NATO Zirvesi öncesinde yayımlanan kapsamlı analizlerden biri, Avrupa'nın Türkiye'ye yönelik savunma politikalarında giderek büyüyen bir çelişkiyi gözler önüne serdi. Bordeaux Üniversitesi'nden hukuk ve siyaset bilimi lisans derecesine sahip olan, çalışmalarını İstanbul Galatasaray Üniversitesi ile Bordeaux Üniversitesi'nde küresel güvenlik ve uluslararası siyasi analiz alanlarında sürdüren Jean-Baptiste Laborde, yayımladığı değerlendirmede Avrupa Birliği'nin Türkiye'yi siyasi olarak savunma projelerinin dışında tutmaya çalışırken, Türk savunma sanayi ürünlerinin Avrupa'nın en büyük şirketleri aracılığıyla fiilen kıta savunma ekosistemine entegre olduğunu ortaya koydu.
DİKKAT ÇEKEN PARADOKS
Laborde'un dikkat çektiği en çarpıcı nokta ise Avrupa Birliği'nin 150 milyar avroluk SAFE (Security Action for Europe) savunma finansman programı ile ortaya çıkan paradoks oldu. Türkiye, siyasi gerekçelerle bu dev finansman mekanizmasının dışında bırakılmaya çalışılırken, Türk savunma teknolojileri Avrupa'nın önde gelen sanayi şirketleri üzerinden aynı tedarik zincirlerine girmeye devam ediyor. Bu durum, SAFE kapsamında oluşturulmak istenen sınırların pratikte giderek anlamını yitirdiğine işaret ediyor.
İNSANSIZ HAVA ARAÇLARI
Laborde'un analizinde özellikle İtalyan savunma devi Leonardo dikkat çekiyor. Son dönemde kurulan stratejik ortaklıklar sayesinde Türk üretimi insansız hava araçları, Leonardo'nun radarları, elektronik harp sistemleri, görev bilgisayarları, sensörleri ve Avrupa sertifikasyon kabiliyetiyle bir araya geliyor. Böylece Avrupa ülkeleri yalnızca bir Türk platformunu değil, Avrupa standartlarına uygun şekilde entegre edilmiş ortak bir savunma sistemini satın alma imkânı elde ediyor. Bu model, Avrupa savunma sanayisinin en önemli oyuncularından biri olan Leonardo'nun kıta içindeki güçlü tedarik ağı sayesinde Türk teknolojilerinin Avrupa pazarına erişimini kolaylaştırıyor. Ortaya çıkan ürünler yalnızca ihracat açısından değil, Avrupa'nın gelecekteki ortak savunma projeleri bakımından da önem taşıyor.
TEKNOLOJİ ENTEGRASYONU
Analizde öne çıkan ikinci şirket ise Fransız savunma ve havacılık devi Safran. Safran'ın özellikle elektro-optik sistemler, seyrüsefer çözümleri, aviyonikler ve hassas görev ekipmanlarındaki birikimi, Türk platformlarının Avrupa standartlarına uygun hale gelmesini hızlandırıyor. Türk platformlarının Safran teknolojileriyle desteklenmesi, Avrupa ordularının alışık olduğu teknik standartların korunmasını sağlarken aynı zamanda Türk savunma sanayiinin geliştirdiği platformların Avrupa tedarik zincirlerine daha kolay dahil edilmesine imkân veriyor. Böylece siyasi düzeyde uygulanan sınırlamalar ile sanayi alanındaki iş birliği arasındaki fark daha da belirgin hale geliyor.
AB SİYASETİ BAŞKA
Laborde, analizinde bu tabloyu "garip bir asimetri" olarak tanımlıyor. Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki deniz yetki alanları konusundaki politikaları ve Ankara'nın diplomatik girişimleri nedeniyle Avrupa Birliği'nin SAFE programında Türkiye'ye mesafeli durduğunu belirten araştırmacı, buna rağmen savunma sanayi alanındaki ekonomik ve teknolojik gerçeklerin farklı bir yön izlediğini vurguluyor. Laborde'un ifadesiyle, Türk sistemleri Leonardo veya Safran aracılığıyla Avrupa'ya girerken, Türkiye siyasi bir aktör olarak hala sistemin dışında tutuluyor. Bu durum, Avrupa'nın siyasi tercihleri ile savunma sanayiinin ihtiyaçlarının giderek birbirinden ayrıştığını gösteriyor.
[email protected]
Kaynak: Web Özel