AHBAP soruşturması kapsamında dernek yöneticileri adli kontrolle serbest bırakılırken, tutuklanan avukat Ece Güner cezaevinden iki mektup yayımlayarak hakkındaki iddialara yanıt verdi. Sürecin dernek faaliyetleriyle değil, Haluk Levent ile şahsi bir borç ilişkisine dayandığını banka kayıtlarıyla açıklayan Güner, "AHBAP'ın yöneticileri ev hapsindeyken, dernekle bağlantısı olmayan ben tutukluyum" ifadelerini kullandı.
"GELİRLERİM YASAL TRANSFERLERİ BANKADAN RESMİ ŞEKİLDE YAPTIM"
Avukatları aracılığıyla kamuoyuna sunduğu mektuplarda önceliği hukuki boyutlara ayıran Ece Güner, ticari ve mesleki geçmişini şu sözlerle anlattı:
"30 yıldır çalışıyorum. Son yıllara kadar ofisimde 60 avukat çalıştıran, uluslararası hukuk alanında Türkiye’nin en önde gelen hukuk bürolarından birinin sahibiydim. Sonrasında, son yıllarda, dün anlattığım ağır sağlık sorunlarım, kanser ameliyatlarım ve tedavim sebebiyle, yavaş yavaş ofisimi küçülttüm ve sonunda tamamen kapatmak zorunda kaldım. Neticede 57 yaşındayım. Bütün gelirlerim yasal: Yüksek vergiler ödedim. Hepsi %100 yasal ve kayıtlarını sunduğum gelirlerdir."
Güner, Haluk Levent ile arasındaki para transferlerine dair süreci ise şu ifadelerle açıkladı:
"Tüm transferleri bankadan resmi şekilde 'borç' kaydı yazarak yaptım. Borcun iadesi de yine bankadan, aynı kişilerden ve 'borç iadesi' kaydı ile yapılmıştır. Borç verdiğim miktar, Resmi Gelir Beyannamelerime bakılırsa, kazandığım resmi avukatlık gelirlerimin kat be kat altındadır. Hatta borç verdiğim miktar, 25 yıldır devlete ödediğim vergiden bile 9 kat azdır. Benim çok çalışarak kazandığım yasal gelirimi, vergisi ödenmiş gelirimi, nasıl harcayacağım benim kararımdır. İster 'akıllıca' harcarım, ister 'safça'. Devletime vergimi ödedikten sonra bu artık benim kararımdır."
"AHBAP YÖNETİCİLERİ EV HAPSİNDEYKEN BEN TUTUKLUYUM"
Parayı Haluk Levent'e kişisel olarak verdiğini belirten Güner, borç alma sürecini ve tahsilat aşamasını şöyle özetledi:
"Olay neden ibarettir: O dönem milyonların gözünde Türkiye’nin 'iyilik meleği', 'en güvenilir insanı' olarak gösterilen Haluk Levent’e borçlar vermişim, verdiklerimi iki kere zamanında iade etmiş ve güvenimi kazanmış (tabii sonradan anladım ki bu güvenimi kazanmak için bir taktikmiş) devamında da büyük bir kişisel borç vermişim. Bunu da 1 ay içinde geri ödeyeceğine söz vermiş. Sonra da ancak 1 yıl boyunca bana kan kusturarak geri ödemiş. Üstelik, Dolar bazında aldığı miktarı Dolar bazında biraz altında geri ödemiştir. Ayrıca o parayı bir yıl KKM’ye koysaydım kat kat fazlasını alırdım! Geri ödemeyi de sadece ve sadece Avukat olan Dayımın ona 'savcıya gidiyoruz' demesi üzerine yapmıştır."
Güner, AHBAP ile kurumsal veya organik bir bağının olmadığını belirterek şunları kaydetti:
"Özetle, hukuken, bir kişiye borç verdim, bana gösterdiği IBAN’lara ödeme yaptım ve uzun uğraşlar sonucu paramı aynı IBAN’lardan geri alabildim. AHBAP’tan 1 Lira bile hesabıma gelmemiştir. Borç ilişkisi Haluk Levent ile bir kişisel borç ilişkisidir. Evet; beni bu kadar bir rakamı ona borç vermeye ikna etmek için tabii ki iyilik projelerinde kullanacağını söyledi. Yoksa kendisine hiç verir miydim bu kadar borç! Ancak ilk günden çok nettim. Ben bu miktarda bir bağış yapacak kadar zengin değilim, bağış yapabileceğim miktarları zaten resmi olarak dernek hesabına yapmıştım. Benim kişisel olarak Haluk Levent’e verdiğim borç para da ödeme yaptığım IBAN’lardan iade edildi: AHBAP’tan değil. Basında dolaşan bilgilerden anladığım kadarıyla, AHBAP’ta iddia edilen usulsüzlükler, 2025’ten itibaren yapılmış. Benim borç iadem ise 2024 yazında yapılmıştır ve tekrar belirteyim, AHBAP’tan ödenmemiştir."
