yerini daha sıcak renklere, yemyeşil doğaya bırakır. Öteki yaratıcı seçim Robin’in kişiliğiyle ilişkilendirilen genel planlardan, geniş kadrajlardan oluşan daha içsel bir anlatım dilidir. Küçük John öteki uyarlamalardaki gibi neşeli, yardımsever değildir, savaşla, suçla yoğrulmuş, vahşet içinde büyümüştür.

Yönetmen şiddetin sınırlarını zorlayarak rahatsız edici bir boyuta taşır, insanların acımasızlığı doğanın muhteşem güzelliğiyle tezat oluşturur. Çekimler Kuzey İrlanda’da yapıldı, yapım-kostüm tasarımları zamansız atmosferi yansıtır. Robin’in kostümleri sert, toprak tondan tinsel arınmasını yansıtan sıcak renklere dönüşür.

Sarnoski, İngiliz halk müzisyeni Jim Ghedi’yle çalıştı, besteci projeye etkileyici bir özgünlük kattı. Filmin aynı zamanda yapımcısı olan Hugh Jackman, Robin Hood rolünde olağanüstüdür. Jodie Comer, Bill Skarsgard, Noah Jupe, Murray Bartlett’in oyunculukları etkileyicidir.

KOLEKTİF DAVRANIŞ TEHLİKESİ...

George Romero’nun zombi-gerilim türü Yaşayan Ölülerin Gecesi’nden (1968) bu yana zombi figürü parodilerde dahil olmak üzere sayısız değişime uğradı. Güney Koreli Yeon Sang-ho, Zombi Treni (2016) filmiyle zombi evrimini hızlandırdı, onu dinamik, öfkeli, vahşi bir yaratığa dönüştürdü.

Image

Animasyon, platform oyunları, büyük ekran arasında gidip gelen üretken yönetmen 10 yıl sonra ürkütücü gerilimi Koloni’nin prömiyerini Cannes Film Festivali’nin geceyarısı seçkisinde yaptı. Alışveriş merkezinin olduğu bir gökdelende biyoteknoloji konferansı yapılırken hızlı mutasyona uğrayan bir virüs serbest bırakılır. Yozlaşmış virüs tarafından enfekte olan insanlar özgür iradelerini kaybedip birbirlerine bağlı bir organizmaya dönüşürler.

Ölümsüzler temasına geri dönen yönetmen AVM’de geçirdiği filminde tüketim toplumunun nasıl iradesiz yaratıklar ürettiğini vurgulayarak Güney Kore’yi eleştirir, toplumunun insanlıktan uzaklaşmasını yeniden tanımlar, insanın özgür iradesini yitirmesini sinsi çağın imgesine bağlar: Kolektif davranış ve yapay zekâ. Tek bir varlık tarafından yönetilen zombi ağı, birlikte hareket edememe yetersizliğinden ötürü tüketilen insanlar.

Bu tersine çevirme Pluribus, The Last of Us dizilerinin karanlığını da anımsatır. Yönetmenin kaygı, korku yaratma yeteneği üst düzeydedir. Kamera devinimleri, plonje çekimler, sürekli hareket halindeki kamera ileride insanlığı bekleyen kaosu daha da güçlendirir.

Kaynağa Git

İlgili Haberler