Ana içeriğe geç

Özgür Özel altın hesabıyla bursları eleştirdi: 'Eski dönemde olsaydınız 15 bin lira alacaktınız'

Denizli'de gençlerle buluşan Özgür Özel, 'Sizi seçeneksiz bırakmayacağız' diyerek adalet, burslar ve öğretmen atamalarına dair mesajlar verdi. Özel, ayrıca altın hesabıyla bursları eleştirerek, 'Eski dönemde olsaydınız 15 bin lira alacaktınız' dedi.

Özgür Özel altın hesabıyla bursları eleştirdi: 'Eski dönemde olsaydınız 15 bin lira alacaktınız'
Halk TV
16

CHP lideri Özgür Özel, Denizli programı kapsamında üniversite öğrencileriyle bir araya gelerek gençlerin sorularını yanıtladı. Hukuk sistemi, ekonomi, eğitim politikaları, öğrenci bursları, öğretmen atamaları, parti içi süreçler ve gençlerin yurt dışına gitme eğilimine ilişkin çarpıcı değerlendirmelerde bulunan Özel, geleceğe dair mesajlar verdi.

"SİZİ SEÇENEKSİZ BIRAKMAYACAĞIZ"

Salondaki gençlere seslenen CHP lideri, iktidarın yarattığı karamsar tabloya karşı mücadele edeceklerini belirterek, "Sizi ümitsiz, seçeneksiz ve karamsar bırakmayacağız. Size söz veriyorum" dedi.

Özgür Özel altın hesabıyla bursları eleştirdi: 'Eski dönemde olsaydınız 15 bin lira alacaktınız' - Resim : 1

"BEĞENMEDİKLERİ ESKİ DÖNEMDE ÖĞRENCİ OLSAYDINIZ 15 BİN LİRA BURS ALACAKTINIZ"

Üniversite öğrencilerinin yaşadığı derin ekonomik kriz ve barınma sorununa değinen CHP lideri, mevcut 4 bin liralık burs miktarının yetersizliğini altın fiyatları üzerinden hesaplayarak ortaya koydu.

Geçmiş yıllarla bugünü kıyaslayan ve iktidarın ekonomi politikasını eleştiren Özel, öğrencilerin geçinebilmesi için bursların asgari ücret seviyesine çıkarılması gerektiğini savunarak şu ifadeleri kullandı:

"Öğrenci bursları yetmiyor, 4 bin lira. Tayyip Bey, ‘Biz geldiğimizde öğrenci bursu kırk beş liracıktı’ diyor. ‘Şimdi hamdolsun dört bin lira yaptık’ diyor. Ben Tayyip Bey'i çok iyi tanıdığım için, iki kere iki dört eder dese gidip kontrol ederim. 45 lira dediği gün, 3 Kasım 2002; ‘Bizim geldiğimiz gün’ dediği gün. Çeyrek altın 30 lira. 3 Kasım 2002 günü öğrenci bursu 45 liraydı. Çeyrek altın 30 liraydı. Bir buçuk çeyrek altın alıyordu. Bugün çeyrek altın 10 bin lira. Bir buçuk çeyrek altın 15 bin lira. Öğrenci bursu 4 bin lira. Bugün bir buçuk çeyrek altın 15 bin lira. Tayyip Bey'in verdiği burs 4 bin lira. 'Gençler, siz eskiyi bilmezsiniz. Bizden önce, diyor, burs 45 liracıktı' diyor. Bugün burs 4 bin lira. Bir buçuk çeyrek altın 15 bin lira. Bugün Erdoğan'ın yönettiği değil de beğenmediği eski üçlü koalisyonun; ki bir ortağı da Bahçeli'ydi, bir ortağı Ecevit'ti; o dönemde öğrenci olsaydınız 15 bin lira burs alıyor olacaktınız. Yeter mi? Yetmez. Biz, öğrenci bursunun bir asgari ücret düzeyinde olmasının, bugünkü gibi 29 bin liradan aşağı bir bursun öğrenciyi geçindirmeyeceğini düşünüyoruz. Türkiye'de yurt sorunu var. Öğrenciler, özellikle burada bir apart kültürü var, apartlarda kalıyorlar. Ben okurken iki öğrenci bursu bir ev kirasından fazlaydı. 15 bin diyoruz ya şimdiki hesapla. 30 bin lira. Ev kirası da 25 bin liraydı. Dört öğrenci çıktığında bir elin yağda, bir elin balda. Öğrenci bursuyla hem evde kalırdık hem de gayet iyi, mutfak da dönüyordu. Şimdi altı öğrenci bursunu birleştirse bir ev tutabiliyor. Bir ev tutabiliyor. Olacak iş değil."

