Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, ülkenin ekonomik gündemine ilişkin açıklamalarda bulunuyor.
Bakan Şimşek'in açıklamalarından öne çıkan başlıklar şöyle:
Büyük bir arz şoku var. Bizim için savaş aslında büyük bir enerji şoku; ancak sadece enerji değil. Enerji deyince akla petrol, doğalgaz ve türevleri geliyor. Bu sadece ham petrol ve doğalgaz sevkiyatını etkileyen bir şok değil. Savaşın olduğu bölge veya önemli geçiş noktası olan Hürmüz Boğazı ve çevresi. O mahallede çok ciddi petrol ve kimya üretimi var. Gübre, helyum üretiminin çok büyük bir kısmı orada. Gübreden çip üretimindeki hammaddeye kadar. Aklınıza gelen birçok temel hammadde orada ya üretiliyor ya yaş işleniyor. Ya da onun hammaddesi orada.
Giyimin bir kısmı pamuk ipliği bir kısmı polyester. Ayakkabısından giyime kadar. Petrol yükseldi diyelim. Bunlar birinci etkiler. İkinci etkiler var. Gübreyi kullanmazsanız verim alamazsınız. Dünyada bu şok çok boyutlu. Bir taraftan küresel büyümeyi olumsuz etkiliyor. Finansal koşullar sıkılaştı. Risk primi etkileniyor. İhracatı da etkiliyor. Bu bölge bizim ihracat yaptığımız bölge. Bütçe gelirlerinin yüzde 85-90'ı petrolden bazı ülkelerden. Petrolü satamayınca talep azalıyor.
Başlangıçta beklentiler şuydu. Mart'tan bahsediyorum. ABD'de önemli şahsiyetler 'Birkaç hafta sonra bitecek' diyordu. Şimdi neredeyse Haziran'ın ortasına geldik. Bu şok öngörülenden daha uzun sürdü. Bugün 20 milyon varil etkileniyorsa, geçmişteki şoklarda 4,5 milyon varil etkileniyordu. Bu yaşadığımız şok geçmişte yaşananlardan daha büyük. Savaş nedeniyle birincil doğrudan etkilerle ikincil etkileri dikkate aldığımızda, bugünkü petrol fiyatlandırmaları dikkate aldığımızda en az bir 5 puanlık ilave enflasyonist baskı var. Yüzde 21 olacak idiyse yüzde 26.
Bu süreç uzadıkça etkileri daha yoğun olabiliyor. Tahmin ürettiğiniz zaman, dünya lineer çizgide değil, karmaşık. Ekonomistler, politika üreticileri genelde modeller yapar. Modeller varsayımlara dayanır. Petrol fiyatı 90 dolar olursa enflasyon, cari açık, büyüme şu olur diyoruz. Bu varsayıma dayanır. Bu uzadıkça etkileri daha yoğun olabiliyor. Uluslararası Enerji Ajansı ne bekliyordu? 65 dolar varil başına petrol fiyatı bekliyordu. Son 3 ayda öyle süreçler yaşandı ki! Bu şokları öngörüp fiyatlamamız imkânsız. Bahane peşinde değilim. Biz 2025'te de çoklu şok yaşadık. Mart ayında İBB davasıyla: daha sonra sayın Trump'ın 1 Nisan ticaret savaşları. Haziran'da İsrail-İran 12 günlük savaş. Bunlar yetmiyormuş gibi, geçen sene zirai don yaşadık. Yazın ciddi kuraklık yaşadık. Bunlar etkilemiyor desem doğru olmaz.
