Ana içeriğe geç

Sen benim Wonderwall’umsun

Oyunları tıpkı 90’ların İngiltere’si gibi can sıkıcı, yolları tıpkı İngiltere’deki ortalama bir gencin hayatı gibi zorluklarla dolu, takımın havası tıpkı ülkelerinin havası gibi kasvetli. Ama fonda Liam Gallagher'ın o tüm zorluklara meydan okuyan ve umut tazeleyen sesi dönüyor

Sen benim Wonderwall’umsun
Gazete Oksijen
16

Dünya Kupası mesaisini 4-2’lik Hırvatistan galibiyetiyle açan İngiltere Milli Takımı'nın oyuncuları, zorlu 90 dakika sonrası üç puanı kutlamak için tribünlere yöneldi. Herkes yine Sweet Caroline’ın hem coşku hem de rahatsızlık veren muzır melodisine “woah, oh, oh” diye tempo tutulacak veya son 30 yıldır olduğu gibi “It’s coming home” diye başlayan gevşek bir manifest ayini yapılacak sanıyordu. İşte tam o anda stat hoparlörlerinden birden çok tanıdık bir akustik gitar introsu ve Liam Gallagher’ın sesi yükseldi.

Çalan melodi Oasis'in eşsiz eseri Wonderwall’a aitti. İngiliz taraftarlar, her notasını ezbere bildikleri bu şarkıyı milli marşlarından bile daha büyük bir şevkle söylerken kameralar takımını galibiyete taşıyan Jude Bellingham’a yakın çekim almaya başladı. Hayatın mı sanatı, yoksa sanatın mı hayatı taklit ettiği üzerine yürütülen ateşli tartışmaların yangınına körükle gidercesine şiirsel bir zamanlamayla, tüm tribünler tam da o dizeyi haykırırken...

“Because maybe, you’re gonna be the one that saves me…” (Çünkü belki de beni kurtaracak kişi sen olacaksın…)

Oasis’in 1995’te çıkardığı, içinde iki ikonik şarkı barındıran (What’s the Story) Morning Glory? albümünün altın yaldızlı parçası Wonderwall.

Noel Gallagher’ın yazdığı dizeler, henüz ilk notasından itibaren dinleyenin yakasından tutuyor. İnsanı kendi geçmişiyle, kırgınlıklarıyla ve en çok da hayalleriyle baş başa bırakan tınısıyla sarsıyor. Binlerce kişinin bir araya geldiği tribünlerde ise saniyeler içinde koca bir ülkenin zorluklar karşısındaki kolektif çığlığına dönüşüyor. Tıpkı otuz sene önce olduğu gibi. Wonderwall, yine İngilizlerin umut kaynağı olmak üzere.

Sanki bir halkın tüm özgürlük umutları

1980'li yıllarda Margaret Thatcher’ın başbakanlığındaki İngiltere büyük bir ekonomik dönüşümün içindeydi. Madencilik, çelik ve ağır sanayi gibi sektörlerin küçülmesi sonucu Manchester, Liverpool, Sheffield gibi işçi kentleri ağır darbe almıştı. Şehirleri besleyen fabrikalar kapanmış, İngiliz halkı yoksulluk ve işsizliğin yanında gelecek kaygılarıyla da boğuşmaya başlamıştı. Ada sakinlerinin fırsat bulup da gözlerini yerden kaldırdığında gördüğü gökyüzünün grisine çalan bunalım ve kasvet dolu bir yaşam pratiği ortaya çıkmıştı. Halk bu zor günlerde hayata karşı verdiği mücadelede nefes ve umut arıyordu.

Bu dönemde dünya müziğine hâkim olan depresif Amerikan grunge’ının öncüsü Nirvana, Pearl Jam, Soundgarden gibi grupların arasında kendi sesini duyuracak notaların arayışında olan İngiltere’nin muradı Britpop oldu. Bir tarafta orta sınıfı temsil eden, temelleri Londra Üniversitesi’nin Goldsmiths Sanat Okulu’nda atılmış Blur vardı. Diğer yanda Manchester’ın dar ve tozlu sokaklarından gelen Oasis. 10 yılı aşkın hükmüyle muhafazakâr iktidarın soluğu bir türlü kesilmiyor, muktedirler kendi ciğerlerini ferahlatmak maksadıyla başkalarının nefesini çalarken, işçi sınıfı kendi sesini Oasis’te buluyordu.

