Kalp krizinin sadece filmlerdeki gibi göğsü tutup yere yığılarak geliştiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Kitaplarda anlatılan klasik "göğüs ağrısı" her zaman kalp krizinin habercisi olmayabilir. Özellikle kadınlarda ani yorgunluk, açıklanamayan bir huzursuzluk hissi ve mide bölgesindeki baskı, hayati bir tehlikeyi işaret ediyor olabilir. Kardiyoloji Uzmanı Türker Pabuçcu, aslında yıllarca sessizce gelişen bu tablonun, vücudumuzun verdiği küçük sinyallerle başladığını belirtti.
Peki kalp krizi geçirdiğimizi nasıl anlayabiliriz? Koronavirüs aşılarından sonra kalp krizi riski arttı mı? Hobi olarak futbol oynayan kişiler neden sıklıkla kalp krizinden hayatını kaybediyor? Sosyal medyada @kalpci.doktor hesabıyla tanınan Kardiyoloji Uzmanı Dr. Türker Pabuçcu, Tgrthaber.com Özel Haber Şefi Bengü Sarıkuş'un sorularını cevaplayarak hayati bilgiler verdi.
Son dönemde toplumda koronavirüs aşılarının kalp krizi vakalarında bir artışa neden olduğu yönünde yaygın bir kanaat oluştu. Aşı sonrası kalp kası veya zarı iltihabı gibi durumlar tartışıldı; ancak bunların kalp kriziyle doğrudan bağı var mı?
Kardiyoloji Uzmanı Türker Pabuçcu: Toplumdaki bu sorgulamanın son derece doğal olduğunu düşünüyorum. Sonuçta pandemi döneminde milyonlarca insan kısa süre içerisinde aşılandı ve birçok kişi aşı olduktan sonra yaşadığı sağlık sorunlarını doğal olarak aşıyla ilişkilendirdi. Hatta aşı olduğu gün veya takip eden günlerde kalp krizi geçiren kişiler de oldu. Bu nedenle insanların “Acaba bir bağlantı olabilir mi?” sorusunu sormasını yersiz bulmuyorum.
Ancak burada dikkat etmemiz gereken nokta şu: Bir olayın aşıdan sonra meydana gelmesi, mutlaka aşı nedeniyle meydana geldiği anlamına gelmez. Özellikle milyonlarca kişinin aynı dönemde aşılandığı bir süreçte, normal şartlarda da görülmesi beklenen bazı kalp krizi vakalarının zaman olarak aşılamaya denk gelmesi kaçınılmazdı.
Bilim insanları da zaten bu soruyu yıllardır araştırdı. Yayınlanan büyük gözlemsel çalışmalar ve meta-analizlerde, toplum genelinde değerlendirildiğinde Covid aşılarının kalp krizi sıklığını artırdığına dair güçlü ve tutarlı bir kanıt ortaya konulamadı. Buna karşın aşı sonrası nadir de olsa kalp kası iltihabı ve kalp zarı iltihabı gibi durumlar bildirildi ve bunlar bilimsel olarak açık şekilde tartışıldı.
KALP KRİZİNİN TEMEL SEBEPLERİ HEP AYNI
Bence bugün artık tartışmayı biraz daha geniş bir perspektiften değerlendirmemiz gerekiyor. Aradan yıllar geçti. Kalp krizlerinin temel nedenleri değişmedi. Hala sigara, yüksek tansiyon, diyabet, hareketsizlik, fazla kilo, kötü beslenme alışkanlıkları, yetersiz uyku ve kronik stres kalp damar hastalıklarının en önemli belirleyicileri olmaya devam ediyor.
Pandemi döneminde gözden kaçan önemli bir nokta da şuydu: İnsanlar daha az hareket etti, daha fazla kilo aldı ve işlenmiş gıda tüketimi arttı. Kalp sağlığı açısından uzun vadede bunların etkisi, üzerinde çok daha fazla konuşmamız gereken bir konu haline geldi.
