Ana içeriğe geç

Moskova'dan Avrupa'ya sert mesaj: 'Rus düşmanlığı, Nazi Almanyası'nı aştı'

Rusya, bu savaşı yalnızca sınır, toprak veya güvenlik meselesi olarak görmüyor. Kremlin’in söyleminde Ukrayna krizi, Nazi Almanyası’na karşı verilen tarihsel mücadelenin günümüzdeki yansıması olarak değerlendiriliyor.

Moskova'dan Avrupa'ya sert mesaj: 'Rus düşmanlığı, Nazi Almanyası'nı aştı'
Aydınlık
16

DR. MEHMET ONUR KOCABIYIK / MOSKOVA

Rusya ile Avrupa arasındaki gerilim, Moskova’dan gelen son açıklamalarla birlikte yeni bir aşamaya geçti. Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova’nın Avrupa’ya yönelik “Rus düşmanlığı Nazi Almanyası’nı aştı” sözleri, Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un “Avrupa, uluslararası hukuku umursamıyor” değerlendirmesi ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in “Stalin, tüm Avrupa güçlerine Almanya’nın saldırgan rejimine, Nazi rejimine karşı bir ittifak kurmayı teklif etti. Ancak hepsi geri adım attı ve Hitler’le anlaşmalar yapmaya başlayan ilk ülkeler oldular” ifadeleri, Kremlin’in Batı’ya bakışındaki temel çizgiyi bir kez daha ortaya koydu.

Moskova’ya göre bugün yaşanan kriz yalnızca Ukrayna sahasındaki askerî gelişmelerden ibaret değil. Rusya açısından mesele, Batı’nın uzun yıllardır sürdürdüğü kuşatma, baskı ve zayıflatma politikasının yeni bir safhası. Avrupa’nın Ukrayna’ya verdiği askerî ve siyasi destek de Kremlin’in gözünde Kiev’e yapılan sıradan bir yardım değil; Rusya’yı stratejik olarak geriletmeyi hedefleyen daha geniş bir politikanın parçası.Moskova'dan Avrupa'ya sert mesaj: 'Rus düşmanlığı, Nazi Almanyası'nı aştı' - Resim : 1

MOSKOVA’DAN PEŞ PEŞE GELEN MESAJLAR

Zaharova, Lavrov ve Putin’in açıklamaları birbirinden bağımsız diplomatik çıkışlar olarak görülmemeli. Bu açıklamalar, Moskova’nın Avrupa’ya yönelik değerlendirmesinde ortak bir zemine işaret ediyor. Rusya, Avrupa’nın Ukrayna savaşı sürecindeki tutumunu yalnızca güncel politikaların sonucu olarak değil, Rusya’ya karşı tarihsel olarak şekillenmiş bir düşmanlık çizgisinin devamı olarak yorumluyor.

Bu nedenle Moskova’dan gelen mesajların merkezinde yalnızca Ukrayna yok. Yaptırımlar, Rus varlıklarına el konulması tartışmaları, Avrupa’nın savunma harcamalarını artırması ve Kiev’e verilen askerî destek, Rusya açısından aynı stratejik bütünün parçaları olarak görülüyor.

ZAHAROVA: “RUS DÜŞMANLIĞI NAZİ ALMANYASI’NI AŞTI”

Zaharova’nın açıklaması, Rusya’nın Avrupa’ya yönelik en net değerlendirmelerinden biri olarak öne çıktı. Rus diplomat, Avrupa’daki Rusya karşıtlığının “Nazi Almanyası’nı bile aştığını” belirterek bugünkü Avrupa siyasetini doğrudan İkinci Dünya Savaşı hafızası üzerinden ele aldı.

Açıklamadaki en önemli vurgu, Avrupa’nın Rusya’ya “stratejik yenilgi” yaşatmak istediği yönündeydi. Moskova’ya göre Batı’nın hedefi, yalnızca Ukrayna’nın askerî kapasitesini artırmak değil; Rusya’yı ekonomik, diplomatik ve askerî olarak yıpratmak. Bu yüzden Avrupa’nın savunma harcamalarını artırması, Ukrayna’ya silah sevkiyatını sürdürmesi ve yaptırım baskısını genişletmesi, Kremlin tarafından doğrudan tehdit olarak okunuyor.