Kendisinin tutuklanmasını, dernek yöneticilerinin ise serbest bırakılmasını hatırlatan Güner şu ifadeleri kaleme aldı:
"Haluk Levent ile kişisel tanışıklığım toplamda 1 yıl sürmüştür: 2023 bahar/yazından – 2024 yazına kadar. Maraş Depreminden 1-2 ay sonra, kendi ısrarı ile beni ziyarete gelmiştir. 5-6 yıldır zaten AHBAP’a ara sıra bağış yapıyordum ama Haluk Levent’in tanışma taleplerini hep nazikçe reddettim. Maraş Depremi sonrası milyonlarca vatandaş gibi ben de AHBAP’a büyük bir bağış yaptım. Bunun üzerine Haluk Levent ısrarla tanışmak ve teşekkür etmek istediğini söyledi. Bu sefer kabul ettim. Ofisime elinde çiçeklerle geldi ve o günden itibaren borç isteme süreçleri başladı. Haluk Levent ile 1 yıllık tanışıklığımın 9-10 ayı da zaten borç verdiğim parayı geri almak içindi. Paramı tahsil ettikten sonra da zaten telefon numaralarını engelledim. 2024 yazından beri, yani tam 2 yıldır, 1 kez bile kendisini görmedim. AHBAP Derneği ile hiçbir ilişkim yok; geçmişte ve Maraş Depreminde bağışçı olmak dışında. Ne AHBAP’ın ne Haluk Levent’in, ne avukatıyım ne de danışmanıyım. AHBAP’ın hiçbir yöneticisini tanımıyorum. Onlar da beni herhalde bir 'hayırsever' olarak tanır. Bugün AHBAP’ın bazı yöneticileri bile ev hapsindeyken, AHBAP’ın iş ve işlemleriyle hiç bağlantısı olmayan ben tutukluyum. Şunu önemle söylemek istiyorum: Eğer ki gerçekten ortada bir 'çete' veya 'örgüt' varsa, 'ÖRGÜT ÜYELERİ' ve 'MAĞDURLAR' (kandırılanlar) ayrıştırılmalı! Ben suçlu değil, MAĞDURUM. Kanserden dolayı lenflerim de alındığı için, bağışıklık sistemim normal bir insandan daha zayıftır. Cezaevini zaten hiç hak etmiyorum, ama ayrıca bünyem bunu kaldırmaya müsait değil. Benimle aynı durumda olan mağdurlara, hatta ve hatta bazı AHBAP yöneticilerine, adli kontrol tedbirleri veya ev hapsi verildi. Aslında bunlar bile olmamalı mağdurlar için; ancak hayatta kalabilmek adına ve ailemin daha fazla perişan olmaması adına buna da razıyım. Eşitlik ilkesi de bunu gerektirir."
SÜRECİN ARKA PLANINI ANLATTIĞI İLK MEKTUBU: KAHRAMANLAŞTIRILMIŞ İYİLİK MELEĞİNE GÜVENDİM
Güner, olayın patlak vermesinin ardından kaleme aldığı ve kamuoyu ile paylaştığı ilk mektubunda ise Haluk Levent ile tanışma sürecini, kanser tedavisini ve nezarethanede karşılaştığı diğer mağdurların profilini detaylı olarak anlattı. Hastalık sürecinin yarattığı psikolojik duruma dikkat çeken Güner, ilk mektubunda şu ifadelere yer verdi:
"‘KANSERSİNİZ!’ Sadece bu kelimeyi hayatında bir kez olsun duymuş insanlar benim saflığımı, benim duygusal kırılganlığımı yargılayabilir. O sözleri duyduğunuzda bir anda dünya başınıza yıkılıyor. İlk düşüncem, hiç unutmuyorum, şu oldu: 'Oğlumun evlendiğini göremeyeceğim, torunlarımı sevemeyeceğim…' İlk ameliyatım (double mastektomi) 9 saat sürdü. Ne büyük ağrılar! Dayanmam için günlerce morfin verildi. Nefret ettim, korkunç kabuslara yol açıyordu morfin. Sonra aylarca 2 göğsümde 2 pompayla yaşadım; göğüslerimden birkaç saatte bir kan boşaltıyordum. Başucumda annem bana yardım ederdi, Allah razı olsun, sonra da her kan boşaltma seansı sonrası bir köşede ağlardı. Ardından 2 ameliyat daha oldum: yumurtalıklarım ve rahmim tamamen alındı. Sonra yine tedaviler süreci başladı. Halen de sürüyor, halen kanser ilacı kullanıyorum. (Onkolog raporlarım mevcuttur.) Bu süreçte lenflerimin bir kısmı da alındığı için bağışıklık sistemim de oldukça zayıf ve riskteydi. Nitekim zatürreden 2 hafta boyunca hastanede yattım. Yaklaşık aynı zamanlarda eşimle boşanma sürecim başladı. Mutlaka hastalığın ve ağır travmanın payı olmuştur. Aralık 2022’de boşanmam kesinleşti. 2022 yılında aylarca evden dışarı çıkamadım. Yoğun psikolojik destek almak ve antidepresan ilaçlar kullanmak zorunda kaldım."