Özgür Özel altın hesabıyla bursları eleştirdi: 'Eski dönemde olsaydınız 15 bin lira alacaktınız' - Resim : 2

"HEDEFİMİZ YARGIYI GERİ ELE GEÇİRMEK DEĞİL, BAĞIMSIZ KILMAK"

"Hedefimiz, AK Parti'nin ele geçirdiği hukuk sistemini geri ele geçirmek değil; bir daha kimsenin ele geçiremeyeceği bağımsız bir yargı kurmak." diyen Özgür Özel, iktidara geldiklerinde öncelikli amaçlarının adalet düzenini tamamen değiştirmek olduğunu da söyledi.

CHP lideri, yürütme, yasama ve yargının birbirinin işine karışmadığı, demokratik bir devlet düzenini inşa edeceklerini vurgulayarak şöyle konuştu:

"Biz iktidara geldiğimizde birkaç temel hedefimiz var. Mesela hukuk sistemiyle ilgili hedefimiz, AK Parti'nin ele geçirdiği hukuk sistemini geri ele geçirmek değil; bir daha kimsenin ele geçiremeyeceği bağımsız bir yargı kurmak. Bunun tek çaresi kuvvetler ayrılığı. Yürütmenin, yasamanın ve yargının birbirinin işlerine karışmadan, birbirlerini denge ve denetleme üzerinden, birbirlerine saygılı olarak yürüttükleri; yargının sadece vicdanıyla karar verdiği, kimseden korkmadığı; yasamanın kanunları halkın yararına yaptığı; yürütmenin de yapılmış kanunları herkese eşit uyguladığı bir devlet düzeni. Bu var mı? Vallahi, Avrupa'daki istisna olarak sonradan girmiş, yeni yeni toparlayan bazı ülkeleri, Balkan ülkelerini bir kenara koyarsanız; İskandinav ülkelerinde, Kıta Avrupası'nda, Birleşik Krallık'ta elbette sorunları var ama bizdeki gibi insanların 30 yıl önce aldığı diplomasının, birileri ondan korkuyor diye iptal edildiği bir kamu düzeni yok. Kazandığı seçimin mazbatasının, birileri istemiyor diye iptal edilip seçimlerin yenilendiği bir kamu düzeni yok. Bir siyasi partinin yapmış olduğu son dört kurultayının yok sayılıp, 2020 yılındaki kurultayına dönülüp, o gün kazanan genel başkana, 'Seni atadık. Muhalefetin bundan sonra genel başkanı sensin. Seçim de yapmazsan sana karışmayacağız' diyen bir kamu düzeni yok. O yüzden bir sabah kalkınca bir sektörde, işte tavukçuluk sektöründeki bütün firmalara kayyum atandığı, tepkiler gelince bundan vazgeçildiği bir kamu düzeni yok. Eğer bu olursa devletin verdiği bir kâğıt olan, örneğin diplomaya ya da mazbataya sen bir değer atfetmez, 'Her an yok ederim' dersen, yurt dışından kimse gelip senin hisse senedini satın almaz. Devletin borçlanma kâğıdını satın almaz. Ya da alır hukukun üstünlüğünün olduğu ülkeden alırken yüzde 2 faiz veriyorsa, sen de yüzde 40 faiz veriyorsan alır. Bir tarafta yüzde 2 faizle kamu kâğıdı, bir tarafta yüzde 40 faizle. O zaman buraya, Türkiye'yi sömürmek için gelirler. 100 lira koyar, 140 lira alır giderler. Başka ülkeden 102 lira alacakken, 38 lira kimin cebinden çıkar? Hepimizin cebinden çıkar. Ülkede yabancı güven duymuyorsa, risk primi yüksekse, borçlanma maliyeti yüksek oluyor. Aradaki fark halkın cebinden çıkıyor."

