Ana içeriğe geç

Yargıda yapay zeka dönemi: Av. Mehmet Ali Köksal'dan hukuktaki devrim için kritik uyarı

Yargı kararları artık sadece insan vicdanına değil, dijital kodlara da emanet. Bilirkişi raporlarında yapay zeka devrimi 'hukuki güvenlik' için bir tehdit mi? Tgrthaber.com Özel Haber Şefi Bengü Sarıkuş'un sorularını cevaplayan Avukat Mehmet Ali Köksal, yapay zekanın adalet sistemindeki bilinmeyenlerini masaya yatırdı.

Yargıda yapay zeka dönemi: Av. Mehmet Ali Köksal'dan hukuktaki devrim için kritik uyarı
TGRT Haber
16

Yapay zekanın yargı süreçlerine dahil olması, hukuk dünyasında köklü bir dönüşümü beraberinde getiriyor. Bu entegrasyon, hukuki güvenliği "algoritmik şeffaflık" ilkesiyle yeniden şekillendirirken; rutin işleri de hızlandıracak.

Mahkemelerde 'yapay zeka' dönemi başladı. Hatalı karar riskinden gerekçeli karar hakkına kadar, adaletin geleceğini şekillendiren kritik eşik geçildi. Yargı kararları artık sadece insan vicdanına değil, dijital kodlara da emanet edilecek. Peki bilirkişi raporlarında yapay zeka devrimi 'hukuki güvenlik' için bir tehdit mi? Tgrthaber.com Özel Haber Şefi Bengü Sarıkuş'un sorularını cevaplayan Avukat Mehmet Ali Köksal, yapay zekanın adalet sistemindeki bilinmeyenlerini masaya yatırdı.

Fakat bu boyutta, adalete erişim eşitsizliği yaşanabilir mi? Yapay zeka sistemleri bir "nihai karar verici" olabilir mi? Bir hukuki süreçte insanın empati yeteneğinin önemi nedir? İşte detaylar...

GEREKÇELİ KARAR HAKKINDA RİSK

Yargı kararlarında yapay zekanın artan kullanımı sizce “hukuki güvenlik” kavramını nasıl dönüştürecek?

Avukat Mehmet Ali Köksal: Hukuki güvenlik, en yalın haliyle öngörülebilirlik demektir: Vatandaş, hangi davranışın hangi hukuki sonucu doğuracağını önceden bilebilmelidir. Milyonlarca içtihadı saniyeler içinde analiz edebilen sistemler, benzer uyuşmazlıklarda benzer sonuçların çıkmasına katkı sunarak bu öngörülebilirliği güçlendirebilir. Ancak aynı teknoloji, kararların açıklanamayan algoritmik çıktılara yaslanması riskini de beraberinde getiriyor ve bu risk, doğrudan gerekçeli karar hakkına dokunuyor.

Anayasamızın 141. maddesi ve adil yargılanma hakkı gereği her yargı kararı gerekçeli olmak zorundadır. Yapay zeka yargı sürecine dahil olduğunda bu hakkın kapsamı da genişlemelidir: Gerekçede artık sürecin hangi aşamasında yapay zekadan yararlanıldığı, hangi sistemin kullanıldığı, çıktının neye dayandığı ve hâkimin bu çıktıyı hangi süzgeçten geçirerek benimsediği ya da reddettiği de açıklanmalıdır. Bunun doğal sonucu olarak yapay zekanın ürettiği hiçbir metin “nihai karar” olamaz; olsa olsa insani denetime sunulacak bir taslak olabilir. Bu da nezaketen tercihe bırakılmış bir konu olarak değil, hukuken aranan bir geçerlilik şartı olarak düzenlenmelidir.

Örneğin hâkim, bilirkişi raporuna rağmen bir davayı raporun aleyhine kabul veya reddederken nasıl gerekçe yazması gerekiyorsa, yapay zekanın ürettiği taslağı kabul veya reddederken de gerekçesini açıklamalıdır. Elbette kabul durumunda gerekçenin daha kısa olması normaldir. Özetle hukuki güvenlik kavramı artık yalnızca normların değil, yargıda kullanılan teknolojinin de öngörülebilir, açıklanabilir ve denetlenebilir olmasını kapsayacak şekilde dönüşecek. “Algoritmik şeffaflık”, hukuki güvenliğin yeni bileşeni olarak karşımıza çıkacak.

GEÇMİŞİN HATA VE ÖNYARGILARINI GELECEĞE TAŞIYABİLİR

Yapay zeka sistemlerinin veriye dayalı kararları, hukuk sisteminin nasıl evrilmesine neden olur?

Avukat Mehmet Ali Köksal: Kısa vadede etkiyi verimlilikte göreceğiz: dosya özetleme, içtihat taraması, bilirkişilik süreçlerine teknik destek. Nitekim 2026 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı’nda da yargıda karar destek sistemlerinin güçlendirileceği ve yapay zeka temelli öneri sistemlerinin geliştirileceği açıkça yer alıyor. Yani bu evrim bir öngörü değil, yürüyen bir süreç.

