İşte Hukukçu yazar AV. Ömer Faruk Uysal'ın kaleme aldığı o yazı;
CHP ebedi ve milli şeflef gibi bir kahramanlar partisidir, kahramansız yapamaz. Bu sebeble gerçek veya gerçeğe yakın bir kahraman bulamazsa, hemen sahte bir kahraman üretir. Bir önceki kahraman fos çıkarsa, yeni kahraman, artık elde ne kaldıysa odur. Hepsi de fos çıkar!
CHP'nin en son kahramanı Levent Yüksel ve Ahbab çavuşlarıdır. Depremzedeleri kimseler kurtaramamışta, ahbaplar kurtarmış ve adata yardımlara boğmuşlardır! Taa 1868'de kurulan 158 yıllık koca çınar KIZILAY ve devasa bir devlet kurumu AFAD ise yetersiz, aciz ve hatta yok hükmündedirler! Yalnızca fonksiyonu her türlü felaketzedeye yardım olan devlet kurumları değil, bizatihi devlet dahi sahada görünmemiş! Asrın felaketi denen o karanlık ve acılı günlerde bu çok söylendi; "Devlet yok, AHBAP var!" Elbette bu objektif bir tespit ve fikir değil, bir arzuydu, temenniydi.
"AFAD ve KIZILAY'a sakın yardım etmeyin, kan bile vermeyin" diyerek bu kurumlar felç edilmek istendi de, KIZILAY uzun süre kan bağışçısı bulamadı. Depremzedelere değil iyilik etmek, büyük kötülükler de yaptılar. Keza, "baraj patladı kaçın müjdesi (pardon ikazı!) yaparak, (bunu arzu ederek!) depremzedeleri ve görevlileri tekrar dehşete düşürdüler. Büyük kurtarıcılar kurtarma çalışmalarını aksattılar, enkaz altında bekleyenleri umutsuz kıldılar! Can Ataklı hevesine ortak oldular.
Fiili kötücül durum maalesef böyleydi ama, bu zaten CHP'nin önceden temenni ve ifade ettiği bir beklentiydi aynı zamanda. Can Ataklı gibi Kemalist yazarlar; "Büyük bir deprem, sel, orman yangınları vs. gibi felaketler ve hükümetin de bunların altında kalması olmaksızın bu hükümetin yıkılmayacağını hiç utanmadan telaffuz ettiler! Ve hep birlikte dehşetli felaketler beklentisine girdiler. Bu tam anlamıyla "felaketten saadet devşirme" rezilliğiydi. Asrın felaketinin ilk günlerinde, (aylarında), bu yüzsüzlük sevindirik şekillerde çok ifade edilip durdu. Halk çaresiz, hükümet başarısız, onlara da iktidar fırsatı doğacaktı!
Haluk Levent, Ahbapları, Babalacı (belki Kabalacı) Oğuzhan Uğur ve pek meşhur sanat sepet tayfası, öyle kahramanlıklar yaptılar ki, onları sevmeyen ve desteklemeyenlerin bir dayak yemediği kalmıştı. Öyle müşvik, insaniyetli, fedakâr kahraman rollerini ne de güzel oynadılar. Zira san'atları buydu kardeşim! Halbuki düşman belledikleri hükümet hem böyle iyi değildi, hem de, sahada yoktu. İşte Haluk Levent ve şürekası böyle zorlu günlerin kahramanlarıydılar! Onlara helal olsundu! Bunu her sel, orman yangını, deprem felaketlerinde hayasızca dile getirdiler. Orman yangını bu hükümet söndüremiyor (ve inşallah da söndüremesin!) söylemiyle, yurd dışından aciz, başarısız devlet koduyla, müdahale istediler. Her felakette olduğu gibi.
Sadece hükümet değil, "nerede bu devlet?" hilesiyle, Türkiye Cumhuriyetini de rezil rüsva etmek, buradan kötücül politik rant elde etmek, onlar için adiyattan sayılırdı. Ve bir ara seçimde, umdukları zaferleri elde edemeyince, "nankörler! Ahbap aracılığıyla yaptığımız yardımlar, haram zıkkım olsun, gericiler, vs. vs." gırla gitti. Hiç haya etmediler, yüzleri de kızarmadı. Levent'in kumar paralarına giden kıytırık yardımların karşılığı felaketzedelerden iktidar beklediler. Bu saf bir kötülük ve felaketten saadet umma arsızlığı ve yüzsüzlüğüydü. Koca koca partililer, sanatçılar, şöhretler, ödül törenlerinde; "onlar, bizim yardımlarımızı hükümet yaptı zannettiler" demekten utanmadılar. Zora gir, al yardımı, öde bedelini (iktidarı). Ne güzel bir hesap değil mi?
Haluk Levent ve Ahpap çavuşları paraları kumarda yemeseler, gerçekten de yardım etselerdi de, arzettiğimiz tavırlar, ayıptır, rezilliktir. Fakat Haluk ve şürekası felaketten bir iktidar saadeti değilse de, servet, kumar, alengirli işler saadeti devşirmişler. Herif zaten başından beri dolandırıcının tekiymiş. Sabıkalar, karşılıksız çekler, gasinolar, ruletler, kumarlar, ortaklarla beraber, saadet zinciri, ponziler, 32 kısım tekmili birden.