Dolayısıyla bugün geldiğimiz noktada, geçmişteki tartışmaları tamamen yok saymadan ama onlara da takılıp kalmadan ilerlemek gerekiyor. Kalp sağlığımızı korumak istiyorsak enerjimizi daha çok kontrol edebildiğimiz risk faktörlerine yöneltmeliyiz. Çünkü kalp krizlerinin büyük çoğunluğu hala yaşam tarzı ile ilişkili nedenlerden kaynaklanıyor.
Maç esnasında veya antrenmanlarda hem profesyonel futbolcuların hem de hobi olarak futbol oynayan yetişkinlerin ani ölümlerini görüyoruz. Bu artışın görünen/görünmeyen sebepleri nelerdir?
Kardiyoloji Uzmanı Türker Pabuçcu: Bu gerçekten çok önemli bir konu. Öncelikle şunu söylemek gerekir; ani ölüm vakalarının sayısının arttığı yönünde toplumda güçlü bir algı var. Ancak bu artışın ne kadarının gerçek artış, ne kadarının sosyal medya ve haber görünürlüğündeki artıştan kaynaklandığını net olarak ayırmak gerekiyor.
Buna rağmen futbol sahalarında yaşanan ani ölümler bize çok önemli bir gerçeği hatırlatıyor: İnsan vücudu bazen yıllarca sessiz kalan bir kalp hastalığını en çok yoğun efor sırasında ortaya çıkarır.
Profesyonel sporcularda en sık nedenlerden biri doğuştan gelen ve uzun süre belirti vermeyen kalp kası hastalıklarıdır. Hobi amaçlı futbol oynayan 35-40 yaş üzerindeki kişilerde ise tablo biraz farklıdır. Burada çoğu zaman altta yatan damar sertliği ve fark edilmemiş koroner arter hastalığı ön plana çıkar. Kişi günlük hayatında hiçbir şikayet yaşamazken, hafta sonu arkadaşlarıyla yaptığı 60 dakikalık yüksek tempolu maç sırasında kalbin oksijen ihtiyacı birden artar ve yıllardır sessiz duran damar darlığı ölümcül hale gelebilir.
Benim özellikle dikkat çekmek istediğim nokta şu: Birçok kişi futbolu bir spor değil, bir eğlence aktivitesi gibi görüyor. Oysa özellikle halı saha maçlarında kalp bazen dakikalar içinde istirahatteki seviyesinin 3-4 katı kadar çalışmak zorunda kalabiliyor. Yani masa başında çalışan, fazla kilosu olan, sigara kullanan ve yıl boyunca spor yapmayan bir kişinin cuma akşamı çıkıp gençlik yıllarındaki performansıyla futbol oynamaya çalışması kalbi ciddi şekilde zorlayabiliyor.
Görünmeyen nedenlerden biri de düzensiz yaşam tarzı. Yetersiz uyku, yoğun stres, aşırı kafein tüketimi, sigara ve bilinçsiz kullanılan takviyeler ritim bozukluğu riskini artırabiliyor. Kişi maçtan önce hiçbir şey hissetmezken ilk belirti maalesef bayılma veya ani ölüm olabiliyor.
Burada ilginç bir örnek vermek isterim. Bir otomobili bir yıl boyunca garajda bekletip sonra aniden son sürat otoyola çıkarmaya çalışırsanız motorun zorlanması sizi şaşırtmaz. Kalp de benzer şekilde düzenli antrenmanla hazırlanmadığında ani ve yoğun yüklenmeleri her zaman tolere edemeyebilir.
Bu nedenle özellikle 35 yaş üzerindeki bireylerin, ailesinde erken yaşta kalp hastalığı bulunanların, sigara kullananların, hipertansiyon, kolesterol yüksekliği veya diyabeti olanların düzenli futbol oynamaya başlamadan önce kardiyolojik değerlendirmeden geçmelerini öneriyoruz. Çünkü birçok ani ölüm vakasında sorun maç sırasında başlamıyor; aslında yıllar önce başlamış oluyor, sadece sahada görünür hale geliyor.