Enflasyon hedeflerini tutturamadığımızda bunlara sığınmam. Çünkü yapısal konular var. Öngörü üretmek de kolay değil. Belki biraz iyimser kaldık. Savaşın etkisi önemli. Bu şoku yönetiyoruz. Orta Vadeli Programı her sene güncelliyoruz. Bu programın tasarımı, 2023'e gidelim. Başlangıçta önemli makroekonomik riskleri yönetmekle ilişkiliydi. 2023'te çok büyük bir deprem oldu. Depremin yarattığı tahribatın yeniden inşası ve ihyası gerektiriyordu. Türkiye kaynak ihtiyacını rasyonel kanallardan elde etmezseniz, enflasyonun üç haneye çıkma riski var. Ödemeler dengesinin ciddi stres kaynağı olmasının riski vardı. Bizim tasarımımızın başlangıçı ekstrem riskleri yönetmeye yönelikti. Büyük bir deprem yaşanmıştı. O dönemde var olan KKM gerçeğimiz var. Bu ekosistemde önceliklendirmeyi makrofinansal istikrara verdik. 2025'in ortası veya sonunda dezenflasyonun başlaması, bütçe disiplininin tesisi ve cari dengenin yönetilebilir düzeylerde tututlamısı. En kritik bileşen; biz tabiri caizse tamponları inşa ettik.
Zor coğrafyada yaşadığınız zaman sizin dışındaki gelişmeleri siz belirlemiyorsunuz. ABD-İsrail-İran savaşı bize kalsa olmaması lazım. Veya Rusya-Ukrayna. Bu mahalle zor mahalle. Dönem dönem şoklar yaşanıyor. Her zaman şoklara karşı bünyeyi nasıl güçlendirebiliriz? Burada rezerv birikimi var. 2023'e ciddi bir rezerv artışı var. Normalde derler ki 'rezerviniz 3 aylık ithalata yetiyorsa okeydir' derler. Bizim şu anda 5 aylık ithalata yetiyor. Buradan bakınca böyle. Rezerv bu haliyle yeterli. İkincisi böyle şok durumlarında 'kur, faiz, borsa ne olur?'. Bunlar her zaman kontrolünüzde olmaz. Riskleri azaltırsınız. Geçen sene bütçe açığını milli gelirimiz 100 lira ise 2,9 liraya düşürdük. 2023 ortasında deprem olmuş, seçimden çıkmışız, EYT yapılmış. Önümüze konulan tablo şuydu; tedbir alınmazsa, milli gelir 100 lira ise bütçe açığı 9,8 lira olacaktı.
Eninde sonunda bu savaş bitecek. Nasıl ki savaş başlayınca etkisini hemen gördük. Şöyle tefekkür edin, Venezuela dünya pazarına petrol satmaya başladı. Bir anlaşma olursa İran rahatlıkla dünyaya petrol arzını yapabiliyor. Önemli bir ithalatçı ülke Türkiye, son 23 yılda petrol ve doğalgaz ithalatına 1,1 trilyon dolar ödemiş ülkeyiz. Türkiye'nin toplam özel sektör kamu dış borcunun 2 katı kadar, komşularımızdan, dünyadan petrol, doğalgaz türevlerini ithal etmişiz. Petrol fiyatı düşünce en fazla olumlu etkilenecek ülkelerin başında Türkiye var. Bu hızlı bir şekilde enflasyona yansır. Kötümser olmak için hiçbir sebep yok.
Enflasyon düşüş trendine devam edecek. Enflasyon düşüyor. Tabii ki dünyaya göre hâlâ yüksek. Hayat pahalılığıyla mücadelemiz bitmiş değil. Bu mücadele devamlılık ve kararlılık gerektiriyor. 2025 yılına bakarsanız, Türkiye ortalamasında 3 kalem harcamaların yüzde 67'sini oluşturuyor. Kira, konut bir kalem. Gıda ikinci kalem, ulaştırma üçüncü kalem. Yüzde 67'ye tekabül ediyor. Hatta en düşük gelir bareminde olan yüzde 20'lik kısımda yüzde 77'ye tekabül ediyor bu 3 kalem. Biz ne yapıyoruz? Bir; konut arzını artırıyoruz. Deprem bölgesinde çok iyi hatırlıyorum bir ara kira enflasyonu depremden sonraki dönemden bahsediyorum yüzde 118'lere kadar çıktı. 2023 sonunda Türkiye çapında kira enflasyonu yüzde 108.6'ydı. Deprem bölgesinde daha yüksekti.
