Ana içeriğe geç

Türkiye ekonomisini yılın kalanında neler bekliyor?

İran savaşı sonrası artan küresel belirsizlik, enerji fiyatlarındaki yükseliş ve finansal riskler Türkiye ekonomisinin 2026 görünümünü etkiliyor. Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selva Demiralp'ın kaleme aldığı analizde enflasyon, faiz, kur politikası ve büyüme beklentilerindeki değişimler ele alınırken, sürdürülebilir büyüme için yeni bir üretim modeline ihtiyaç duyulduğu vurgulanıyor.

Türkiye ekonomisini yılın kalanında neler bekliyor?
Ekonomim.com
16

ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırılarıyla başlayan savaş süreci, küresel ekonomide belirsizlikleri artırırken Türkiye'nin enflasyon, faiz, büyüme ve döviz politikaları üzerinde de yeni baskılar oluşturdu.

Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selva Demiralp, BBC Türkçe için kaleme aldığı analizde, savaşın ekonomik dengeleri nasıl değiştirdiğini, Türkiye'nin yıl sonu beklentilerindeki sapmaları ve sürdürülebilir büyüme için atılması gereken adımları ele aldı.

"Yaklaşık beş ay önce, ABD ve İsrail'in İran'a saldırılarının başladığı dönemde savaşın olası ekonomik maliyetlerini değerlendirirken artacak küresel belirsizliğin sermaye çıkışlarını tetikleyeceğini, yükselen risklerle küresel faizlerin artacağını ve bunun Türkiye'nin hem dış hem iç borçlanma maliyetlerini yükselteceğini vurgulamıştık.

Yılın ilk altı ayında bu 'kehanetin' doğrulandığına tanıklık ettik.

2026 boyunca faiz indirmesi beklenen Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), savaşın hemen ardından faiz indirmek şöyle dursun, efektif politika faizini üç puan yükselterek koridorun üst bandına çıkardı.

Özel sektörün dezenflasyon politikalarına daha fazla dayanma gücü kalmadığına dair ısrarlı şikayetlerine rağmen savaşın enflasyon ve kur üzerindeki baskısı Merkez Bankası'na faiz gevşetmesine imkan vermedi.

23 Temmuz'daki son Para Politikaları Kurulu (PPK) toplantısında da yeniden alevlenen savaş sebebiyle politika faizinde değişiklik olmadı.

Merkez Bankası, politika faizini %37'de sabit bıraktı.

ABD'de 3 Kasım'daki ara seçimler öncesi İran ile bir barış anlaşması imzalanması elzem görünüyor.

Başkan Donald Trump'ın çekirdek tabanı, savaşı "dünyaya meydan okuma" olarak görüp destekliyor olsa da, genel seçmenin artan petrol fiyatlarından duyduğu rahatsızlık savaşın kısa sürede bitmesi için Trump'ı zorluyor.

Son dönemki ekonomik tahmin ve planlamaların baz senaryosu ağırlıklı olarak bu varsayıma dayanıyor.

TCMB'nin de PPK karar metninde temmuzda enflasyonda 'geçici' bir artış beklediğini söylemesi, savaş kaynaklı şokların sonlanması durumunda eylülde faiz indirimlerinin başlayabileceği şeklinde yorumlanabilir.

TCMB ile aynı gün toplanan Avrupa Merkez Bankası (ECB) da politika faizini değiştirmedi ancak verdiği ileriye dönük sinyal TCMB'nin tersine faiz artışı yönündeydi.

Haziranda faiz artışına gitmiş olan ECB, savaş sonrası artan enerji fiyatlarının faiz artışıyla bertaraf edilemeyeceğini bilse de, enflasyon beklentilerindeki olası bir bozulmanın ileride daha yüksek faiz artışları getireceğini hesaplayarak enflasyona karşı taviz vermeyeceği sinyalini güçlü biçimde verdi.

Yılın kalanı nasıl geçecek?

Yıl sonunda bir sunumda 2026 için şöyle bir değerlendirme yapmıştım:

Aralık 2025 itibarıyla temel senaryo enflasyon oranı = %23

Politika faizi = %28

Büyüme oranı = %4

TL'de değer kaybı = %20, 1 USD = 51 TL (Reel değerlenme)

Euro/USD = 1,25

Aralık 2025 itibarıyla iyimser senaryo enflasyon oranı = %18

Politika faizi = %22

Büyüme oranı = %4.2

TL'de değer kaybı (Baz senaryo ile aynı)

Euro/USD (Baz senaryo ile aynı)

Aralık 2025 itibarıyla kötümser senaryo enflasyon oranı = %29

Politika faizi = %35

Büyüme oranı = %3.8

TL'de değer kaybı (Baz senaryo ile aynı)

Euro/USD (Baz senaryo ile aynı)

Aradan geçen altı ayın sonunda, yıl başındaki değerlendirmemin kötü senaryosuna daha yakın olduğumuzu görüyorum.

O zaman hesapta olmayan İran savaşı, kötü senaryoda bile öngöremediğim riskleri beraberinde getirdi.

Enerji fiyatlarındaki artış ve tedarik zincirlerindeki aksamalar, 2026 küresel büyüme tahminlerini çeyrek puan kadar düşürerek %3'lü seviyelere çekti, küresel enflasyon tahminlerinin de yaklaşık bir puan yukarı revize edilerek %4,5'i aşmasını sağladı.