Ahlaksızlık bitti mi? Hayır bitmedi ve bitmez. Efendim, "Haluk aslında bir muhalif değilmiş", "Devlet'de para toplama izni vermeseymiş", "Devlet herşeyden haberdarmış", "Bizi bir şaşırtın be" Eğer Haluk bir muhalif olsaydı asla çalmayacaktı değil mi? Hep muhalif olmamaktan kaynaklanan sahtelikler değil mi? Devlet para toplama yetkisi vermeseydi, Kızılayı destekler, böylesine keklenmezdiniz değil mi? Bütün suç yine devletin, gömdüğünüz devletin! Devlet Ahpap çavuşları engellese kıyameti koparmaz ve birinci kahramanız Atatürk'ün kurduğu devlete sadakat ve minnetinizi ifade ederdiniz değil mi? Kızılaya sakın yardım etmeyin, kan da vermeyin, bırakın ölsünler, devlette enkaz altında kalsın" demezdiniz!
Bir önceki kahramanınız Haluk ve Ahpaplarından iyi mi peki? Deveyi amuduyla yutan, Süleymancı kursundan, ANAP'lı, sahte diplomalı, İngilizceyi sular-seller gibi konuşan, köfteci, Karadenizli müteahhiti ikinci Atatürk ilan ettiniz. Seçimden dört yıl önce Cumhurbaşkanı ilan ettiniz. Hukuk devletinde hırsızlar yargılanır diyenlere, o hırsız Cumhurbaşkanımız olacak dediniz. "CHP uyuma hırsızına sahip çık" kampanyalarında milyonları topladınız. Polislerle çatıştınız, cami avlusunda içki içip, sonrada işediniz, mezar taşlarını kırdınız. Ve artık, hırsız Ekrem de bir Haluk Levent'tir, Cem Uzan'dır, Sülün Osman veya Parsadan'dır. Ne kazandınız bu parsadan? İç edilen onca arsadan? Onlarca diğer belediye başkanı kahramanlarınıza (Antalya, Bursa, Ankara, Beşiktaş, Beykoz) hiç değinmiyorum bile!
Ya hain Kemal? Son Cumhurbaşkanı seçiminde kurtarıcı kahramanınız oydu. Eğer seçimi kazansaydı, şu an Cumhurbaşkanımızdı. Fakat şimdi hain diyorsunuz! Adamı, pavyon köşelerinde, içki ve pazarlık masalarında meze yaptınız. Şikayet ettiniz, içinizden belgeler ve şahitler getirdiniz. Pirom, Gandi, demokrat amca dediğiniz bay Kemal daha 2 yıl önce büyük kahramanınız değil miydi? Ne kadar kolay adam satıyorsunuz? Üstelik 13 yıllık genel başkanınız ve Cumhurbaşkanı adayınızı! O, "sırtımdan hançerlendim, hırsızlardan arınacağız" diyor, siz "ne gerek var arınmaya böyle iyiyiz" diyorsunuz.
Baykal, "Umudumuz Ecevit" Erdal İnönü, milli şef İnönü. Ecevit İnönü'ye, Kılıçdaroğlu Baykala, Özgür ve Ekrem bay Kemale hiç merhamet etmedi. İmamoğlu'ndan da çoktan vazgeçtiniz, Silivriye şimdiden gömdünüz! "Ben Kemal geliyorum" dedi, inanmadınız, geldi işte!
Ekmeleddin İhsanoğlu bile sizi az heyecanlandırmış değildi. Ekmek için Ekmeleddin'di o. Çoktan tarihe gömdünüz. Ya "gel bakalım Muharrem" Adamı sarayın adamı yaptınız, sonra porno kasetini yaydınız, şimdi de CHP'ye geri aldınız. Sarayın adamı, pornocunun CHP'de işi ne? Mustafa Sarıgül'ün kasetlerine hiç girmiyelim, İBB adayınızdı be! Ve sarayın esas adamı, Muharrem değil de, bay Kemalmiş meğersem!
Büyük kurtarıcı, savaş kahramanı, milli şef'de, ebedi şef ölünce, paralardan, pullardan, devlet dairelerinden, izini silmişti. Ebedi şefin cenazesini de Etnografya müzesine kaldırdı. Sanki tarihi bir objeymiş gibi, müzede tuttu. Hep birlikte, "Kral öldü, yaşasın yeni kral" yaptınız. Kimse de bu duruma itiraz etmedi. Ama Menderes ve bakanlarını, yeterince Atatürkçü değil diye astınız. Halbuki Anıtkabiri o yapmıştı.
Peki, ebedi şef Devlet-i Aliye'ye neler yaptı? Sadece devlete değil, İslama, Müslümanlara, Hilafete, Kur'ana, tesettüre, silah arkadaşlarına, şehit ve gazilere, onların evlatlarına! Hanedan-ı Osmaniye'ye! İsterseniz bunlara hiç girmayelim!
Ey CHP, üzerinizde kadim bir lanet mi var? Milyonların çok ağır beddualarını mı aldınız? Hükümetlerin değil de, bizatihi milletin muhalifi misiniz siz? Neden 120 yıldır, bir kez olsun seçim kazanamıyorsunuz? Sonraki kurtarıcı bir öncekini mutlaka gömüyor, hep birlikte gömüyorsunuz! Vefa yalnızca, İstanbul'da bir semt adı mıdır? (Devam edeceğiz...)