500 bin konut teslim edildi. 120 bin konut da bu sene teslim edilecek. Şu anda deprem bölgesinde kira enflasyonu yüzde 20'ye indi. Arz yönlü de çalışıyoruz. Hala ülke genelinde kira enflasyonu yüzde 50'nin bir tık altında. Geçen sene programı yeniledik. Her yıl yeniliyoruz. Program canlı bir organizmadır. Eleştiren arkadaşlar baksınlar. Sürekli şartlara, milletimizin ihtiyaç ve beklentilerine göre yeniden şekillendiriyoruz. 500 bin sosyal konut yapacağız dedik. Zaten önceden başlatılan 'Yarısı Bizden' kampanyaları da var. Önümüzdeki 2 yıl ümit ediyorum, kamu kaynaklarıyla yatıklarımızdan bahsediyorum, ilave inşallah 750-800 bin konut devreye alındığında konuta erişim büyük oranda çözülecek. Kira enflasyonu da çözülecek. Bu sene sonu itibarıyla kira enflasyonu yüzde 30-35 aralığına iner.
Gıda konusunun mevsimsel boyutu var. Türkiye özellikle taze meyve-sebze ithalatı konusunda biraz muhafazakâr ülkedir. Bu mevsimde ürün az da olsa ithalatla dengeleyelim yaklaşımı olmadı. Bunu birçok ülke yapıyor. Gıda arzını artırmaya yönelik ciddi çaba var. Şu anda organize tarım bölgesi dediğimiz aşağı yukarı 45 yerde başlattık. Birçoğunun altyapısı bitiyor, ilave kaynak veriyoruz. Örtü altı sera üretimini ülkemizdeki tüketim ve ihracat boyutuyla ciddi şekilde artırma noktasında muazzam bir çaba var. Bu 2 günde çözülecek konu değil. Önümüzdeki 2-3 sene içinde sonucu çok net alırız. Başka boyutlar da var. Bu bir zincirdir. Tarlada üretim var. Bu üretimin nihai tüketiciye, özellikle büyük şehirlere ulaştırılması bir zincirdir. Topladığınız ürünün paketlenmesinden, onu zincirle taşınıp taşınmadığına, geldiği noktada sergilenmesine kadar fire oranı değişiyor. Fire oranını düşürmek için yapısal çözüm gerektiriyor. Hal Yasası ile çözülebilir. Sadece çıkarmak yetmiyor, bütün bileşenlerin birlikte hareket etmesi lazım.
Şu anda semt halleri var, biliyorsunuz. Bazen biz de gidiyoruz. Bu semt pazarlarının olduğu gün gidin, marketlerdeki bütün sebze meyve fiyatları düşüyor; çünkü rekabet var. Biz niye bunu haftada 7 güne, aşağı yukarı bütün semtlere yaymayalım? Bunun için bir beyin fırtınasını Gıda Komitesi'nde yapıyoruz. Para politikası çok etkili. Örneğin temel mallar. Enflasyon yüzde 20'nin altına düştü burada. Para politikasının tepkisi orada güçlü. Dayanıklı tüketim malları, otomobotiv, beyaz eşya. Gıda arzı tedarik zinciriyle ilişki. Sosyal konut üretmek konuta erişimle ilişkilidir. Enflasyon düşmeye devam edecek ama bazı boyutları yapısal dönüşüm gerektiriyor. Biraz zamana ihtiyaç var. Bugün Çin hariç, Çin gezegen büyüklüğünde 1,4 milyar insan, devasa makine gibi çalışan ülke. Çin'i bir kenara bırakalım. 2023'ün sonuna kadar enkaz temizleme nedeniyle fiili inşat geç başladı. 2 yılda 650 bin konut üretecek kaç ülke sayabilirsiniz? Bunu devlet kaynaklarıyla yapıp, milletimize bütçe imkanları çerçevesinde milletimize arz ediyoruz.