Psikiyatr Prof. Dr. Yankı Yazgan ve Psikolog Dr. Şeyma Doğramacı'nın bu sürece şahit olduğunu belirten Güner, borç taleplerinin nasıl başladığını şöyle anlattı:
"Şubat 2023’te korkunç Maraş depremleri oldu. Tam iyileşemediğim için bölgeye gidemememin vicdani suçluluğunu hissediyordum. Televizyonlarda ve sosyal medyada hep Haluk Levent’i görüyordum. Şöyle düşünüyordum: 'Bu insan gerçek bir melek'. Mayıs 2023’te bir akşam Haluk Levent, annem ve babamla yaşadığım evime geldi. Annem, babam, erkek kardeşim ve oğluma gitarı ile evde bir moral konseri verdi. O kadar karanlık bir dönemden sonra ilk defa hayatımda biraz neşelenmiştim. Aynı sırada; ofisime ilk geldiği günden itibaren çeşitli hikayelerle borç istedi. Özetle Haluk Levent şunu söylüyordu: 'Ben Ahbap’ın en büyük bağışçısıyım. Bugüne kadar Ahbap’a toplamda 9 milyon Dolar bağışladım. İlgili iş adamının parası geçici bloke ay sonu açılacak. 1 aylık çok kısa süreli bana borç verirsen ben Ahbap’a bağışlarım sonra da iş adamının parası çözülünce hemen sana geri öderim zaten'."
"Uzatmayayım, 3 milyon dolar istedi; 'Mümkün değil, böyle bir param yok' dedim. Çok 'vicdan' yaptı bana, onlarca iyilik hikayelerini anlattı. O kadar vicdanen 'arada kaldım' ki 3 gün hastanede yattım 2023 yazı: Acıbadem Maslak’ta 40 derece ateşle. Sonunda 1 milyon Dolar vereceğimi ama ev aradığımı; bu parayla kendime oturacağım bir ev almak istediğimi, sakın 1 ayı geçmemesi gerektiğini özellikle tembih ettim. 'Ben Haluk Levent’im. Her yıl kamuoyu anketlerinde Türkiye’nin en güvenilir insanı seçiliyorum. Tüm Türkiye bana güveniyor, nasıl güvenmezsiniz? Bu bana ağır hakarettir. En kötü ihtimal, B Planı, iş adamının parası çözülmezse 10 konser veririm, bir reklam anlaşması yaparım, yine de borcumu öderim' diyordu. Takip eden haftalarda aynı yöntemle istismar boyutlarında verdiğim borcu 1 milyon 570 bin Dolara çıkarttı. Ödemeleri Haluk Levent’in bana verdiği üç kişinin IBAN’larına yaptım, Haluk Levent olduğu için hiçbir şeyden şüphelenmedim."
"NEZARETHANEDEKİ KADINLARIN PROFİLİ: YURT DIŞINDA YAŞAMIŞ, YALNIZ VE TRAVMALI"
Geçmişinden ve aile yapısından bahseden Güner, nezarethanedeki gözlemlerini aktardı:
"Ben naçizane hep yardımsever bir insan olmaya çalışmış bir insanım. Hayatım boyunca ailemden, çalışanlarımdan, hatta çok az dahi tanısam benden yardım isteyen kimselere elimden geldiğince yardım etmeye çalıştım. Pek çok derneğe düzenli bağış yapardım. Bunlar arasında Türkiye Engelliler Vakfı, UNICEF, LÖSEV gibi dernek ve vakıflar ve ne yazık ki AHBAP da var. Benim inancım her zaman şu oldu; vergi ayrı zekat ayrı. Zekatımı doğrudan insanlara vermeliyim. Yine yaşamım boyu aklımdan çıkarmadığım bir diğer inancım da: 'Hayata -benim gibi- çok şanslı gelen insanlar; daha şanssız olanlara yardım etmeli.' Evet, ben hayata şanslı gelenlerdenim. Fransa’da büyüdüm, 2000 Fransız öğrencisi olan sınıfımda Paris Sorbonne’u birincilikle bitirdim. Fransızca ve İngilizceyi anadil seviyesinde, Almancayı iyi seviyede biliyorum. Bugüne kadar yayınlanmış 4 adet kitabım mevcuttur."