"SİYASETE ERKEN GİRİN VE MUTLAKA BU ÜLKENİN MÜCADELESİNDE SÖZ SAHİBİ OLUN"

Bir öğrencinin "Gençlik kollarındaki Özgür Özel'e neler söylemek istersiniz?" sorusuna yanıt veren Özel, kendi gençlik yıllarında meslek örgütlerinde aktif görev aldığını belirtti.

Türkiye'de genç nesle siyasette yeterince alan açılmadığına dikkat çeken Özel, gençlerin mutlaka yönetim kademelerinde yer alması gerektiğini ifade ederek gençlere şu çağrıda bulundu:

"Arkadaş sormuş, ‘O günkü Özgür Özel'e ne söylemek istersiniz?’ diye. O gün dediği gençlik kollarındaki Özgür Özel, ben kırmızı yeleklilerden değilim maalesef. Ben o tarihlerde Türkiye'nin en genç eczacı odası genel sekreteri, başkanı; sonra Türk Eczacıları Birliği genel saymanı, sonra da genel sekreteriydim. 26-33 yaş arası. 35 yaşında da Manisa Belediye Başkan adayıydım. 36 yaşında milletvekiliydim. Meslek örgütünde görevli olduğum için partinin üyesiydim ama gençlik kollarında görevli değildim. Şimdi başıma gelenlere bakınca, 26 yaşındaki Özgür Özel'e, ‘Eczanede mi otursan acaba?’ falan diyebilirim ama demiyorum. Kötü örnek olur. Ben yine o Özgür Özel'e, ‘Meslek örgütünde çalış, siyasete gir, hatta siyasete daha erken gir ve mutlaka bu ülkenin mücadelesinde söz sahibi ol’ derim. Hepinize de, hangi siyasi görüşten olursanız olun, hangi partiye yakın hissediyorsanız hissedin, mutlaka siyasetle ilgili olun diyorum. Çünkü belli bir yaş grubunun, Türkiye'de seksenli yaşlarda olan bir nesil var ve devam etmek istiyorlar, ediyorlar. Yirmili yaşlarda olan bir nesli; ki bana siyaset için ‘genç siyasetçi’ söylüyorlar. Genç siyasetçi otuzlu yaşlarında olandır. Dünyada böyle. Bir kuşak bize fırsat vermediği için biz bu yaşımızda genç kaldık. Oysa ki Türkiye'nin geleceği otuzlu yaşlarındaki bakanlarındadır. Yirmili yaşların sonlarında, otuzlu yaşlarındaki milletvekillerindedir. Kırklı yaşlarındaki, alanında uzmanlaşmış kişilerdedir. Onun için bizim partimizin de kapısı sonuna kadar gençlere açık. Hakikaten de bu konuda Cumhuriyet Halk Partisi, siyaset düşünen ve siyasete düşleyen herkesin kendini en kolay ifade edebildiği gençlik kollarına da sahiptir. Bunu bizim gençlik kollarını tanıdıkça, onlarla birlikte deneyimleyebilirsiniz. Ben her birinizi mutlaka siyasette bulunmak üzere siyasete davet etmek isterim."

