Suriye Petrol Şirketi ile ABD’li enerji şirketi Chevron ve Katar merkezli Power International Holding arasında imzalanan mutabakat zaptı sonrası gözler sahadaki yeni gerilim hatlarına çevrildi. Chevron tarafından yapılan açıklamada da mutabakatın, Suriye açıklarındaki petrol ve doğalgaz potansiyelinin değerlendirilmesine yönelik bir ön anlaşma olduğu belirtilirken; Katar merkezli Power International Holding’in iştiraki UCC Holding'imn de projede yer aldı. Söz konusu anlaşma, Suriye’nin yabancı şirketlerle denizlerde enerji araması konusunda attığı en kapsamlı adımlardan biri oldu. Suriye resmi haber ajansı SANA, mutabakatın ülkenin karasularında arama ve sondaj faaliyetlerinin başlatılmasını, enerji sektöründeki stratejik ortaklıkların güçlendirilmesini ve yabancı yatırımların artırılmasını hedeflediğini duyurdu. Suriye Petrol Şirketi CEO’su Yusuf Kablavi ise imza töreninde yaptığı açıklamada mutabakatın ülke ekonomisinin yeniden yapılandırılması bakımından önem taşıdığını söyledi.
YALNIZCA TİCARİ DEĞİL
İmza törenine ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın katılması ise anlaşmanın yalnızca ticari değil, siyasi yönünün de bulunduğunu ortaya koyan en dikkat çekici ayrıntılardan biri oldu. Barrack, Chevron’un dünyanın farklı bölgelerinde faaliyet gösteren en büyük Amerikan enerji şirketlerinden biri olduğunu belirterek, söz konusu ortaklığın Suriye’nin ekonomik görünümünün değiştirilmesine katkı sağlayacağını söyledi. Enerji yatırımlarının yeni istihdam alanları oluşturacağını ve savaşın ardından ülkenin yeniden inşa sürecini destekleyeceğini kaydeden Barrack, anlaşmayı Suriye’nin uluslararası ekonomik sisteme yeniden bağlanması bakımından önemli bir gelişme olarak nitelendirdi.
RUSYA YARIM BIRAKTI
Öte yandan Suriye’nin Doğu Akdeniz kıyılarında petrol ve doğalgaz aranmasına yönelik girişimler ilk kez gündeme gelmiyor. Beşar Esad yönetimi ile Rus devlet destekli Soyuzneftegaz şirketi arasında Aralık 2013’te imzalanan açık deniz enerji arama anlaşması, Suriye kıyıları açıklarındaki yaklaşık 2 bin 977 kilometrekarelik alanı kapsıyordu. Rus şirketinin ilk aşamada sismik araştırmalar yürütmesi, elde edilecek verilerin ardından da arama kuyuları açması planlanıyordu. Projenin araştırma ve ilk sondaj faaliyetleri için yaklaşık 100 milyon dolarlık yatırım öngörülürken, ticari büyüklükte rezerv bulunması halinde Soyuzneftegaz’ın 25 yıllık üretim sürecinde etkin rol üstlenmesi kararlaştırılmıştı. Ancak güvenlik koşullarının ağırlaşması, iç savaşın ülke geneline yayılması ve saha faaliyetlerinin sürdürülemez hale gelmesi üzerine şirket 2015 yılında projeden çekildi. Rus şirketi, Suriye açıklarında herhangi bir arama kuyusu açamadan faaliyetlerini sonlandırdı.
ENERJİNİN GELECEĞİ
Analistlere göre Chevron ve Katar merkezli şirketlerle imzalanan yeni mutabakat, bu nedenle Rusya’nın yarım bıraktığı açık deniz arama sürecinin farklı ortaklar ve yeni bir siyasi denklem üzerinden yeniden başlatılması anlamına geliyor. Suriye’nin karadaki kanıtlanmış petrol rezervlerinin yaklaşık 2,5 milyar varil olduğu tahmin edilirken, ülkenin doğalgaz rezervlerine ilişkin en yaygın uluslararası tahmin yaklaşık 240 milyar metreküp seviyesinde bulunuyor. Ancak söz konusu rakamlar ağırlıklı olarak ülkenin doğusunda yer alan ve uzun yıllardır bilinen kara sahalarını kapsıyor. Suriye’nin Doğu Akdeniz’deki karasuları ve münhasır ekonomik bölge iddiaları içerisinde ne kadar petrol ya da doğalgaz bulunduğuna ilişkin doğrulanmış bir veri ise henüz bulunmuyor.
YENİ KORİDORLAR
Stratejistler ise Suriye’nin attığı adımı yorumlarken, "Doğu Akdeniz’de enerji alanında yeni ortaklıkların ve siyasi blokların oluşturulmaya çalışıldığı bir döneme denk geldi" ifadesini kullanıyorlar. ABD, İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Haziran 2026’da Houston’da Doğu Akdeniz Enerji Merkezi’nin kurulmasına ilişkin anlaşmayı imzalamasıan özellikle dikkat çekiliyor.
ASIL HEDEF KAYNAKLAR
Uzmanlar ise Doğu Akdeniz’de şekillenen yeni altyapı yapılanması yalnızca petrol ve doğalgaz arama faaliyetleriyle de sınırlı olmadığının altını çiziyorlar. İklim değişikliği, artan sıcaklıklar, uzun süreli kuraklık, hızlı nüfus artışı ve şehirleşme, Ortadoğu ülkelerinin su ihtiyacını da giderek büyüttüğü belirtilirken, bu durumun deniz suyunun arıtılmasını enerji yatırımları kadar stratejik bir başlık haline getirdiği vurgulanıyor.
ENERJİ İÇİN SU
Su Politikaları Uzmanı Dursun Yıldız, Dünya Bankası ve Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü verilerine dikkat çekerek, şunları söylüyor: "Suriye, Ürdün, Lübnan, İsrail, Irak ve Filistin topraklarının önemli bölümü; Fırat-Dicle sistemi, Asi Nehri, Ürdün Nehri havzası, yer altı su kaynakları ve sınır aşan su sistemlerine bağımlı durumda. Yağışların azalması ve yer altı su rezervlerinin gerilemesi, bölgedeki enerji ve su güvenliğini birbirinden ayrı düşünülemeyecek iki stratejik mesele haline getiriyor."
İSRAİL'İN ÇOKLU HEDEFİ
"İsrail hükümeti, artan nüfus ve kuraklık riskine karşı deniz suyunun arıtılmasını uzun vadeli su politikasının merkezine yerleştirdi. Haziran 2026’da onaylanan plana göre ülkenin deniz suyu arıtma kapasitesinin 2050’ye kadar yılda 2,3 milyar metreküpe, 2075’e kadar ise 2,75 milyar metreküpe çıkarılması hedefleniyor. Bu çerçevede Doğu Akdeniz kıyılarında kurulacak doğalgaz üretim tesisleri, deniz suyu arıtma merkezleri, elektrik bağlantıları, limanlar ve boru hatları, birbirini tamamlayan bölgesel altyapı yatırımları olarak görülüyor. Enerji kaynaklarının işletilmesi için suya, deniz suyunun arıtılması için ise kesintisiz ve düşük maliyetli enerjiye ihtiyaç duyulması, bölgedeki rekabetin kapsamını genişletiyor. Suriye’nin Chevron ve Katarlı yatırımcılarla başlattığı yeni arama süreci de bu nedenle yalnızca açık denizlerde petrol ve doğalgaz bulunmasına yönelik bir girişim olarak görülmemeli."
[email protected]
Kaynak: Web Özel