Ancak dikkat edilmesi gereken nokta şu: Veriye dayalı sistemler geçmiş verilerle beslenir ve geçmişin hatalarını, önyargılarını geleceğe taşıma riski barındırır. Oysa hukuk, sadece geçmiş verilerin istatistiği değildir; toplumsal dinamiklere, etiğe ve vicdana dayanır.

Hakkaniyet ve somut olay adaleti istatistiğe indirgenemez. Sistem, salt veri odaklı bir mekanizmaya dönüşürse donuklaşır; içtihat geçmişin tekrarına hapsolur ve hukukun toplumla birlikte evrilen canlı karakteri zayıflar. Bu yüzden asıl evrimi hâkimin rolünde göreceğiz: Rutin veri işleme yükü makineye devredildikçe hâkimin ağırlık merkezi, değer tartımına ve vicdani kanaate kayacak. Usul hukukumuz da yapay zeka çıktılarının delil değeri ve bunlara itiraz yolları gibi yeni kurumlar geliştirmek zorunda kalacak.

HER VATANDAŞ İÇİN ADALETE EŞİT ERİŞİM HAKKI OLACAK MI?

Yapay zeka araçlarına ve hukuki danışmanlığa erişimi olan taraf ile bu imkâna sahip olmayan vatandaş arasında nasıl bir denge olacak?

Avukat Mehmet Ali Köksal: Bu, sorularınız arasında beni en çok düşündüren konu. Adil yargılanma hakkının temel unsurlarından biri silahların eşitliğidir. Mevcut durumda bile ekonomik açıdan zayıf tarafların güçlü kurumsal taraflar karşısında zaten bir dezavantajı varken, gelişmiş yapay zeka araçlarıyla donatılmış son derece yetkin hukuk profesyonelleriyle bireysel vatandaşın baş etmesi daha da zorlaşacaktır. Yani vatandaş güçlü yapay zeka araçlarına erişim imkânından yoksun kalırsa, makas tehlikeli biçimde daha fazla açılır ve “adalete erişim” sorunu, “algoritmaya erişim” eşitsizliğiyle çarpanlı bir hale dönüşür.

Ama tablonun umut veren tarafı da var: Yapay zeka, hukuki bilgiye erişimin maliyetini tarihte görülmedik ölçüde düşürüyor. Sadece temel bazı dijital erişim imkânlarına sahip bir vatandaş, bugün temel haklarını dakikalar içinde öğrenebiliyor. Ama bu dengenin kendiliğinden kurulmasını beklememiz doğru olmaz.

Sosyal bir hukuk devletinde adli yardım sisteminin yapay zeka araçlarını kapsayacak şekilde güncellenmesi, baroların ve devletin vatandaşa açık, güvenilir araçları hızla kullanıma sunması gerekiyor. Doğru kamu politikası ve yapay zekanın doğru kullanımıyla bu teknoloji, adalete erişim eşitsizliğini büyüten değil, kapatan bir güç olabilir.

3 Temmuz 2026 tarihinde basına yansıyan İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin yapay zeka destekli bilirkişi raporunu yeterli bulması olayını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Avukat Mehmet Ali Köksal: Bu karar Türk yargısı için önemli bir eşik; ancak doğru okumak kaydıyla. Somut olayda bilirkişi, kaza fotoğraflarını ve aracın durumunu yapay zeka motorlarına inceleterek hasar analizi yapmış, mahkeme de raporu bilimsel yöntemlere uygun ve hükme esas alınabilir nitelikte bulmuştur.

Yapay zeka destekli bilirkişi raporunu esas alan bu kararı incelediğimizde, yapay zekanın teknik hesaplamaları ve karmaşık veri analizlerini hızlandırdığını görüyoruz; ama raporun altına imzayı atan, sorumluluğu üstlenen ve o analizi kendi teknik bilgisiyle teknik ve kısmen hukuki süzgeçten geçiren yine bir insan bilirkişidir. Aynı şekilde nihai hukuki değerlendirme de hâkimde kalmıştır. Dolayısıyla mahkemenin bu raporu yeterli bulması, yapay zekanın hâkimin veya bilirkişinin yerine geçtiği anlamına gelmez; gelmemelidir.

Bu yönüyle karar, teknolojiyi reddetmek yerine denetimli biçimde yargı sürecine dahil eden gerçekçi bir yaklaşımı yansıtıyor. Bununla birlikte kararın görünür kıldığı boşluklar da var: Hangi model kullanıldı, hata payı neydi, karşı taraf bu analizi hangi araçlarla test edip itiraz edebilir?

