Ana içeriğe geç

Güvenli gıda lüks oldu mutfakta açlık var!

Dünya Gıda Güvenliği Günü’nde tablo ağır, milyonlar sağlıklı ve güvenli gıdaya erişemiyor. Yüksek gıda enflasyonu, yaygın taklit ve tağşiş, pestisit kalıntıları ve yetersiz denetimler nedeniyle güvenli gıda dar gelirli için lükse dönüşürken emekçinin mutfağı daralıyor

Güvenli gıda lüks oldu mutfakta açlık var!
Birgün
16

EKONOMİ SERVİSİ

Dünya Gıda Güvenliği Günü’nde ülkenin gıda güvenliği sorununun çok boyutlu yapısı bir kez daha dikkati çekiyor. Tarlada üreticinin desteklenmesi ile başlayıp tüketicinin adil bir ücretle gıda erişebilmesiyle tamamlanması gereken gıda güvenliği için; milyonları açlıkla terbiye etmeyi bir tahkim aracı haline getirmiş AKP iktidarı somut adım atmıyor.

7 Haziran, gıda kaynaklı riskleri önlemek ve farkındalık yaratmak amacıyla Birleşmiş Milletler (BM) ve Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından Dünya Gıda Güvenliği Günü olarak belirlendi.

Ülkede milyonlar, insan haklarının ayrılmaz parçası olan sağlıklı, besleyici ve güvenilir gıdaya erişim hakkından mahrum bırakılıyor. Emeğiyle geçinenler için en temel ihtiyaçlar, kalitesiz ve güvencesiz pazara hapsedilmiş durumda.

Türkiye’yi dünyada rakipsiz lider konumuna getiren yüksek gıda enflasyonu, gıda güvenliğinin önündeki engellerden biri.

Türk-İş’in Mayıs 2026 açlık ve yoksulluk sınırı araştırmasına göre, dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapılması gereken aylık gıda harcaması tutarını ifade eden açlık sınırı 35 bin 174 TL. 28 bin 75 liralık asgari ücret 2026 yılı boyunca bir kez bile açlık sınırının üstünü göremedi. Emeğiyle geçinen milyonlarca hane, sağlıklı ve güvenli beslenmeye erişemezken karınlarını dahi doyuramaz halde.

Ülkede resmi gıda enflasyonu TÜİK’e göre yüzde 34,86. TÜİK’e göre geçen ay yıllık yüzde 121,73 fiyat artışıyla zam şampiyonu domates, biber, salatalık ve benzeri yiyecekler oldu. Gıda fiyatlarındaki fahiş artışlar halkın beslenme alışkanlıklarını da bozuyor. Birleşik Kamu-İş ve BİSAM verilerine göre, mutfak sepetinin en maliyetli kalemleri olan et, süt, peynir ve balık gibi temel protein kaynakları dar gelirlinin sofrasından tamamen silinmiş durumda. Birleşik Metal İşçileri Sendikası Sınıf Araştırmaları Merkezi’nin (BİSAM) hazırladığı açlık ve yoksulluk sınırı raporu, asgari ücretli bir ailenin karbonhidrat ağırlıklı beslenmeye mecbur bırakıldığını ortaya koydu. BİSAM’a göre hanelerde süt ve süt ürünleri tüketebilmek günlük 380,1 liraya, meyve ve sebze tüketebilmek günlük 297,1 liraya denk geliyor. Et, tavuk, balık için günlük 212,49 lira harcanırken hanelerin günlük beslenme maliyeti toplam 1160 lirayı aşıyor.

TAKLİT VE TAĞŞİŞ YOKSULLUKTAN BESLENİYOR

Eriyen alım gücü yoksulu piyasanın oyunları karşısında da korumasız bırakıyor. İktidarın gıda güvenliğini görmezden gelen eksik denetim mekanizması, taklit ve tağşiş pazarını da büyütüyor. Hileli gıda olarak da bilinen taklit ve tağşiş ürünler, güvensiz, denetimsiz satışa açılırken dar gelirli alım gücünün ancak yettiği bu ürünlerle baş başa bırakılıyor.

Bakanlık, 2025’te 2 bin 345 parti gıda ürününü ifşa ederken Tarım ve Orman Bakanlığı’nın hileli gıda listelerinde zeytinyağında tohum yağları, et ürünlerinde tek tırnaklı eti, süt ürünlerinde ise nişasta ve jelatin kullanımı gibi usulsüzlüklerin büyüdüğü görülüyor. Ticaret ile Tarım ve Orman bakanlıklarının göstermelik denetimleri, ülkede güvenli gıdaya erişimi sağlayan kamusal bir mekanizma yaratmaktan uzak.