Kalp sağlığını korumanın 'altın kuralları' nelerdir?
Kardiyoloji Uzmanı Türker Pabuçcu: Kalp sağlığını korumak aslında düşündüğümüz kadar karmaşık değil. Sorun şu ki insanlar kalp krizini çoğu zaman tek bir nedene bağlamaya çalışıyor. Oysa kalp damar hastalıkları yıllar içinde oluşuyor ve günlük hayatımızdaki küçük alışkanlıkların birikimiyle şekilleniyor.
EN ÖNEMLİSİ: DAHA FAZLA HAREKET
Bugün bana kalbinizi korumak için yapabileceğiniz en önemli şey nedir diye sorarsanız, cevabım net olarak daha fazla hareket etmek olur. Çünkü insan bedeni ve kalbi gün boyu sandalye üzerinde oturmak için tasarlanmadı. Düzenli yürüyüş yapan kişilerde kalp damar hastalığı riskinin belirgin şekilde daha düşük olduğunu biliyoruz.
İnsanların çoğu tartıdaki rakama odaklanıyor ama ben muayenehanede ilk olarak bel çevresine bakıyorum. Çünkü göbek bölgesinde biriken yağ dokusu sadece estetik bir konu değil, aynı zamanda kalp damar hastalıklarının da en önemli habercilerinden biri.
Az bilinen ama çok önemli bir başka konu da uyku. Kalp gündüz çalışır, gece ise adeta kendini onarır. Horlayan, uykuda nefesi duran veya sabah dinlenmeden uyanan kişilerde yüksek tansiyon, ritim bozukluğu ve kalp krizi riski belirgin şekilde artabiliyor. Bazen yıllardır fark edilmeyen bir uyku apnesi, yüksek kolesterolden daha büyük bir tehdit haline gelebiliyor.
DİŞ FIRÇALAMAK KALP KRİZİNİ ÖNLÜYOR MU?
Diş eti sağlığı da çoğu kişinin aklına gelmez. Oysa ağız içindeki kronik iltihaplar damar duvarlarında istenmeyen süreçleri tetikleyebiliyor. Hastalarıma bazen şunu söylüyorum: Kalbinize yaptığınız en önemli iyiliklerden biri de düzenli diş fırçalamaktır.
Elbette kalp sağlığını tehdit eden unsurların başında hala sigara, hareketsizlik, işlenmiş gıdalar, kronik stres, fazla kilo, yüksek tansiyon ve diyabet geliyor. Açık konuşmak gerekirse, bugün kalp krizlerinin büyük çoğunluğu genetik kaderden çok yaşam tarzının bir sonucudur.
Belki de verilebilecek en önemli mesaj şu: Kalp krizi genellikle aniden ortaya çıkmaz. Yıllarca sessizce gelişir. Biz doğal olarak hep sonucu görüp yani kalp krizi tablosuna odaklanıp asıl geçmiş hikayeyi gözden kaçırabiliyoruz ; hikaye aslında çok daha önce başlamış oluyor . Bu nedenle kalbi korumak, kriz anında yapılacaklardan çok, kriz hiç yaşanmadan yıllar önce alınan kararlarla ilgilidir.
Kalp krizi için belirtiler nelerdir ve kişi bir kriz anında vücudundan gelen hangi mesajı asla ihmal etmemelidir?
Kardiyoloji Uzmanı Türker Pabuçcu: Kalp krizi denildiğinde insanların aklına genellikle filmlerde gördüğümüz sahneler geliyor; kişi göğsünü tutuyor, yere yığılıyor ve herkes bunun kalp krizi olduğunu anlıyor. Gerçek hayatta ise tablo her zaman böyle olmuyor.