22 HAZİRAN VURGUSU: RUS HAFIZASINDA SAVAŞIN GÖLGESİ

Bu sözlerin 22 Haziran bağlamında gündeme gelmesi tesadüf değil. 22 Haziran, Nazi Almanyası’nın Sovyetler Birliği’ne saldırdığı gün olarak Rusya’da “Anma ve Yas Günü” kabul ediliyor. Bu tarih, Rusya için yalnızca geçmişte kalmış bir savaşın yıl dönümü değil; milyonlarca insanın kaybını, ülkenin varoluş mücadelesini ve Batı’dan gelen tarihsel tehdidi hatırlatan en güçlü sembollerden biri.

Zaharova’nın değerlendirmesini bu tarih üzerinden kurması, Moskova’nın bugünkü krizi nasıl okuduğunu gösteriyor. Rusya açısından Avrupa’nın bugünkü politikası sadece diplomatik baskı ya da yaptırım siyaseti değil; Rusya’ya yönelmiş tarihsel düşmanlığın günümüzdeki devamı. Bu nedenle Moskova, Avrupa’nın Ukrayna üzerinden aldığı pozisyonu geçici bir siyasi tercih olarak değil, Rusya karşıtı uzun vadeli bir cepheleşme olarak değerlendiriyor.

Moskova'dan Avrupa'ya sert mesaj: 'Rus düşmanlığı, Nazi Almanyası'nı aştı' - Resim : 2

-Sovyet Askerleri Berlin'de

LAVROV’DAN ULUSLARARASI HUKUK VURGUSU

Bu söylem, Sergey Lavrov’un açıklamalarıyla daha da belirginleşti. Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, Avrupa’nın uluslararası hukuku yok saydığını vurgulayarak “Avrupa, uluslararası hukuku umursamıyor” dedi. Lavrov’a göre Batılı ülkeler, Rus varlıklarını ele geçirerek, ikincil yaptırımlar getirerek ve “küresel çoğunluğu oluşturan ülkeleri şantajla tehdit ederek” yalnızca Rusya’ya değil, Batı dışı dünyaya da baskı uyguluyor.

Lavrov’un bu sözleri, Moskova’nın uzun süredir dile getirdiği temel değerlendirmesinin devamı niteliğinde. Rusya’ya göre Batı, uluslararası hukuku evrensel bir ilke olarak değil, kendi çıkarlarına göre kullandığı siyasi bir araç olarak görüyor. Kremlin’in bakışında Batılı ülkeler, kendi politikalarına uygun olduğunda “kurallara dayalı düzen” ifadesini öne çıkarıyor; ancak aynı kurallar kendi çıkarlarıyla çeliştiğinde onları kolayca ihlal ediyor.

Rus varlıklarının dondurulması ve bu varlıklardan elde edilen gelirlerin Ukrayna için kullanılması tartışması da Moskova açısından bu çifte standardın en açık örneklerinden biri. Rusya, bunu yalnızca ekonomik yaptırım olarak değil, egemen bir devlete ait varlıklara el konulması olarak görüyor.

“KÜRESEL ÇOĞUNLUK” MESAJI

Lavrov’un açıklamasında dikkat çeken bir diğer unsur ise “küresel çoğunluk” vurgusu oldu. Rusya, Batı ile yaşadığı krizi yalnızca Moskova-Washington ya da Moskova-Brüksel hattına sıkıştırmıyor. Kremlin, bu meseleyi daha geniş bir dünya düzeni tartışması içinde ele alıyor. Rusya’ya göre Batı, sadece Moskova’yı değil; Asya, Afrika, Latin Amerika ve Ortadoğu’daki birçok ülkeyi de baskı altına almaya çalışıyor.

Bu bakış açısında Rusya, Batı merkezli düzene karşı egemenlik ilkesini savunan ülkelerle aynı safta duruyor. Moskova, kendisini yalnızlaştırılmış bir aktör olarak değil, Batı baskısına direnen daha geniş bir dünyanın parçası olarak konumlandırıyor. Lavrov’un “küresel çoğunluk” vurgusu da bu nedenle önemli.

