Türkiye İstatistik Kurumu Haziran ayı enflasyon rakamlarını açıkladı. TÜİK'in açıkladığı Tüketici fiyat endeksi verilerine göre; Haziran ayında aylık enflasyon yüzde 0,99 son 12 aylık enflasyon ise olarak 32,11 gerçekleşti. Fiyat artış hızında normalleşme sinyalleri güçleniyor ancak vatandaşın cebine ne zaman yansıyacağı merak diliyor.
Ekonomist Dr. Sefer Humar, Tgrthaber.com Özel Haber Şefi Bengü Sarıkuş'un sorularını cevaplayarak açıklanan rakamların piyasaları, marketlerdeki fiyatları ve yatırım dengelerini nasıl değiştireceğini anlattı. Humar; işletmelerin yeni fiyatlama davranışlarını, enflasyonist baskının hanehalkına yansımasını ve 2026 ikinci yarı yatırım rotasını masaya yatırdı.
Açıklanan enflasyon rakamlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ekonomist Dr. Sefer Humar: Haziran ayı enflasyon verisi, ekonomi yönetimi ve piyasa algısı açısından kritik bir eşik olarak karşımıza çıkıyor. Açıklanan 0,99’luk aylık enflasyon ve yüzde 32,11’lik yıllık veri, bize sadece bir rakam seti değil, aynı zamanda sürecin yönüne dair önemli sinyaller veriyor.
Son dönemde uygulanan sıkı para politikası çerçevesinde enflasyonda kademeli bir yavaşlama eğilimi görülüyor. Bu tabloyu tamamen olumsuz okumak doğru olmaz; fiyat artış hızında bir normalleşme sinyali var. Ancak diğer taraftan fiyat seviyesi hâlâ yüksek olduğu için bu iyileşme günlük hayata aynı hızda yansımıyor. Burada bir iyileşme var gibi görünüyor, ancak ne yazık ki bu iyileşme henüz vatandaşın günlük yaşamına tam anlamıyla yansımış değil. Özellikle gıda, kira ve temel ihtiyaç harcamaları tarafında baskı devam ediyor.
Bu çerçevede hem para politikasının etkisini hem de reel sektör davranışlarını birlikte okumak gerekiyor. Çünkü enflasyonla mücadele yalnızca faiz adımlarıyla değil, beklenti yönetimi ve fiyatlama disipliniyle birlikte ilerleyen çok boyutlu bir süreçtir.
Haziran ayı enflasyon verisi açıklandı. TÜİK verilerini piyasa beklentileri ve sizin yılın ilk yarısı için öngördüğünüz rakamlarla kıyasladığınızda nasıl bir tablo çıkıyor? Enflasyonun bu seviyelerde seyretmesi, TCMB’nin mevcut sıkı para politikası duruşunu nasıl etkiler?
Ekonomist Dr. Sefer Humar: Haziran ayı enflasyonunun 0,99 seviyesinde gelmesi ve yıllık enflasyonun 32,11 olarak gerçekleşmesi, piyasa beklentileriyle kıyaslandığında görece daha ılımlı bir tabloya işaret ediyor. Aylık bazda enflasyonda belirgin bir yavaşlama var ve bu durum dezenflasyon sürecinin tamamen olmasa da kademeli şekilde devam ettiğini gösteriyor. Ancak burada asıl önemli nokta yön kadar seviyedir; enflasyon hâlâ yüksek bir bantta seyretmeye devam ediyor.
Merkez Bankası’nın mevcut sıkı para politikası duruşu açısından bu veri bir gevşeme sinyali üretmez. Aksine, para politikasındaki sıkılığın korunması, beklentilerin kalıcı şekilde aşağı çekilmesi açısından kritik önem taşımaya devam ediyor. Çünkü tek bir aylık veri değil, trendin sürekliliği belirleyici olacaktır.
ENFLASYON İÇİN KIRILMA NOKTASI
İşletmelerin ikinci yarıdaki 'fiyatlama davranışlarında' bu veriden sonra nasıl bir revizyon bekliyorsunuz?
Ekonomist Dr. Sefer Humar: İşletmeler tarafında ikinci yarıya girerken daha temkinli ve seçici bir fiyatlama davranışı öne çıkacaktır. Çünkü şirketler artık yalnızca maliyet baskısını değil, aynı zamanda talep tarafındaki yavaşlamayı da daha net görmeye başladı.
Bu durum, genel fiyat artışları yerine segment bazlı ve daha kontrollü fiyatlama stratejilerine geçişi beraberinde getirebilir. Yani her ürün grubuna aynı oranda zam yapılması yerine, talep elastikiyetine göre farklılaşan bir fiyatlama dönemi görebiliriz. Bu da enflasyonun ataleti açısından önemli bir kırılma noktası olabilir.
TEK GÜVENLİ LİMAN DÖNEMİ BİTTİ
Yılın ilk yarısını geride bıraktık. Hem küresel manipülasyon risklerini hem de içerideki enflasyonist baskıyı göz önüne aldığınızda, yatırımcılar için 2026'nın ikinci yarısında 'en güvenli liman' hangisi olacak?
Ekonomist Dr. Sefer Humar: 2026’nın ikinci yarısına girerken yatırım kararlarını yalnızca iç dinamiklerle değil, küresel risklerle birlikte değerlendirmek gerekiyor. Jeopolitik gelişmeler, küresel faiz döngüsü ve sermaye akımlarındaki oynaklık yatırım ortamını daha karmaşık hale getiriyor.
Bu çerçevede “tek bir güvenli liman”dan ziyade, dengeli ve çeşitlendirilmiş portföy yaklaşımı daha doğru bir strateji olarak öne çıkıyor. TL bazlı varlıklarda reel getiri potansiyeli devam ettiği sürece sabit getirili enstrümanlar önemini korurken, seçici hisse senedi pozisyonları ve döviz bazlı dengeleyici araçlar da portföylerde yer almaya devam edecektir.
Özetle güvenli liman tek bir varlık değil; doğru kurgulanmış, riskleri dengelenmiş bir portföy yapısıdır. Ancak tüm bu tabloya rağmen, enflasyonun beklentilere kıyasla düşüş eğiliminde henüz yeterli bir performans sergilediğini söylemek de güçtür. Süreç yön olarak doğru olsa da hız ve kalıcılık açısından hâlâ soru işaretleri barındırmaktadır.