TMMOB Jeofizik Mühendisleri Odası, özelleştirilen termik santrallerin yarattığı ekonomik, çevresel ve kamusal yükü gerekçe göstererek, başta Soma Termik Santrali olmak üzere çok sayıda tesisin yeniden kamulaştırılması çağrısında bulundu. Oda, enerji üretiminin piyasa koşullarına bırakılmasının kamu zararını derinleştirdiğini vurgularken, mevcut yapının hem üretim kapasitesinde düşüşe hem de stratejik enerji güvenliği risklerine yol açtığını belirtti. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:
‘ÖZELLEŞTİRME KAMUYA AĞIR MALİYET YÜKLEDİ’
“Madencilikte özelleştirme politikalarının geldiği nokta, özel çıkarlara feda ve kamunun borca batırılmasıdır. Soma Termik Santrali en son örneklerden biridir. Mevcut santral, ülkemizin en büyük termik santrallerindendir. Ülkemizin en büyük termik santrallerinden biri olan tesis, 13 Ocak 2015 tarihinde 685,5 milyon dolar bedelle özelleştirilmiştir. Santral işletme ihalesinde kömür ihtiyacının, Türkiye Kömür İşletmeleri (TKİ) tarafından karşılanması öngörülmüştür. TKİ, ciddi bir taahhüt altına sokulmuştur. TKİ’nin firmalardan borçlanarak aldığı kömürlerin bedeli yıllardır kamuya ödenmemiştir ve bu rakam 470 milyon doları bulmuştur. Soma Termik Santrali’nin sonunu, özelleştirme politikaları getirmiştir. Acı ve yakıcı olan şudur ki özelleştirme öncesi Soma Termik Santrali kendi kendine finanse edebilen bir kamu iştirakiydi. 2015 öncesi düzenli kamusal kâr eden, en büyük 80 sanayi kuruluşu arasında yer alan ve kamu hizmeti veren işletme, bugün 20 milyar lira borç batağında yüzmektedir. Şu anki sıralaması 322’dir.
‘TEK ÇARE: DEVLET ELİYLE İŞLETME’
“2011-2014 yıllarında yıllık ortalama üretim 5,1 milyar kilovat iken, özelleştirmeden sonra yıllık üretim 1,5 milyar kilovatın altındadır. Ülkemizin elektrik ihtiyacının yüzde 7’sini karşılarken, bugün yüzde 0,3’e gerilemiştir. Öte yandan yaklaşık 10 bin işçinin işsiz kalma riskiyle karşı karşıya olduğu belirtilmektedir. Bu durum yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sosyal bir sorun niteliği taşımaktadır. Tek çare devlet eliyle işletmedir. Piyasaya terk ve özelleştirme, stratejik kamu işletmelerinde batık bir ekonomi yaratır.
‘ENERJİ ÜRETİMİ PİYASAYA TERK EDİLEMEZ’
“Enerji üretimi, kâr-zarar hesabı ile piyasaya terk edilemez. Ancak enerji üretiminin sürdürülebilirliği kadar çevrenin korunması ve insan sağlığının güvence altına alınması da kamusal sorumluluğun ayrılmaz bir parçasıdır. Bu nedenle baca gazı arıtma (filtreleme) sistemlerinin eksiksiz çalıştırılması, hava kalitesinin sürekli izlenmesi, kül depolama sahalarının güvenli biçimde yönetilmesi, yer altı – yer üstü su kaynaklarının korunması ve iş sağlığı–güvenliği önlemlerinin eksiksiz uygulanması zorunludur. Enerji üretimi ile çevrenin korunması birbirinin alternatifi değil, birlikte yürütülmesi gereken kamusal sorumluluklardır.
“Enerji üretiminin güvenli, sürdürülebilir ve kamu yararını esas alan bir anlayışla yürütülebilmesi; yeraltı kaynaklarının bilimsel yöntemlerle araştırılmasını, rezervlerin doğru yönetilmesini, çevresel etkilerin sürekli izlenmesini ve doğal varlıkların gelecek kuşakların hakları gözetilerek korunmasını gerektirmektedir. Jeofizik mühendisliği enerji ve madencilik faaliyetlerinin planlanmasından üretim süreçlerinin izlenmesine, yeraltı suyu sistemlerinin korunmasından çevresel risklerin değerlendirilmesine kadar geniş bir alanda kritik sorumluluk üstlenen temel mühendislik disiplinlerinden biridir.”