Pub kültürü, bira, futbol, İngiliz ironisi… Günlük hayatta halkın içine işleyen bazı kavramları damıtarak müzik yapan Gallagher kardeşler, kısa sürede milyonların gözdesi haline geldi. Öyle ki 1994'te çıkan ilk albümleri Definitely Maybe, o ana kadar İngiliz müzik tarihinin en hızlı yükselen çıkış albümü oldu. Live Forever, Supersonic, Slide Away gibi hit parçalarla o yıla damga vuran Noel, 1995’te ilk albümlerinin açtığı yoldan ilerledi. Bir daha kalkmamak zirveye üzere oturacağı (What’s the Story) Morning Glory? albümünde bu kez şiiri müziğe uyarladı ve aynı hafta içerisinde iki tane balad yazdı: Don’t Look Back in Anger ve Wonderwall.

Geçmiş pişmanlıklardan doğan yeni başlangıçların marşı olan Don’t Look Back in Anger, 'kişinin geçmişindeki kırgınlıklarına öfke duymayı bırakması' ve 'kendi kişisel devrimini sıfırdan başlatması' temasını işliyordu. Parça, aynı albümün ikinci sırasındaki Roll with It’teki 'kafaya takmayıp yola devam etme' fikriyle bütünleşip insanlara hayat enerjisi ve savaşma gücü sağladı.

Bu iki şarkının tam ortasında ise Wonderwall vardı.

Hayali arkadaş

İlk notalarından itibaren insanın içini umutla dolduran ezgiler, Noel’in kurtarıcısı olarak gördüğü o hayali arkadaşına yazdığı şiir ve kardeşi Liam’ın insanın gönlünü ferahlatan sesiyle Wonderwall kısa süre içerisinde tüm zamanların en unutulmaz parçaları arasına girdi.

Herkes için başka tınlıyordu şarkı. Kimi sevgilisini buluyordu, kimi de kaybettiği çocukluk hissini. Tüm İngiliz halkı içinse yıllar boyunca Wonderwall'un iki anlamı vardı: Oasis ve futbol. İlki onlara zor zamanlarda direnme gücü verdi ancak bir yaz gecesi düzenlediği basın toplantısıyla, ansızın veda etti. Diğeri ezelden beri onlarlaydı ve ebediyen öyle olacaktı. Fakat bir gün üç direğin arasından geçirilecek bir topla bütün acıların sona ereceğine, yaraların kapanacağına inandırsa da sürekli yüzüstü bırakıyordu.

İkisi de Ada insanının ruh dünyasında hep paralel hatlarda ilerledi. Oasis dağıldığında koca bir nesil kendini yalnız ve terk edilmiş hissetti. Milli takım büyük turnuvalardan hayal kırıklığıyla döndüğünde de kendilerini o bildik, güvenli melankolinin kollarına bırakanlar da başkaları değildi. İkisinden de vazgeçmek imkânsızdı çünkü sıradan insanın gri gerçeklikten kaçıp sığınabileceği en güvenli limanlar onlardı. Adeta ruhsal bir konfor alanıydı.

Noel’e göre Wonderwall, ‘gelip seni senden kurtaracak hayali arkadaş’tı. İngilizler de 30 yıl boyunca o hayali arkadaşın kendi milli takımları olmasını bekledi. Her yeni turnuva, onlar için yeni bir kurtuluş ihtimaliydi. Her yeni turnuva, onlar için yeni bir hayal kırıklığına dönüştü.

Üç Aslan

İngiliz komedyenler David Baddiel ve Frank Skinner ile Liverpoollu rock grubu The Lightning Seeds’in ürünü olan Three Lions, Euro 96’dan beri İngiltere Milli Takımı'nın uluslararası turnuvalardaki ana ezgisiydi. Parça, 1966’da Wembley’de Batı Almanya’ya karşı kazanılan zaferin devamı gelmeyince “Thirty years of hurt (30 yıllık acı)” diyerek formalarındaki Üç Aslan’a eşlik eden o tek yıldıza gönderme yapıyordu. “It’s coming home” sözleriyle de formalarına yeni bir yıldızın ekleneceğini, futbolun 'evine döneceğini' müjdeliyordu.

30 yılın ardından İngilizler artık yeni bir yüz, yeni bir kimlik aramaya başladı. Geride kalan 30 yılda, her turnuvada yenilgiyi tatmışlardı. Yüzyıllar boyu imparatorluklarının üzerinde güneş batmaması ile övünen, her şeye üstten bakan o klasik İngiliz kibriyle kendilerini kandırmaları bile artık fayda etmemeye başlamıştı. Her iki yılda bir “bu sene o sene” diye çıkılan yolların sonu hüsranla biten penaltılara, 66’nın intikamı alınırcasına sayılmayan gollere, geçilemeyen gruplara, uzatmalarda sönen umutlara, şok mağlubiyetlere varmıştı.