PESTİSİT KULLANIMI SAĞLIĞA TEHDİT

Gıda güvenliğinin halk sağlığını tehdit eden halkalarından birini kontrolsüz kimyasal kullanımı oluşturuyor. Avrupa Birliği’nin gıda alarm sistemi (ACN) verilerine göre, Türkiye’den ihraç edilen tonlarca taze sebze ve meyve, "limitlerin çok üzerinde yasaklı pestisit kalıntısı" barındırdığı gerekçesiyle sınır kapılarından düzenli olarak geri gönderiliyor. ACN 2024 raporu, Türkiye’nin uygunsuz gıdada" başı çektiğini ortaya koyarken 2024 yılında AB sınır kontrol noktalarında yapılan bildirimlerde Türkiye, Çin ve Hindistan ile birlikte en sık adı geçen ülkeler arasında yer aldı. Sahtecilik şüphesi taşıyan uygunsuzluklara ilişkin bildirimlerde de Türkiye öne çıktı.

Meyve ve sebzelere ilişkin bildirimlerin yüzde 84’ü AB dışı ülkelerden gelen ürünlerle ilgiliyken bu kategoride Türkiye, özellikle incir, narenciye ve biber ürünlerinde en sık bildirilen menşe ülke oldu.

TEK NUMUNEDE 10’DAN FAZLA İLAÇ

Bildirimlerin önemli bölümü AB limitlerini aşan pestisit kalıntılarıyla ilgili oldu. Yetkisiz gıda boyaları, aşırı koruyucu kullanımı, sahte kayıtlar, yanlış menşe beyanları ve izlenebilirlik eksiklikleri de raporda yer aldı. Asma yapraklarında tek bir numunede 10’dan fazla farklı pestisit kalıntısının tespit edildiği 32 vaka kaydedildi. Bu bildirimlerde Türkiye başlıca menşe ülkelerden biri olarak öne çıktı.

Kuruyemiş ve tohumlar kategorisinde Türkiye, özellikle Antep fıstığında aflatoksin oluşumuyla öne çıktı. Gıdaların uygunsuz sıcaklık ve nem koşullarında depolanmasıyla üreyen ve yüksek derecede zehirli ve kanserojen bir kimyasal madde olan aflotoksinli fıstıklar da ülkeye geri gönderildi. 2024 yılı Türkiye pazarında Antep fıstıklı ürünlerin çoğaldığı yıl olarak öne çıktı. Baharat ve bitkisel ürünlerde de Türkiye, bildirimlerde Endonezya, Hindistan ve Mısır ile birlikte en sık adı geçen ülkeler arasında yer aldı. Gıda ambalajı ve mutfak ekipmanları gibi gıda ile temas eden maddelerdeki uygunsuzluklarda Türkiye, Çin, Almanya, İtalya ve İspanya ile birlikte önemli menşe ülkeler arasında yer aldı.

İHRAÇ MALLAR ZEHİR ŞAMPİYONU

Avrupa’nın "zehirli" diyerek reddettiği ve sınır dışı ettiği gıdalara ilişkin iktidar tarafından servis edilen "imha edildi" haberlerine rağmen yurttaş geri dönen gıdaların tezgahlarda yer bulduğu şüphesine sahip. Alım gücü düşen halkın pazarın ucuz ürünlerine yönelmek zorunda kalması, pestisitli gıdaların yoksul sofralarına girmesine neden oluyor. Greenpeace’nin, ACN’den derlediği bilgilere göre, 2025’te Avrupa’ya gönderilen gıdalarda tespit edilen pestisit bildirimlerinde ilk sırada 124 bildirimle Hindistan yer aldı. Hindistan’ı 105 bildirimle Türkiye izledi. Türkiye’nin ardından Mısır, Çin ve Brezilya geldi.

***

GÜVENLİ BESİN SOFRADAN UZAKLAŞIYOR EKONOMİK KRİZ SOFRALARI ZEHİRLİYOR

TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Başkanı İbrahim Uğur Toprak BirGün’e konuşarak “Ülkemizde gıdaya fiziksel erişim genel olarak mümkün olmakla birlikte, ekonomik erişim giderek daha büyük bir sorun haline geliyor” dedi. Toprak “Artan enflasyon, gelir dağılımındaki adaletsizlik ve tarımsal üretimdeki maliyet baskıları nedeniyle yurttaşların sağlıklı ve yeterli gıdaya ulaşımı her geçen gün zorlaşıyor. Derinleşen ekonomik kriz, alım gücünü düşürüyor; bu da halkı ucuz ve düşük kaliteli ürünlere yöneltiyor. Bu durum, gıda zehirlenmeleri ve halk sağlığı sorunlarını artırıyor" ifadelerini kullandı.