ZELENSKİY İÇİN SERT BENZETME: “FÜHRER, FÜHRER’DİR”

Lavrov’un açıklamalarında en dikkat çekici bölüm, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’e yönelik sözleri oldu. Lavrov, Zelenskiy için “Führer, Führer’dir” ifadesini kullandı ve Zelenskiy’in “amatör bir tiyatrodan alınarak bir Führer rolüne getirildiğini” söyledi.

Bu sözler, Moskova’nın Ukrayna yönetimine nasıl baktığını açık biçimde ortaya koyuyor. Rusya, uzun süredir Kiev yönetimini Batı tarafından desteklenen, Rusya karşıtı bir proje olarak değerlendiriyor. Zelenskiy’e yönelik “Führer” benzetmesi ise bu yaklaşımın en ağır tarihsel sembollerle kurulmuş hâli. Rusya açısından Ukrayna’daki mevcut yönetim, yalnızca komşu bir ülkenin siyasi iktidarı değil; Batı’nın Rusya’ya karşı ileri sürdüğü bir cephe unsuru olarak görülüyor.

Rusya, bu savaşı yalnızca sınır, toprak veya güvenlik meselesi olarak görmüyor. Kremlin’in söyleminde Ukrayna krizi, Nazi Almanyası’na karşı verilen tarihsel mücadelenin günümüzdeki yansıması olarak değerlendiriliyor. Bu bağlamda “Nazizm” vurgusu, bugünkü çatışmanın ahlaki ve siyasi çerçevesini belirleyen ana kavramlardan biri.

PUTİN’DEN 1930’LAR HATIRLATMASI

Putin’in açıklamaları da aynı tarihsel hattı tamamladı. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, İkinci Dünya Savaşı öncesine atıf yaparak Stalin’in Avrupa güçlerine Almanya’nın saldırgan rejimine, Nazi rejimine karşı bir ittifak kurmayı teklif ettiğini söyledi. Putin’e göre Avrupa devletleri bu çağrıya karşılık vermek yerine geri adım attı ve Hitler’le anlaşmalar yapan ilk ülkeler oldular.

Bu sözler, Moskova’nın bugünkü Avrupa değerlendirmesini doğrudan 1930’lar tarihine bağlıyor. Rusya’nın tarihsel okumasına göre Sovyetler Birliği, savaş öncesinde Avrupa güvenliği için ortak bir cephe kurulmasını istedi; ancak Batılı ülkeler Nazi tehlikesine karşı kararlı bir duruş sergilemek yerine kendi çıkarlarını önceledi. Kremlin’e göre bugünkü Avrupa da benzer bir tarihsel yanılgının içine sürükleniyor.

Moskova'dan Avrupa'ya sert mesaj: 'Rus düşmanlığı, Nazi Almanyası'nı aştı' - Resim : 3

MOSKOVA’NIN GÖZÜNDEN AVRUPA:

KUŞATMA, BASKI VE STRATEJİK YENİLGİ

Zaharova, Lavrov ve Putin’in açıklamaları birlikte okunduğunda ortaya çıkan tablo oldukça net. Zaharova, Avrupa’daki Rus karşıtlığını “Nazi Almanyası” benzetmesiyle tarif ediyor. Lavrov, Avrupa’nın uluslararası hukuku hiçe sayan adımlar attığını ve Rusya’yı ekonomik olarak boğmaya çalıştığını vurguluyor. Putin ise Avrupa’nın tarihsel olarak Nazi Almanyası karşısında yanlış tercihler yaptığını hatırlatarak bugünkü Batı politikasını geçmişin hatalarıyla ilişkilendiriyor.

Moskova bu tabloyu yalnızca yaptırımlar, silah sevkiyatları ve diplomatik açıklamalar üzerinden okumuyor. Rusya açısından mesele çok daha derin: Batı, tarih boyunca olduğu gibi bugün de Rusya’yı çevrelemeye, zayıflatmaya ve kendi güvenlik alanının dışına itmeye çalışıyor. Avrupa’nın Ukrayna’ya verdiği askerî ve siyasi destek de Kremlin’in gözünde sıradan bir dayanışma adımı değil; Rusya’ya karşı yürütülen uzun vadeli baskı stratejisinin bir parçası.

