ScIence dergisinde 11 Haziran’da yayımlanan bir çalışmaya göre beyni asıl şekillendiren zekâ değil, çocuğun doğup büyüdüğü mahallenin sosyoekonomik koşulları.
Çalışmayı beyin cerrahı, beyinbilimci Prof. Dr. Türker Kılıç duyurdu ve şöyle dedi: “Beyin görüntüleme çalışmaları onlarca yıldır zekâ (IQ) ile beyin yapısı arasındaki ilişkiyi ön plana çıkardı. Ancak bu büyük ölçekli yeni çalışma, o ilişkinin büyük ölçüde bir yanılsama olduğunu ortaya koyuyor: çünkü anlaşılıyor ki sadece beynin bağlantısal anatomisinin değil zekânın da temel belirleyicisi çocuğun içinde büyüdüğü çevre.”
Araştırmacılar, 9-10 yaş aralığındaki binlerce çocuğun MRI verilerini kullanarak 649 farklı davranışsal ve çevresel değişkeni beyin işlevi ve yapısıyla eşleştirmiş. Sonuç: Tüm değişkenler içinde en güçlü ve en tekrarlanabilir beyin-geneli ilişkiyi yaratan tek faktör; sosyoekonomik durum. Üstelik bu ilişkinin en belirgin göstergesi IQ skoru ya da ebeveyn eğitimi değil, çocuğun ikamet ettiği posta kodunun sunduğu sosyoekonomik fırsatlar.
STRES VE UYKUSUZLUK MU?
Sosyoekonomik statünün beyindeki izinin, beklenen bölgelerde yani yüksek düzey bilişsel işlevlerin yürütüldüğü ‘frontal ve parietal’ kortekslerde değil, birincil motor ve duyusal kortekslerde belirginleştiğini belirten Kılıç, şöyle sürdürüyor: “Bu örüntü, norepinefrin reseptör yoğunluğu, uyku süresi ve uyarıcı ilaç etkileriyle güçlü bir uzamsal benzerlik taşıyor. Bu da şunu düşündürüyor: Sosyoekonomik yoksunluk, beyni öncelikle kronik stres ve uyku yoksunluğu mekanizmaları aracılığıyla etkiliyor olabilir.”
BEYİN-IQ İLİŞKİSİ YERİNE BİLİŞSEL ÖRÜNTÜ
Türker Kılıç, çalışmanın en sarsıcı bulgusunun IQ-beyin ilişkisinde yattığını vurguluyor: “IQ’nun beyin haritası, sosyoekonomik statünün haritasıyla neredeyse örtüşüyor. Sosyoekonomik durum istatistiksel olarak kontrol altına alındığında beyin-IQ ilişkisi büyük ölçüde ortadan kalkmış ve motor-duyusal örüntüden uzaklaşarak bilişsel örüntüye kaymış görünüyor. Dahası, yüksek sosyoekonomik kesimden derlenen örneklerle eğitilen beyin-IQ modelleri, düşük sosyoekonomik statüdeki çocuklara genellenemiyor. Modeller IQ’yu değil, aslında sosyoekonomik durumu öngörüyor. Bu, ‘kısayol öğrenmesi’ olarak adlandırılan bir yapay zekâ hatasının biyolojik veriye yansımasıymış.”
‘BAĞLANTISALLIĞIN YANSIMASI’
‘Bağlantısallık Bilimi’nin perspektifinden bakıldığında bu bulguların derinden anlamlı olduğunu belirten Kılıç, açıklamasında şu satırlara yer veriyor: “Beyin, izole bir biyolojik organ değil; uyku, stres, çevre ve ekonomik olanakların işlediği bir ilişkisel ağdır. Bir çocuğun nöral bağlantı örüntüsü, ‘posta kodunun’ bir yansımasıdır. Varlık, ilişkiler ağı içinde anlam kazanır. Bu çalışma, o ağın en belirleyici düğümünün de ‘sosyal adalet’ olduğunu gösteriyor.”
Kılıç, daha önceki yayınlarında da ‘Bağlantısallık Bilimi’ni anlatırken şöyle diyordu: “Yaşam, büyük ihtimalle en büyük ortak zihin kümemiz. Çünkü hepimiz hem bir enformasyon ağı içerisindeyiz hem bu enformasyon ağını oluşturuyoruz. Hepimizin zihninin ortak varlığı, içinde bulunduğumuz bilgi ağını, enformasyon sistemini oluşturuyor ve muhtemelen bunun adı, yaşamın kendisi.”