Bilirkişinin yapay zeka kullanımını raporda açıkça beyan etmesi, kullanılan sistemin ve yöntemin şeffaf olması, çıktının doğrulanabilir olması gibi standartlar henüz düzenlenmiş değil. Bu gelişme, bilirkişilik kurumunun standartlarını yükseltmek ve yapay zeka kullanımının sınırlarını çizmek adına acilen yasal düzenleme yapılması gerektiğinin en somut kanıtıdır. Bu kararı bir varış noktası değil, kural koyma çağrısı olarak okumak gerekir.

Bu süreçte “hata payı” ve “denetlenebilirlik” konusunda düşünceniz nedir?

Avukat Mehmet Ali Köksal: Öncelikle dürüst olalım: Hata payı yapay zekaya özgü değildir; insan bilirkişi de, insan hâkim de hata yapar. Ancak yapay zekanın kendine özgü hata türleri var: “Halüsinasyon” dediğimiz uydurma veri üretme veya yanlış korelasyonlar kurma payı her zaman mevcuttur.

Tıpta hata payı can alırken, hukukta özgürlük ve mülkiyet haklarını yok edebilir. Bu nedenle hukukta “sıfır hata payı” hedeflense de, asıl kritik olan olası hataların yönetimidir. Üstelik yapay zeka hatası, “otomasyon yanlılığı” nedeniyle ek bir risk taşır: Makinenin söylediğine, sırf makine söylediği için daha az sorgulanarak itibar edilmesi.

İnsan hatasını yönetmek için asırlardır rafine ettiğimiz itiraz, ek rapor ve kanun yolu mekanizmalarının yapay zeka çıktıları için de işletilebilir olması şarttır. Denetlenebilirlik konusunda anahtar kavram “Açıklanabilir Yapay Zeka” (Explainable AI - XAI).

Bir yapay zeka aracı, ulaştığı sonucu hangi kanun maddesine, hangi Yargıtay içtihadına, hangi veriye dayandırdığını adım adım açıklayabilmelidir. Bunun etrafında üç ilke daha aranmalı: Yargı sürecinde yapay zeka kullanıldıysa bu, raporda ve gerekçede açıkça beyan edilmeli; taraflara bu çıktıyı test etme ve çürütme imkânı tanınmalı; son söz her zaman insanda kalmalıdır.

Ayrıca hukuki sorumluluk zinciri net olmalıdır: Yapay zekanın hatasından kim sorumlu? Geliştirici mi, veriyi sağlayan mı, yoksa o çıktıya güvenerek karar veren uzman mı? Hukuk doktrini olarak net duruşumuz, nihai kararı onaylayan insanın — bilirkişinin veya hâkimin — hukuki ve cezai sorumluluğunun devam etmesi yönündedir. Avrupa Birliği’nin Yapay Zeka Tüzüğü’nün adaletin idaresinde kullanılan sistemleri “yüksek riskli” kategoride sayması ve Avrupa Konseyi CEPEJ Etik Şartı’nın “kullanıcı kontrolü” ilkesi de bu çerçeveyi doğruluyor.

İnsan unsuru ile makine hızının, uzlaşma kültürünü artırabileceğini düşünüyor musunuz?

Avukat Mehmet Ali Köksal: Kesinlikle evet; hatta yapay zekanın hukuka en büyük ve en hızlı katkısının arabuluculuk ve uzlaştırma gibi alternatif uyuşmazlık çözümleri alanında olacağına inanıyorum. İnsanlar genellikle davaların ne kadar süreceğini ve risklerini tam öngöremedikleri için, gerçekçi olmayan beklentilerle ve çoğu zaman inatlaşarak yargı yolunu seçerler. Makine hızı ve veri analitiği sayesinde taraflara daha uyuşmazlığın başında, “Benzer 10 bin davada mahkemelerin %85 oranında şu yönde karar verdiği, davanın ortalama 3 yıl süreceği ve maliyetinin şu olacağı” gibi objektif, net ve rasyonel simülasyonlar sunulabilir. Bu gerçekçi risk analizini gören taraflar, yıllarca sürecek bir dava yerine hızlı ve optimize edilmiş bir sulh yolunu çok daha kolay tercih edecektir. Ancak insan unsuru burada süs değil, kurucu unsurdur. Uzlaşma bir matematik işlemi değil, bir güven inşasıdır; dinlenildiğini hissetmek, bir özür, itibarın iadesi gibi hiçbir algoritmanın ölçemeyeceği unsurlar barındırır. İdeal kurgu şudur: Makine hızı veriyi ve öngörüyü sağlasın, insan empatiyi ve güveni kursun. Bu ikisini doğru harmanlayabilirsek yalnızca yargı yükünü azaltmakla kalmayız; toplumsal uzlaşma kültürünü besler, dava toplumundan uzlaşı toplumuna geçişi hızlandırabiliriz.

Kaynağa Git

İlgili Haberler