Gıda fiyatlarındaki sürekli artışın özellikle dar gelirli kesimler için temel besin maddelerine erişimi kısıtladığına, bu durumun da gıda güvencesi sorununu derinleştirdiğine dikkati çeken Toprak şöyle konuştu: "Türkiye’de artık mesele yalnızca gıdanın varlığı değil, o gıdaya sürdürülebilir, yeterli ve dengeli biçimde erişilebilmesidir.

Tarım alanlarının amaç dışı kullanımı, ithalata dayalı tarım politikaları ve üreticinin desteklenmemesi gibi yapısal sorunlar, uzun vadede gıdaya erişimi daha da kırılgan hale getiriyor.

Güvenli gıdaya erişim konusunda Türkiye’de ciddi yapısal eksiklikler bulunuyor. Pestisit kalıntıları, çevre kirliliği (hava, su ve toprak), gıda üretim ve denetim süreçlerindeki yetersizlikler halk sağlığını tehdit ediyor. Mevcut denetim mekanizmaları yetersizdir ve etkin değildir. Gıda kontrol hizmetlerinde kamu otoritesinin zayıflatılması, denetimlerin düzenli ve etkin yapılmasını engelliyor. Bu durum, piyasaya arz edilen gıdaların güvenliği konusunda ciddi soru işaretleri yaratıyor.

Öte yandan yalnızca pestisit meselesine indirgenemeyecek şekilde; sanayi kaynaklı kirlilik, atık yönetimi sorunları ve “eko-kırım” olarak tanımlanabilecek doğa tahribatları da gıda güvenliğini doğrudan etkiliyor. Tarım alanlarının ranta açılması, madencilik ve enerji projeleriyle yok edilmesi, gıda üretim zincirinin temelini zayıflatıyor. Mevcut politikalar, gıda güvenliğini bir halk sağlığı meselesi olarak ele almak yerine çoğu zaman piyasa odaklı yaklaşıyor; bu da yurttaşın sağlıklı ve güvenli gıdaya erişimini ikinci plana itiyor. Sonuç olarak; Türkiye’de yurttaşların güvenli gıdaya erişimi garanti altında değil. Bilimsel, kamucu ve sürdürülebilir bir gıda politikası oluşturulmadan bu sorunun çözülmesi mümkün değil. Gıda mühendislerinin aktif rol aldığı, bağımsız ve güçlü bir denetim sistemi kurulması zorunlu. Gıda mühendisleri bu noktada halkın sağlık güvencesidir ve bilimsel üretim-denetim zincirinin vazgeçilmez unsurudur.”

***

BÜTÜN ENDÜSTRİ SADECE 10 ŞİRKETİN KONTROLÜNDE

ETC Group tarafından yapılan Gıda Baronları araştırması, dünyada endüstriyel gıda üretim sisteminin 4 büyük şirketin başını çektiği 10 şirket tarafından yönetildiğini ortaya koydu. Tohum sektörü, piyasada satılan mahsul tohumlarını ve genetiği değiştirilmiş mahsulleri kapsıyor. Çiftçilerin ertesi yıl ekmek üzere ayırdığı tohumlar ile hükümetler ve kamu kurumları tarafından sağlanan tohumlar bu piyasanın dışında kalıyor.

Pestisit sektörü ise yabani otları, böcekleri ve mantarları hedef alan farklı tarımsal kimyasal ürünler olan “canlı-kıran” kimyasallardan oluşuyor. Buğday Derneği’nin paylaşımına göre sözü geçen 10 şirket hem ticari tohum hem de pestisit pazarını elinde tutuyor. Bunlar arasından BASF, Bayer, Corteva ve Syngenta, küresel tohum pazarının yüzde 56’sını ve pestisit pazarının yüzde 61’ini kontrol ediyor. Tohum pazarında tek başına Bayer’in payı yüzde 23.

Buğday Derneği "Pazarı ellerinde bulundurmak şirketlere, fiyatları dikte etme ve politika yapıcılar üzerinde lobi yapma konusunda daha fazla güç veriyor. Sahip oldukları güç, kendileri için muazzam derecede kârlı olurken insanlar ve gezegen için son derece yıkıcı bir tarım modelinin yayılmasını sağlama yeteneklerini artırıyor" yorumunda bulundu.

Kaynağa Git

İlgili Haberler