Bu nedenle Moskova’nın sertleşen dili, Rus devlet aklının tarihsel güvenlik reflekslerinin bugünkü krize yansıması olarak görülmeli.

BÜYÜK VATANSEVERLİK SAVAŞI HAFIZASI

Rusya’nın bu yaklaşımında Büyük Vatanseverlik Savaşı hafızası merkezi bir yere sahip. İkinci Dünya Savaşı, Rusya’da yalnızca askerî bir zafer olarak değil, ulusal varlığın korunması, büyük fedakârlık ve tarihsel adaletin sembolü olarak görülüyor. Bu nedenle Avrupa’nın bugünkü Rusya politikasının bu hafızayla ilişkilendirilmesi, Moskova açısından güçlü bir anlam taşıyor.

Zaharova’nın “Rus düşmanlığı Nazi Almanyası’nı aştı” sözü, Lavrov’un “Führer” çıkışı ve Putin’in Stalin dönemine yaptığı gönderme, aynı siyasi eksene yerleşiyor. Bu eksende Rusya, geçmişte olduğu gibi bugün de Batı kaynaklı bir saldırı ve kuşatma tehdidiyle karşı karşıya olduğunu savunuyor.

BATI’NIN OKUMASI İLE RUSYA’NIN OKUMASI AYRIŞIYOR

Batı başkentleri açısından Avrupa’nın Ukrayna’ya desteği, Rusya’nın askerî hamlelerine karşı bir güvenlik politikası olarak açıklanıyor. Brüksel ve NATO, meseleyi Ukrayna’nın egemenliği, sınırların zorla değiştirilmemesi ve Avrupa güvenlik mimarisinin korunması üzerinden değerlendiriyor. Ancak Moskova aynı tabloyu bambaşka bir yerden okuyor. Rusya’ya göre Avrupa, Ukrayna’yı kullanarak Rusya’nın güvenliğini hedef alıyor ve onu stratejik olarak yıpratmaya çalışıyor.

Krizin en tehlikeli yanı da burada ortaya çıkıyor. Aynı gelişme, iki tarafın gözünde tamamen farklı anlamlara sahip. Avrupa için Ukrayna’ya silah göndermek savunma ve dayanışma anlamına gelirken, Rusya için bu adım doğrudan düşmanca bir cepheleşmenin parçası. Avrupa için yaptırımlar uluslararası hukuka verilen cevap olarak görülürken, Rusya için bu yaptırımlar hukuk dışı ekonomik savaş anlamına geliyor.

KRİZ ARTIK SADECE UKRAYNA BAŞLIĞI DEĞİL

Son açıklamalar, Avrupa-Rusya geriliminde yeni bir söylem aşamasına işaret ediyor. Moskova artık Avrupa’ya yalnızca “yanlış politika izliyorsunuz” demiyor. Avrupa’yı, tarihsel olarak Rusya’ya yönelmiş düşmanlık çizgisinin bugünkü temsilcisi olarak görüyor. Bu, sıradan bir diplomatik açıklamadan çok daha kapsamlı bir değerlendirme.

Sonuç olarak Zaharova, Lavrov ve Putin’in sözleri aynı mesajda birleşiyor: Rusya, Avrupa’nın bugünkü tutumunu geçici bir siyasi kriz olarak değil, tarihsel hafızayla beslenen uzun vadeli bir tehdit olarak görüyor. Moskova’ya göre Ukrayna savaşı, yaptırımlar, Rus varlıklarına el konulması tartışmaları ve Avrupa’nın askerî hazırlıkları aynı bütünün parçalarıdır.

Önümüzdeki süreçte Avrupa-Rusya krizinin yalnızca cephedeki gelişmelerle değil, tarihsel söylem mücadelesiyle de şekilleneceği anlaşılıyor. Çünkü artık taraflar sadece bugünü değil, geçmişi de karşı karşıya getiriyor. Savaşın haritası cephede çizilirken, anlamı tarih üzerinden kuruluyor. Moskova’nın son çıkışları da tam olarak bunu gösteriyor: Avrupa ile Rusya arasındaki mücadele yalnızca güç dengesi değil, hafıza, hukuk ve dünya düzeni kavgası hâline gelmiş durumda.

Kaynağa Git

İlgili Haberler