Devlet Tiyatroları, dünya sahnelerinde en uzun süre aralıksız oynanan müzikallerden biri olan “Kan Kardeşler”i Ankaralı sanatseverlerle buluşturdu. İngiliz yazar ve besteci Willy Russell tarafından 1983 yılında yazılan eser, Emel Aslan'ın çevirisi ve Ebru Kara'nın yönetmenliğiyle Ankara Atatürk Sanat Merkezi Kırmızı Salon’da sahneleniyor. Müzik direktörlüğünü Kemal Alpan'ın üstlendiği yapımda; dönemin ruhunu yansıtan dekor tasarımı Bekir Beğen'e, kostümler ise Gökçe Şener'e ait. Canlı orkestra eşliğinde oynanan oyun, Liverpool'un yoksul mahallelerinde doğan ve bebekken birbirlerinden ayrılmak zorunda kalan ikiz kardeşler Mickey ve Edward'ın yıllar sonra kesişen yollarını konu alıyor.

HERKES EŞİT KİMİLERİ DAHA EŞİT
Oyunun görünürdeki hikayesi, "ikizlerin birbirini tanıması halinde öleceği" yönündeki bilindik bir batıl inanca dayanıyor. Ancak metnin derinliklerinde yatan asıl mesele, bu inancın perdesi ardına gizlenmiş sert bir sınıf çelişkisi olarak karşımıza çıkıyor. Aynı genetik mirası taşıyan ikiz kardeşlerden birinin zengin bir aileye evlatlık verilmesiyle başlayan hikaye, sistemin yarattığı çelişkiyi açık biçimde ortaya koyuyor. Birilerinin daima "daha eşit" olduğu gerçeği, izleyiciye vurucu bir dille aktarılıyor.

BİREYSEL KURTULUŞUN TRAJEDİSİ
Müzikalin metinsel yapısı, Amerikan kültür ikonu Marilyn Monroe üzerinden kurulan çarpıcı metaforlarla destekleniyor. Monroe'nun pırıltılı başlayan ancak trajik bir sonla biten hayatı; karakterlerin yaşama sevinçlerinin sistem çarkları arasında yavaş yavaş nasıl öğütüldüğünün bir yansıması olarak işleniyor. Şarkılarda Monroe’a yapılan kinayeli atıflar yaşadığımız trajedinin de altını çiziyor.
Sınıfsal çöküş, müzikalin final sahnesinde Mickey'nin annesine yönelttiği “Onun yerinde ben olabilirdim.” isyanıyla zirveye ulaşıyor. Bu kırılma anı, ezilenlerin sisteme karşı örgütlü bir bilinç geliştiremeyişini ve yalnızca kendi bireysel kurtuluşunu arzulayan o sıkışmış “kendiliğinden sınıf” olma halinin trajedisini gözler önüne seriyor.

VİCDAN MI ÖCÜ MÜ?
Temsilde oyuncu perfo üvey anne Bayan Lyons rolündeki Zeynep Yalçın Gören oluyor. Gören'in sinir krizi germansları oyunun bu ağır toplumsal mesajını başarıyla sırtlıyor. Bayan Johnstone karakterine hayat veren Şirin Giobbi, rol yapmanın ötesine geçerek son derece doğal ve inandırıcı bir profil çiziyor.
Oyunun anlatım dilini yönlendiren Anlatıcı (Alpay Ulusoy), olay örgüsü boyunca kimi zaman toplumun vicdanını, kimi zaman da karakterlerin ensesindeki tekinsiz bir "öcü"yü canlandırarak gerilimin ritmini belirliyor.