Konjonktürel sorunlarımız var. Savaş ve iklimle ilişkili. Doğru yoldayız, yapısal olarak enflasyon düşüş trendinde. Dezenflasyonu önceliklendirdik. Eşel mobili devreye alarak, bütçe gelirlerinden feragat ettik. Milletimizin beklentisi buydu. Enflasyon yüksek olunca gelir dağılımı bozuuyor. Gelir dağılımı son 2 yıldır iyileşmeye başladı. Çalışanların milli gelir içindeki payı önemli ölçüde arttı. Siyasi sahiplenme çok güçlü. Cumhurbaşkanımızın desteği çok değerli. Onun için sonuç alabiliyoruz. 90'lı yıllarda bütün hükümetler enflasyonu düşüreceğiz demediler mi? Siyasi destek burada çok önemli. Cumhurbaşkanımızın liderliğinde enflasyonu tek hanede uzun süre tuttuk. Özellikle Arap baharı sonrası ortaya çıkanlar, bizdeki hain darbe ve kalkışmalar. O şoklar, öncelikler, politika uygulamaları vs. Sonuçta elinizde çift haneli enflasyon yap. Biz bunu eninde sonunda tek haneye indireceğiz. Tek haneye inmeden ne sanayicimiz ne vatandaşımız kalıcı ve gerçekçi rahatlığa kavuşacaktır.
Reel sektörümüzün finansmana erişimde sıkıntısı olduğu bir gerçek. Fakat bu sıkıntıları hafifletmek için yoğun çaba içindeyiz. Cumhurbaşkanımız 'önceliğimiz yatırım, istihdam, üretim ve ihracat' diyor. Bize çok net talimatı budur. İhracatçımıza 2023'de günlük reeskont kredisi dediğimiz ucuz kredi, günde 300 milyon TL. Biz bunu 4,5 milyar TL'ye çıkardık. Eximbank ihracatçıya kredi verir. Sermayesi 13,8 milyar liraydı, 100 milyar liraya çıktı. İhracatçımıza yüzde 23,9 kredi veriyoruz. Enflasyonun altında faizle ihracatçımıza reeskont kredisi veriyoruz. Bunu devam ettireceğiz ve artıracağız. Şartlar elverdiğinde maliyeti de aşağı çekeceğiz. İhracatçımızın kaygılanmasına gerek yok.
Çifçimizin krediye erişimini artırdık. Şu anda 100 TL kredi kullandığında yüzde 70 faiz subvansiyonu veriyoruz. 70'ini Hazine 30'unu çiftçimiz ödüyor. Bu sene 563 bin çiftçimize kredi verilmiş. Yılbaşından bu yana 100 milyar lira faizi Hazine ödemiş. Çiftçimizin kredilerinin faizinin yüzde 70'ini Hazine ödüyor. Tarım ekonomik güvenlikle ilişkilidir. Tarım, ulusal güvenlik ve enerji bunları birbirinden ayıramayız.
Esnafa gelelim. Halk Bankası üzerinden yüzde 50 subvansiyonlu kredi veriyoruz. Bu sene 71 bin esnafa verdiğimiz kredi subvansiyonu 29 milyar liradır. Hazine olarak kefil oluyoruz ve KOBİ'lere diyoruz, banka kredilerinin kefili biziz. Şu ana kadar KOBİ ve imalatçılar için paket hazırladık. Diyebilirsiniz ki; bunun faizi yüksek. Enflasyon yüzde 30 diyelim. Belli ölçüde diyeceğiz ki, 'enflasyon kadar faiz üstünü bütçeden veya başka bir kalemden biz karşılayabiliriz'. Onun çalışmasını yapıyoruz şu anda. KOBİ'lere dedik yüzde 33'ten kredi verelim. Reel sektörün sesine kulak asıyoruz. Reel sektör, istihdam, üretim bizim için çok önemli.