Afrika'nın belirli bölgelerinde yeniden görülmeye başlayan Ebola virüsü, dünyayı adeta kırmızı alarma geçirdi. Haziran 2026 ortası itibarıyla Demokratik Kongo Cumhuriyeti ve Uganda'da doğrulanmış vaka sayısı 837'u, virüse bağlı can kaybı ise 195'i aşmış durumda. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) salgını ''Uluslararası Öneme Sahip Halk Sağlığı Acil Durumu'' ilan etti. Salgına, virüsün nadir görülen 'Bundibugyo' varyantı (suşu) neden oluyor.
Görünmez bir kabus gibi yayılan bu ölümcül virüs, bilinen tüm korunma reflekslerini altüst edecek bir bulaş gücüne sahip. Öyle ki; sadece hastayla aynı havayı solumak değil, enfekte bir insanın cildine sızan tek bir ter damlası, yanağından süzülen bir damla gözyaşı ve bir bebeğe şifa olması gereken anne sütü bile bu ölümcül virüsün en büyük silahına dönüşebiliyor. Dokunmak, sarılmak, hatta sevdiklerinizin gözyaşını silmek bile bu amansız hastalığın pençesine düşmeniz için yetiyor.
Virüsün insandan insana bulaşma yolları, griple benzerlikleri, korunma ve tedavi yöntemleri gibi akıllardaki tüm soru işaretlerini gideren Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Fatma Bozkurt, bu ölümcül virüse karşı hayati uyarılarını Tgrthaber.com Özel Haber Editörü Zeynep Gizem Er’e anlattı.
''ÖLÜM ORANI YÜZDE 90'A ULAŞABİLİYOR''
Son dönemdeki ebola virüsü vakalarının ölüm oranını değerlendirirken Prof. Bozkurt, şu ifadeleri kullandı:
''Ebola virüsü, insanlarda ve bazı primat türlerinde ciddi ve çoğu zaman ölümcül seyreden viral hemorajik ateşe neden olan bir virüstür. İlk kez 1976 yılında Orta Afrika'da, günümüzde Demokratik Kongo Cumhuriyeti sınırları içinde bulunan Ebola Nehri yakınlarında tespit edilmiştir. Virüs adını da bu nehirden almıştır. Ebola, Filoviridae ailesine ait bir RNA virüsüdür. Hastalığın tıbbi adı "Ebola Virüs Hastalığı" (EVD - Ebola Virus Disease) olarak bilinir. Tedavi edilmediğinde ölüm oranı bazı salgınlarda yüzde 50'nin üzerine çıkabilmektedir. Ancak yüzde 80-90 seviyelerine kadar ulaştığı da görülmüştür.''i
TER, GÖZYAŞI, TÜKÜRÜK... BİR DAMLASI YETİYOR
Ebola'nın yayılma riskinin altını çizen Prof. Dr. Fatma Bozkurt, bulaş yollarına karşı uyardı:
''Ebola virüsünün bulaşması için enfekte kişinin vücut sıvılarıyla doğrudan temas gereklidir. Yani hasta bir kişinin kanı, tükürüğü, kusmuğu, idrarı, dışkısı, teri, gözyaşı, anne sütü ya da menisi ile temas edilmesi durumunda bulaş gerçekleşebilir. Ebola'nın doğal rezervuarının meyve yarasaları olduğunu düşünülmektedir. Bu nedenle de enfekte yarasalar, maymunlar, goriller ve diğer vahşi hayvanlarla temas eden insanlara virüs geçebilir.''
