Ana içeriğe geç

Aradığınız Kahraman’a ulaşılamıyor

Dün akşam fiziği bize benzeyen, senin benim gibi bir sürü sıradan oyuncu öyle bir oyun planı ortaya koydu ki mest olduk. Dünyanın en iyi futbolcularını...

Aradığınız Kahraman’a ulaşılamıyor
Gazete Oksijen
16

Dün akşam fiziği bize benzeyen, senin benim gibi bir sürü sıradan oyuncu öyle bir oyun planı ortaya koydu ki mest olduk. Dünyanın en iyi futbolcularını dağıttılar. Favori olmadıkları bir maçın her dakikasına hükmettiler. Takımın yıldızdan büyük olduğunu gösterdiler. Ben futbolsever olsaydım onları ayakta alkışlardım. Alkışladım da… Size de tavsiye ederim.

Ben Fransa’yı tutan bir taraftar olsaydım, çok üzülürdüm. Mahallenin en şık abileri zannederdim takımımı. Dünyanın en yeteneklileri bizde, derdim. İki hamleyle atardık golü. Top önümüze düşsün, ayağımıza otursun yeterdi. Mbappe, Dembele, Olise, Barcola, Doue… Biri parlamalıydı. Bu hep böyledir. Taraftar bütünü görmeyi reddeder. En iyi takım oyununda bile kahramanlarını arar. Oysa futbol bir takım oyunu. Bunu anlatana kadar topu çevirecek gibi duruyor İspanya takımı.

Ben İspanya’da bir tarihçi olsaydım, bugün derste tarihe selam çakardım. 90 yıl önce tam da bugünlerde, Franco ve askerleri İspanya İç Savaşı’nı başlatıyordu. Demokratik cumhuriyeti devirmek için ayaklanmışlardı. Dünyanın karanlık güçleri de arkalarındaydı. Ama işte dünyanın dört bir yanından gelenler sayesinde kolay teslim olmadı Cumhuriyetçiler. Savaş üç yıl sürdü ve dayanışma direnenlerin en büyük gücüydü. Ne zaman ki, o bir aradalık bozuldu, iç bölünmeler birliktelik duygusunu yıprattı, yurtdışından gelmesi gereken destek de kesilince savaş kaybedildi. İşte tarih bir kere daha gösterdi; futbol takım oyunu. Bunu anlayana dek tarih yazacak gibi duruyor İspanya takımı.

Ben klişe Fransız bir spor yazarı olsaydım çok öfkeli olurdum. Didier Deschamps’ın yakasına yapışırdım. Arkadaşım, sen zaten bırakmıyor musun milli takımı? Nedir bu temkinlilik? Neden hala önce sigortaları kontrol derdindesin? Oynadığın mevkiden miras bir takıntı mı bu? Doue neden yok? Cherki sonradan girince olmuyor işte. Kone bu takımın en hızlı geçiş oyuncularından. Niye yedek? Neden salmıyorsun dizginleri? Yanımda oturan İnan Özdemir kılıklı Frankofon bir entelektüel kıl kıl bakardı bana. Hâlâ tek tek oyunculara takılıp kalıyorum diye, bana alaycı, ironik laflar ederdi. Çünkü futbol takım oyunu. Bunu anlayana dek farklı oyunculara gol attıracak gibi duruyor İspanya takımı.

Ben İspanya’da kadroya alınmayan sıradan bir oyuncu olsam canım sıkılırdı. Oysa bu takımda rahatça oynardım. Pedro Porro sahadaysa, Oyarzabal bu takımın forvetiyse, Cucurella harikalar yaratıyorsa, 19’luk Cubarsi zıpkın gibiyse, İngiltere’de sezonun en iyi kalecisi yedek ama Unai Simon kaledeyse, en çok aksayan parça en büyük yıldız adayı Lamine Yamal’sa, ben niye olmayayım ki? Ama içten içe de bilirdim. Bu oyunu basit bir şekilde oynamak için ne zorluklara katlandılar. Kaç yıldır bir arada oynamanın kolaylaştırıcılığı bu. Herkes her seferinde mi doğruyu yapar! Bu ancak çok çalışarak kazanılacak bir his, hatta bir refleks. Çünkü futbol takım oyunu. Bunu anlayana dek antrenman yaptıracak de la Fuente bize.

Ben Fransız bir edebiyatçı olsam bu maçın adını Veba koyardım. Çünkü Fransa’nın yıldızları tek tek parlamaya çalışırken İspanya gösterişsizce ve birlikte çalışmayı öğretti bize. Herkes kendi işini yaptı; doktor doktorluğunu, kaleci kaleciliğini, gönüllü gönüllülüğünü, sıradan insan sıradan iyiliğini... Çünkü futbol takım oyunu. Salgın gibi yayılan şey yetenek değil, doğru yerde durmak olduğunda kazanıyorsunuz. Bunu anlayana dek Camus okutacak bize İspanya.

Ben İspanyol bir yönetmen olsam bu maça Sıradan İnsanlar filminin devam filmi muamelesi yapardım. Çünkü futbol takım oyunu ve mükemmel vücutlar, harika fizikler, bol adaleler olmadan da oynanabiliyor işte. Kahramanların filmi değil, filmin kendisi kahraman.

Ben Fransız bir şarkıcı olsam bu maça atfen Georges Brassens’dan Les Copains d’abord’u yeniden yorumlardım. Çünkü futbol takım oyunu ve teknede küreği aynı anda çekemiyorsan dünyanın en parlak tayfasına sahip olsan ne yazar? Tek tek notalarla değil onların ahengiyle çalınıyor en güzel şarkılar.

Ben İspanyol bir ressam olsam Velázquez’in Prado Müzesi’ndeki Las Meninas’ını bu takıma uyarlardım. Ortaya da Oyarzabal’ı değil, boş alanı koyardım. Çünkü futbol takım oyunu ve İspanya’nın asıl yıldızı hiçbir oyuncusu değil, herkesin birbirine göre pozisyon olma becerisi.

Ben Fransız bir felsefeci olsam kıskançlıkla, bir İtalyanın, Antino Gramsci’nin hapishanesine mektup yazardım. Onun şu sözünü ilk defa bu maçı seyrederken mana kazandı: “Açık havada oynanan insan sadakatinin krallığıdır futbol” derken sadakate yapılan vurgu artık çok net. Olmo, Rodri, Ruiz üçlüsünün birbirine olan bağlılığı şapka çıkarttırır insana. Çünkü futbol takım oyunu ve plana sadakat maharetten önce geliyor.

Hiçbiri olamadım şu dünyada. Ama en azından mutlu oldum. Dün akşam fiziği bana benzeyen, senin benim gibi bir sürü oyuncu, çıktı, öyle bir oyun planı ortaya koydu ki, hepimizi içine dahil etti ve mest olduk. Dünyanın en iyilerini dağıttılar. Favori olmadıkları bir maçın her dakikasına hükmettiler. Rakiplerine kaleyi bulan ilk şut imkanını 81’de verdiler. Maçı kaybedeceklerini hiç hissettirmeden kazandılar.

Ben futbolsever olsaydım, ki öyle olduğumu düşünüyorum, onları ayakta alkışlardım. Alkışladım da…

Size de tavsiye ederim.

Kaynağa Git

İlgili Haberler