Artık geleceğe yönelik mesnetsiz vaatler veren bir hasret mersiyesinden çok, bugün ayakta kalmalarını ve zorluklara karşı direnmelerini sağlayacak bir umut şiirine ihtiyaçları vardı. 30 yıl önce kendi evlerindeki turnuva için yapılmış bir şarkıya tutunamazlardı. Onun yerine aynı yaz Knebworth’teki rekor kalabalıktan yükselen sese, Kuzeybatılı işçi sınıfının göz ardı edilen duygularından doğan ezgilere, zor günlerinde İngiltere halkına umut olup hayat aşılamış Manchesterlı iki kardeşe kulak verdiler. Geçmişte karanlık Ada’yı aydınlatan o akustik gitar, Yeni Dünya’daki umut arayışının jenerik müziği oldu.

Yeni Dünya’da Wonderwall

Hırvatistan maçının oynandığı gece, birden parlayan bir saman alevi değildi. Her partide elinde akustik gitarıyla “anyway, here’s Wonderwall” diyerek ortaya çıkan bir İngilizin DJ rolüyle düzenlediği tek seferlik bir nostalji kovalayışı da sayılmazdı. Takvim yaprakları bir bir koparılıp turnuva fikstürünün sayfaları ilerledikçe, Üç Aslan’ın sahadaki o ketum ve pragmatik oyunuyla gelen her kritik puanın ardından stadyum hoparlörleri aynı akustik introyu fısıldamaya devam etti.

Can sıkıcı Panama galibiyeti, ölüp ölüp dirildikleri Demokratik Kongo maçı, Meksika’yı kendi evinde yüksek rakımdan aşağı yuvarladıkları son 16 turu… İngilizler gruptan çıkıp eleme turlarının gerilimli atmosferine doğru yelken açarken, şarkı görkemli futbolla kazanamayan galiplerin kolektif bir günah çıkarma seansına dönüştü. Sanki 60 yılın acıları bir ayinle son buluyor, Gallagher kardeşlerin rahipliğinde bir daha geri dönmemek üzere göğe yollanıyordu.

Atlantik ötesinin o devasa, klasik İngiliz statlarına hiç mi hiç benzemeyen ultra-modern arenaları, Ada’dan ithal edilen bu kolektif esrime dalgasıyla saniyeler içinde kendi ruhsuz Amerikan kimliklerinden sıyırıp Manchester’dan gelen bu sakin kasırgaya boyun eğdi. Dallas, New Jersey ve New Mexico birkaç dakika içerisinde, birer geceliğine Knebworth, Glastonbury ve Maine Road’a dönüşüverdi.

Vikingler ve Tango

İngiliz işçilerin hayata karşı umutla direnişlerini yansıtan Britpop ezgileri, çeyrek finalde Kuzey Amerika seferlerinde Martin Odegaard ve Erling Haaland’ın liderliğinde kürek çeke çeke ilerleyen Norveçlilerin “ro” sesini bile bastırdı. 960 yıl önce, İngiltere Krallığı'nın kaderini belirleyen Stamford Köprüsü Muharebesi’nde olduğu gibi Viking yürüyüşü yine durdurulmuştu. Bu defa muharebenin komutanı iki golle yıldızlaşan Jude Bellingham’dı.

Şimdi ise sırada Güney Amerika’dan gelen gürültülü tango ezgileri var. İngilizler, tarihin en iyisinin eşi benzeri olmayan ritmine ayak uydurmaya çalışacak. Bu 90, belki de 120 dakikanın ardından gelecek maç sonu serenadında Wonderwall’u her zamankinden daha umutlu bir şekilde söyleyebilecekler mi bilmiyoruz. Ancak kara mizahın öncüsü olarak 60 yıldır sürekli acının yeni bir versiyonunu icat etseler de artık yepyeni bir şafağın söktüğü bir gerçek.

Zira yolları ne kadar zorlu, oyunları ne kadar kasvetli, diğer favori takımların ihtişamı ne kadar kuvvetli olursa olsun bu sefer o alışıldık İngiliz umutsuzluğuna kapılmıyorlar. Çünkü 1995’ten beri dünyanın her yerinde durmadan söylenen o melodi, takımlarına baktıkça kırık kalplerindeki umut kapakçıklarına nefes olmaya devam ediyor:

“And after all, you’re my Wonderwall…”

Kaynağa Git

İlgili Haberler