"Rahmetli dedem, Ömer Ülkü, çok saygın ve dürüst bir savcı ve hakimdi. Muğla’nın Menteşoğlu ailesinden. Rahmetli büyük dedem Beyazıt Gün Güner Atatürk’ün silah arkadaşlarındandı. Baba tarafımda ailenin tüm erkekleri asker, anne tarafımda ise neredeyse tüm evlatlar avukat veya hakimlik yapan insanlardır. Bu tertemiz ahlaklı insanlardan ben her şeyden önce dürüstlüğü öğrendim. Sevgili annem ve babam ODTÜ mezunu. Babam yıllarca Avrupa Konseyi’nde üst düzey uluslararası müdürdü. Babam rahmetli Turgut Özal’ın manevi oğlu gibiydi. 85 yaşında ağır kalp hastası, cezaevinde bu satırları yazarken bir tek onu dert ediyorum. Bir de oğluma yakında tekrar sarılmak için, saçlarını koklamak için dua ediyorum. Nasıl bu kadar saf olabildim! Neden bu acıları yaşatıyorum: esas yıkımım budur! Evet, başarılı bir hukukçu olarak biliniyorum, ICC Milletlerarası Tahkim Divanı bünyesinde hakemlik dahi yaptım, ancak zekâm kurnazlık yönünde çalışmıyor! Ne yazık ki, doğru tabirse eğer, 'Sokak zekâm' yok! Ailemde bu tür yanlış davranışlar hiç görmediğim için; karşılaştığımda anlamadım!"
Nezarethanede diğer kadınlarla yaptığı görüşmeleri anlatan Güner, mektubunu yasal düzenleme çağrısı ile bitirdi:
"Hiç Haluk Levent kadar iyi hikâye anlatan ve inandırıcı olan birine rastlamamıştım. Sanırım zaten büyük dolandırıcıların ortak özelliği budur: en akıllı insanları bile inandırma. Dikkat edin, duygusallığını istismar ettiği ben dahil tüm insanlar hayatında büyük bir travma yaşamış. Örneğin kızını kaybeden iş insanı, ben -kanser ve boşanma-. Ayrıca gözaltındayken nezarethanede konuştuğum ve hayatımda ilk defa tanıştığım kadınlar; hayatı başarılı/varlıklı ama hepsinin ortak özellikleri aynıydı. Mağdur profili şöyle; 1) çoğu kadın, 2) hepsi yalnız kadınlar, 3) hepsi hayatında belli travmalar yaşamış ve duygusal açıdan istismara müsait ve dikkat: hepsi uzun yıllar yurtdışında yaşamış veya halen yaşıyor. Örneğin, ben Haluk Levent’in hapis yattığını bilmiyordum Fransa’da büyüdüğüm için. Nezarethanede konuştuğum diğer çok para veren kadın da yurtdışından gelme; yani birçok gerçeğe benim gibi 'Fransız!'"
"Ben bu işten bir kuruş kâr etmedim. Tam tersine 1 yıl kan küstüm, stres yaşadım, tekrar antidepresan ilaçlara başlamak zorunda kaldım. Sadece ve sadece o günler kahramanlaştırılmış, 'iyilik meleği' Haluk Levent’e GÜVENDİM! Bu karanlık yönünü bilseydim bırakın 1 lira Ahbap’a bağış yapmayı veya 1 lira Haluk Levent’e borç vermeyi, aynı sokaktan dahi geçmezdim! Kanaatimce bu hikâyeden ders çıkararak tüm partiler ortaklaşa acil bir yasal düzenleme hazırlamalı. Dernekler ve dernek yöneticileri sabıkaları varsa asla yönetimde olmalarına izin verilmemeli; denetimler daha yoğun ve daha ayrıntılı yapılmalı. Şeffaflık daha da üst düzeye taşınmalı. Çıkardığım en önemli ders: 'Terzi kendi söküğünü gerçekten de dikemezmiş!' Ama tek bir şeyi kesin olarak biliyorum: MASUMUM! Hiçbir suç işlemedim. Adalet için dua ediyorum."