Türkiye’nin en fazla istihdam yaratan sektörlerinden biri olan turizm, milyonlarca ziyaretçiye tatil sunarken arka planda yüz binlerce işçi uzun çalışma saatleri, düşük ücretler, güvencesizlik, mobbing ve iş cinayetleriyle karşı karşıya kalıyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının 2026 yılı ocak ayı istatistiklerine göre, konaklama ve eğlence iş kolunda 1 milyon 220 bin 527 sigortalı işçi çalışıyor. Ancak sendikalı işçi sayısı yalnızca 52 bin 892. Sektördeki yüzde 4.33’lük sendikalaşma oranı, yüzde 14.45 olan Türkiye genelinin oldukça gerisinde. Üstelik akademik çalışmalara göre sektörde kayıt dışı istihdam oranı yüzde 21 ila yüzde 26.5 arasında değişiyor. Mevsimlik çalışma, öğrenci emeği ve göçmen işçilik dikkate alındığında, gerçek çalışan sayısı resmi verilerin çok üzerinde.
Dev Turizm-İş Eğitim ve Örgütlenme Görevlisi Salih İnce ile “İş yerinde mobbing, taciz ve şiddete hayır” kampanyasını konuştuk.
Örgütsüzlüğün yalnızca sendika üyeliğinin düşük olması anlamına gelmediğini, hak kayıplarını da derinleştirdiğini vurgulayan İnce, esnek çalışma saatleri, dinlenme hakkının gasbı, mobbing ve tacizin işçilerin günlük hayatının sıradan parçaları haline geldiğini belirtti. Kampanyanın dönemsel bir çalışma olmadığını ifade eden İnce, “İşçiye mobbing ve tacizin çalışma hayatının normal bir parçası olduğu dayatılıyor. Biz bunun normal olmadığını hem psikolojik hem de fiziksel ciddi hasarlar yarattığını anlatmaya çalışıyoruz” dedi.
Hayatları çalan mesai saatleri
Turizm sektörü, milyonlarca insanın dinlenme ve eğlenme ihtiyacını karşılayan bir hizmet alanı olarak büyürken, sektörün emekçileri için yaz sezonu, bayramlar ve resmi tatiller daha uzun vardiyalar, dinlenme hakkının fiilen ortadan kalkması ve kesintisiz çalışma düzeni anlamına geliyor. Son dönemde yapılan yasal düzenlemeyle, turizm işçilerinin 6 gün çalışıp bir gün dinlenmesi yerine belirli koşullarda 10 gün çalışıp bir gün dinlenebilmelerinin önü açıldı. İnce, bu düzenlemenin sektörde zaten var olan fiili sömürüyü yasalaştırdığını söyledi.
Yasal düzenleme fiili durumu yasalaştırdı
İnce, çalışma saatlerinin belirsizliğinin işçilerin yaşamını iş dışında planlamasını imkansız hale getirdiğini belirterek “Bu iş kolundaki işçiler insanların dinlendiği, tatil yaptığı zamanlarda çalışıyor. Diğer zamanlarda dinleniyorlar mı derseniz, hayır. Diğer zamanlarda da çalışıyorlar. Biz buna ‘hayatlarını çalan mesai saatleri’ diyoruz. İşçi arkadaşlarla toplantı yapmak bile çok bilinmeyenli bir matematik problemi gibi; insanlar nefes alacak zaman bulamıyor” diye konuştu.
İnce, sosyal medya üzerinden kendilerine ulaşan bir otel işçisinin mesajını örnek göstererek, Marmaris’te altı ay boyunca her gün yaklaşık 17 saat çalıştırıldığını ve haftanın yedi günü izin kullanmadan çalışmak zorunda bırakıldığını anlattığını aktardı. İşçinin yaşadığı süreci “Zamanla zombiye dönüştüm” sözleriyle tarif ettiğini belirten İnce, bunun tekil bir örnek olmadığını vurguladı. Benzer bir tabloyu yakın zamanda ziyaret ettiği İstanbul’daki bir butik otelde de gözlemlediğini anlatan İnce, sendika üyesi bir otel çalışanının kendisine günde 12 saat, haftanın 7 günü çalıştığını söylediğini belirtti.
Patron, yönetici ve müşteri kıskacı
Turizm işçilerini diğer sektörlerden ayıran en büyük farklardan biri de doğrudan müşteri baskısına maruz kalmaları. İnce durumu, “Patron var, yönetici var, bir de müşteriler var. İşçiler üç koldan birden baskıya maruz kalıyor” sözleriyle özetledi. “Müşteri her zaman haklıdır” anlayışının mobbing ve tacizi sıradanlaştırdığını ifade eden İnce, bu anlayışın yalnızca psikolojik baskıyı artırmadığını, yüksek performans beklentisi, sürekli denetim ve müşteri memnuniyeti baskısının mobbing ve tacizi sektörün olağan çalışma pratiği haline getirdiğini ifade etti.
İnce kampanya ile turizm işçilerinin yıllardır “işin gereği” olarak kabullenmek zorunda bırakıldığı davranışların aslında sistematik hak ihlalleri olduğunu, bunların normal çalışma yaşamının parçası olarak görülmesine karşı mücadele ettiklerini dile getirdi.
En az 26 turizm işçisi hayatını kaybetti
Sektör yalnızca rekorlarla değil, iş cinayetleriyle de gündemde. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisinin 2026 yılı raporlarına göre; şubatta 4, martta 4, nisanda 8 ve mayısta 10 olmak üzere yılın ilk dört ayında en az 26 turizm işçisi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti. Üstelik bu ölümler sadece iş yerinde yaşanmıyor. İSİG raporunda gece vardiyasından çıkıp 03.00 sıralarında bisikletle eve dönerken araba çarpması sonucu ölen iki genç otel işçisi, Esenyurt’ta çalıştığı kafenin asansör boşluğuna düşerek yaşamını yitiren 19 yaşındaki Suriyeli garson yer aldı. İSİG Meclisi, patronların maliyet gerekçesiyle gerekli iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almaması, çalışma sürelerinin yasal sınırların üzerine çıkması ve sendikal örgütlenmenin engellenmesi nedeniyle bu iş cinayetlerinin yaşandığımı belirtiyor.
"Ekmek de istiyoruz, gül de"
Dev Turizm-İş'in yürüttüğü mücadelenin temel sloganlarından biri ise, yüzyılı aşkın bir geçmişe sahip işçi hareketinin simgelerinden "Ekmek de istiyoruz, gül de". İnce, bu sloganın yalnızca ücret artışı talebini değil, insanca çalışma ve yaşam hakkını da ifade ettiğini belirtiyor.
"Ekmek geçim mücadelesini simgeliyor. Gül ise insana yaraşır çalışma koşullarını, onurlu bir yaşamı ifade ediyor. İşçiler yalnızca geçinecek kadar ücret değil, çalışırken onurlarını ve sağlıklarını koruyabilecekleri koşulları da istiyor. Münferit kavramı sistemin kendisini görünmez kılıyor. Biz bunun münferit değil, sistemsel olduğunu söylüyoruz. Sorun birkaç kötü yönetici değil; işçiye sürekli baskı, güvencesizlik ve değersizlik üreten çalışma düzeninin kendisi."