"ATANAMAYAN ÖĞRETMEN DİYE BİR ŞEY YOK. ATANMAYAN ÖĞRETMEN VAR"

Atanmayan öğretmenler konusunu "Türkiye'nin en büyük ayıbı" olarak nitelendiren Özgür Özel, sorunun kelime oyunlarıyla örtbas edilemeyeceğini vurguladı.

Erdoğan'ın geçmişte yaptığı eleştirileri hatırlatan Özel, köy okullarını yeniden açarak ve okullara güvenlik ile sağlık personeli sağlayarak bu krizi nasıl çözeceklerini şu sözlerle aktardı:

"Atanamayan öğretmen mevzusu Türkiye'nin en büyük ayıbıdır. 2002 yılında 60 bin öğretmen vardı, atanmamıştı. Bu atanmamış öğretmenler için o günün iktidarını eleştiren kişi, Erdoğan, Ecevit'e diyordu ki: ‘Madem atamayacaktın, niye okuttun be adam?’ diyordu; 60 bin kişiydi. Bugün Türkiye'de bir milyon 40 bin öğretmen var ve adına ‘atanamayan öğretmen’ diyorlar. Atanamayan öğretmen diye bir şey yok. Atanmayan öğretmen var. Atamayan, ülkeyi 25 yıldır yönetenler. Atanamayan deyince sende bir kusur var, atanamamışsın. Veya bende bir iyi niyet var. Atacaktım da atayamamışım gibi. Öyle bir şey yok ama atanmayan öğretmen sorununu çözmek şu anda dünyanın en zor işi; çünkü bir milyon kişi oldu. Ama Cumhuriyet Halk Partisi bu konuda ne yapacak derseniz; bir kere kapanmış bütün köy okullarını açarak, oralara öğretmen görevlendirerek, öğrenci başına düşen öğretmen sayısını artırarak, şu anda sözleşmeli olan öğretmenlerin hepsini atayarak ilk elden 100 bin öğretmen atayacak. Okullara 60 bin güvenlik görevlisi atayacak; bu yaşananlar yaşanmasın diye. Her okula bir hemşire atayacak; okulun hem sağlığı hem hijyeni hem de okul kazalarına karşı olsun diye. Böyle devasa bir paketimiz var. Ama en doğrusu, ihtiyaç kadar öğretmeni alıp boşu boşuna atamayacağı öğretmeni okutup onların hayalleriyle oynamayacak. Mevcut öğretmen havuzu eritilene kadar da kotalar hızla indirilecek, ihtiyacı olmayan alanlara alım yapılmayacak."

"B, C VE Z PLANLARIMIZ HAZIR"

CHP içindeki hukuki ve siyasi süreçlere dair de net mesajlar veren Özgür Özel, parti içi mücadeleyi sonuna kadar sürdüreceklerini ifade etti. Olası bir baskın seçimde muhalefeti alternatifsiz bırakmamak adına her türlü senaryoya çalıştıklarını belirten Özel, tüm engelleme girişimlerine karşı kararlı olduklarını belirterek şunları söyledi:

"Cumhuriyet Halk Partisi'nde mücadele ediyoruz. Hukuki mücadeleyi sürdüreceğiz. Siyasi mücadeleyi sürdüreceğiz. Fiziki mücadeleyi sürdüreceğiz. Başka bir çare kalmayana kadar partide mücadele edeceğiz. Başka bir çare olmaz, söylediğimiz kurultay ısrarla yapılmaz, partinin seçime girmesi bile tehlikeli bir hâle gelirse; hem bir parti kurmak hem mevcut bir partiyi hazırda tutmak, baskın bir seçimde Erdoğan'ın karşısında muhalefeti ve sizleri adaysız bırakmamak, Cumhuriyet Halk Partisi'ni parlamento dışı bırakmamak üzere diğer B, C planlarını da hazırlıyoruz. Hatta A, B, C planı gibi, zurnanın zırt dediği yerde Z planımız bile var, dedim. Bugün bir gazeteci yazmış: ‘Zırt demedin mi, hadi yapın edin’ falan diye. Sonuna kadar parti için mücadele edeceğiz. Ama parti içinde hiçbir imkân kalmazsa, o zaman partiyi geri almak üzere üzerimize ne gerekiyorsa, ne düşüyorsa onu yapmaya da kararlıyız. Sizi ümitsiz, seçeneksiz ve karamsar bırakmayacağız. Size söz veriyorum."