EBOLANIN İLK BELİRTİLERİ GRİPLE BENZER
Virüsün en tehlikeli yanı ise ilk başta kendini gizlemesi. Prof. Bozkurt, griple çok benzer belirtilerek gösterebileceğini belirterek kuluçka süresine vurgu yaptı:
''Ebola virüsü bazen bilinç bulanıklığı, nöbet geçirme, kafa karışıklığı ve koma gibi nörolojik belirtilerle görülebilir. Ebola enfeksiyonunun kuluçka süresi genellikle 2 ila 21 gün arasındadır. Virüsü alan kişi bu süre boyunca herhangi bir belirti göstermeyebilir. İlk belirtiler çoğu zaman grip veya diğer viral enfeksiyonlarla karıştırılabilecek kadar genel olabilir. Hastalığın ilk günlerinde; ani başlayan yüksek ateş, şiddetli halsizlik, baş ağrısı, kas ve eklem ağrıları, boğaz ağrısı, üşüme ve titreme görülebilir. Bulantı, kusma, ishal, karın ağrısı, iştahsızlık, cilt döküntüleri ve gözlerde görülen kızarıklık durumun kritik olduğunu gösterir. Ebola enfeksiyonunun ağır belirtileri ise burun kanaması, diş eti kanaması, kusmukta kan görülmesi, dışkıda kan, iç organ kanamaları, bilinç kaybı ve şok tablosudur. Bu belirtiler ortaya çıktığında acil yoğun bakım desteği gerekebilir.''
Prof. Dr. Fatma Bozkurt, hastalığın ilerleyen safhalarındaki korkunç etkilerini anlatırken iç ve dış kanamalar ile çoklu organ yetmezliğine kadar ağırlaşabileceği konusuna dikkat çekti:
''Hastalık ilerledikçe birçok organı etkileyebilir ve yaşamı tehdit eden komplikasyonlara neden olabilir. Ebola, "viral hemorajik ateş" grubunda yer alan bir hastalıktır. Hastalık ilerlediğinde iç ve dış kanamalar görülebilir. Diş eti kanamaları, cilt altı kanamalar ve sindirim sistemi kanamaları ortaya çıkabilir. Ebola virüsü özellikle karaciğeri, böbrekleri, akciğerleri ve dolaşım sistemini etkileyerek çoklu organ yetmezliğine neden olabiliyor. Hastalığın ağır seyretmesi durumunda kan basıncı seviyesi ciddi şekilde düşebilir ve septik şok benzeri bir tabloya neden olarak ölüm riskini artırabilir.''
Eboladan korunma yollarını sıralayan Bozkurt, şu ifadeleri kullandı:
''Ebola'dan korunmanın en etkili yolu enfekte kişilerle ve potansiyel taşıyıcı hayvanlarla temastan kaçınmaktır. Ayrıca, hasta kişilerle doğrudan temas edilmemeli, kan ve vücut sıvılarıyla temastan kaçınılmalı, koruyucu ekipman kullanılmalı, el hijyenine dikkat edilmeli, salgın bölgelerine seyahat edenler sağlık otoritelerinin uyarılarını takip etmelidir.''
Prof. Dr. Fatma Bozkurt, Ebola'nın tedavisinde son yıllardaki tıbbi gelişmelere değindi:
''Ebola hastalığının uzun yıllar boyunca özel bir tedavisi bulunmuyordu. Ancak son yıllarda geliştirilen bazı antikor tedavileri ve destekleyici bakım yöntemleri sayesinde hayatta kalma oranlarında önemli artış sağlandığı görülmektedir. Ebola’nın tedavisinde sıvı desteği, elektrolit dengesi sağlanması, oksijen desteği, kan basıncı kontrolü ve organ fonksiyonlarının desteklenmesi büyük önem taşımaktadır.''
Prof. Bozkurt, ebola virüsünün hayatını kaybeden kişilerde bir süre daha canlı kalabildiği için cenaze sırasında bulaş riskinin artabileceği konusunda uyarıda bulundu:
''Ebola virüsünün yayılmasından geleneksel cenaze törenleri de önemli bir rol oynuyor. Ebola virüsü hayatını kaybetmiş kişilerin bedenlerinde bir süre canlı kalabildiği için cenaze sırasında yapılan temaslar bulaş riskini artırıyor.''