Türkiye için yapılan revizyonlar daha büyük.

Enerji ithalatçısı bir ülke olmamız ve yüksek baz etkisine rağmen yılın ilk iki ayında enflasyondaki yumuşamanın sınırlı kalması, hem enflasyon hem büyüme tahminlerinde önemli güncellemeler getirdi.

Enflasyonun yıl sonunu %29-30 seviyelerinde bitirmesi durumunda TCMB'nin reel politika faizini bunun kabaca beş puan üzerinde tutması beklentim dahilindeydi.

Ancak o zaman hesaba katamadığım savaşın 2026 büyümesini kötü senaryonun da yaklaşık bir puan altına, %3'lü seviyelere çekmesi olası görünüyor.

Euro/Dolar paritesi tahminimin de önemli bir revizyon gerektirdiğini gözlemliyorum.

Sene başında faiz indirecek bir Amerikan Merkez Bankası'na (Fed) karşılık daha şahin bir ECB beklentisiyle 1,25 seviyesinde öngördüğüm paritenin, savaşla güçlenen dolar sonrası seneyi 1,15 seviyelerinde bitirmesi daha olası görünüyor.

İthalatı dolar, ihracatı euro cinsinden yapan bir ülke için bu revizyon cari denge açısından olumsuz bir tablo sunuyor.

Döviz kuru politikası sürdürülebilir mi?

Sene başındaki değerlendirmemde, TCMB'nin verdiği sinyaller paralelinde Türk Lirası'ndaki (TL) reel değerlenme politikasının bir miktar gevşeyeceğini varsaymıştım.

Önceki iki senede yaklaşık %18 değer kaybeden TL'nin, 2026'da % 20 civarında bir değer kaybıyla yılı tamamlayacağını düşünmüştüm.

Bu noktada savaş etkisi bir kez daha devreye girdi.

Kurdaki reel değerlenmenin sürdürülebilirliğine dair endişeler savaşla birlikte arttı.

İthal ara mala dayalı üretimde faiz artırarak enflasyonla mücadelenin önemli ve istenmeyen bir sonucu var: Dezenflasyon süreci uzadıkça yerli para birimindeki değer kazancı cari açığı büyütüyor, bu da finansal istikrar açısından ayrı bir tehdit oluşturuyor.

Burada tarihsel bir ayrım yapmakta da fayda var.

2001 sonrası TL'deki değer kazancı güçlü sermaye girişlerinin doğal sonucuyken 2023 sonrasındaki kazanım benzer bir sermaye girişine dayanmadı.

TCMB'nin kontrollü kur politikası ve TL'nin zayıfladığı dönemlerde gelen rezerv satışlarıyla mümkün oldu.

Bu fark, mevcut programın yumuşak karnını oluşturuyor.

Nitekim ABD merkezli, dünya çapında hizmet veren en büyük ve en güçlü yatırım bankalarından ve finansal hizmetler şirketlerinden Goldman Sachs'ın hafta başında gelen raporunda da savaşla birlikte risklerin arttığı vurgulandı.

Savaşla artan enerji faturasının cari açık üzerindeki baskısına, güçlü TL'nin dış ticaret dengesinde yaratacağı bozulma eklendiğinde, artan risklerin kurdaki reel değerlenme politikasını daha hızlı sönümlendirmesi söz konusu olabilir.

Finansal istikrar ile fiyat istikrarı arasındaki tercihte her zaman finansal istikrarı önceliklendiren TCMB de, bu şartlar altında TL'nin daha hızlı değer kaybetmesine izin vermiş ve aylık değer kaybını %1,8 seviyesine çıkarmış görünüyor.

Yeni bir üretim modeli

Kurda reel değerlenme ile dezenflasyon hedeflemesinin tarihsel örnekleri çok olmakla birlikte kronik cari açık veren ülkelerde bu politikalardan yumuşak bir çıkış sağlanamazsa kötü sonlar da görülüyor.

1970'lerin sonunda Şili ve Arjantin'de, kendi 2000-2001 tecrübemizde de aynı senaryo yaşandı.

Enflasyonu kırmak için kurun reel değerlenmesine izin verildi, cari açık sermaye girişiyle finanse edildi, giriş tersine döndüğünde çöküş kaçınılmaz oldu.

Bu çıkmazdan 'çıkış' ise kronik cari açık veren büyüme modelimizi değiştirmekten geçiyor.

Dezenflasyon politikasından geri adım atmak çare olmayıp, enflasyon düşmeden indirilecek faiz ya da kurda ani bir değer kaybının faydadan çok zarar getireceğini hatırlamak gerekiyor.

Peki ne yapmalı?

Kronik cari açık sorununun dezenflasyon politikalarına ayak bağı olmasının ilelebet önüne geçmek ve bunalan üreticilere nefes aldırmak amacıyla, geniş kapsamlı sübvansiyonlar yerine ihracata ve yatırıma yönelik dar odaklı, düşük maliyetli teşvikler geliştirilmesi; maliye politikasının da talebi canlandıran harcamaları kısıp arzı artıracak harcamalara ağırlık vermesi uygun olacaktır."

Kaynağa Git

İlgili Haberler