"LÜTFEN BİR YERE GİTMEYİN, BU ÜLKEYİ BİRLİKTE ŞAHLANDIRACAĞIZ"

Gençlerin beyin göçü ve yurt dışına gitme isteğini Türkiye'nin en büyük beka sorunu olarak tanımlayan Özgür Özel, konuşmasını umut dolu bir çağrıyla sonlandırdı.

Gençlerin valizlerini kafalarında toplamaktan vazgeçmesi gerektiğini belirten Özel, Cumhuriyet'in ikinci yüzyılında ülkeyi yeniden ayağa kaldıracaklarının sözünü şu güçlü ifadelerle verdi:

"Bu çağın beka sorunu artık dünyanın gelişmiş ülkelerinin Türkiye üzerinde hayal kurması değil. Türkiye'nin gençlerinin dünyanın gelişmiş ülkelerinde hayal kurmasıdır beka sorunu. O yüzden biz, Türk gençlerinin, Türkiye'deki gençlerin istedikleri zaman Avrupa'ya vizesiz gidecekleri Avrupa Birliği'ni sağlamak; dünyanın diğer kıtalarına istedikleri zaman gitmelerini ama dönüp gelip Türkiye'de en iyi şartlarda çalışmalarını istiyoruz. İsteyenin istediği zaman gideceği, istediği zaman döneceği ama herkesin bu ülkede, hatta dünyanın diğer gençlerinin dünyanın en güzel ülkesinde hayal kuracağı, burayı hayal edeceği, kimsenin gurbeti hayal etmeyeceği bir Türkiye'yi özlemliyoruz. Bunun için çalışıyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi, Atatürk'ün Partisi, istediğiniz zaman gideceğiniz ama tekrar geleceğiniz ve ümitlerin tükenmediği Türkiye'de hep birlikte yaşayıp Türkiye'yi kalkındıracağınız bir yarının sözünü veriyor. Biz buna inanıyoruz. Siz de inanıyorsanız bu işin sonunda biz mutlaka başaracağız. Kimse korkmasın ki çaresiz kalacağız ve kimse korkmasın ki bu iktidar bir kez daha kazanacak, istediği partinin başına istediğini oturtacak ve yapılan seçimlerde tekrar bu iktidar olacak ve kazanamayacağız. Ben size bir söz vermiştim. 31 Mart seçimleri akşamı demiştim ki: ‘Valizleri kafada toplayan gençler...’ Ki en kötüsü bu arkadaşlar. Valizi toplamak, yatağın üstüne attın mı, 15 dakikalık iş. Ama kafada toplamak yıllar sürüyor. Türkiye'de gençlerin dörtte üçü valizi kafada toplamış ve gitmeye karar vermişti. Bu seçim akşamı bir seçim daha kalmaya karar vermişler, demiştim. O yüzden o seçim gelene kadar lütfen bir yere gitmeyin. Biz elimizden geleni yapacağız ve bir şekilde bu ülkenin kuruluşundan 103 yıl, 104 yıl, 105 yıl sonra bir kez daha kurtuluşunu ve demokrasinin yeniden kuruluşunu birlikte başaracağız. Asla ve asla bu ülkede hiçbir genç arkadaşım enseyi karartmasın, morali bozmasın. Cumhuriyet'in ikinci ayağa kalkışı, Türkiye'nin ikinci şahlanışı yine Atatürk'ün partisinin, Atatürkçü gençlerle birlikte bu işi başarmasıyla olacak. Size söz veriyorum." (ANKA)

Kaynağa Git

İlgili Haberler