Evet, göğsün ortasında baskı, sıkışma, ezilme veya ağırlık hissi en tipik belirtidir. Hastalar bunu çoğu zaman “göğsüme biri oturmuş gibi”, “göğsümün üzerinde bir yük varmış gibi” ya da “göğsüm mengene ile sıkılıyor gibi” tarif eder. Ağrı veya baskı hissi sol kola, iki kola birden, omuza, sırta, boyna, çeneye hatta bazen dişlere kadar yayılabilir.
Önemli bir ipucu da şudur: Kalp kaynaklı şikayetler sıklıkla eforla ortaya çıkar veya belirginleşir. Merdiven çıkarken, yokuş yürürken, ağır bir yük taşırken ya da hızlı yürürken başlayan göğüs baskısı bizi özellikle düşündürür. Hatta bazı kişilerde belirtiler yoğun bir yemekten sonra ortaya çıkar. Çünkü yemek sonrasında sindirim sistemi de ciddi miktarda kan akımı talep eder. Özellikle ağır bir akşam yemeğinin ardından yürüyüşe çıkan veya fiziksel efor gösteren kişilerde kalbin iş yükü artabilir ve altta yatan damar darlıkları ilk kez bu sırada belirti verebilir.
Kadınlarda ise tablo bazen çok daha farklı olabilir. Kitaplarda anlatılan klasik göğüs ağrısı her zaman görülmeyebilir. Bazı kadınlar kalp krizini göğüs ağrısından çok ani gelişen nefes darlığı, olağan dışı yorgunluk, sırt ağrısı, kürek kemikleri arasında baskı hissi, mide bölgesinde yanma veya baskı, bulantı, kusma ya da soğuk terleme şeklinde yaşayabilir. Hatta bazı kadın hastalarımız geriye dönüp baktıklarında “Birkaç gün boyunca kendimi normalden çok daha bitkin hissetmiştim” diye anlatırlar.
Bu nedenle özellikle kadınlarda, diyabet hastalarında ve ileri yaş grubunda sadece göğüs ağrısına odaklanmak yanıltıcı olabilir. Vücudun verdiği diğer sinyalleri de dikkate almak gerekir. Yani bazen ağrıdan önce açıklanamayan bir huzursuzluk hissi, ani bir halsizlik veya kişinin tarif etmekte zorlandığı bir kötüleşme hissi ortaya çıkabilir. Hastaların sık kullandığı ifadelerden biri de “İçime kötü bir his çöktü” cümlesidir.
Benim özellikle söylemek istediğim şey şu: Daha önce yaşamadığınız, birkaç dakika içinde geçmeyen, sizi durup dinlenmeye zorlayan ve “Bu normal değil” dedirten bir göğüs baskısını asla ihmal etmeyin. Özellikle bu şikayet eforla ortaya çıkıyor, dinlenince azalıyor veya nefes darlığı, soğuk terleme, bulantı gibi belirtiler eşlik ediyorsa mutlaka ciddiye alınmalıdır.
Kalp krizinde yapılan en büyük hata beklemektir. İnsanlar bunu mide sorunu, reflü, gaz sancısı veya kas ağrısı sanarak saatlerce evde oyalanabiliyor. Oysa kalp krizinde adeta zamanla yarışmamız gerekir çünkü ne kadar hızlı müdahale edilirse kalbin oksijensiz kalma ihtimalini ve kişide ileride bu kriz kaynaklı gelişebilecek kalp yetmezliği tablosunu engellemiş oluruz.
Neyse ki bugün kalp hastalıkları konusunda geçmişe göre çok daha güçlü imkanlara sahibiz. Kalp krizine neden olan tıkalı damarları dakikalar içinde açabiliyor, birçok hastayı normal yaşamına ertesi gün geri döndürebiliyor ve risk altındaki kişileri daha kriz yaşanmadan tespit edebiliyoruz. Koruyucu kardiyoloji alanında da son yıllarda önemli ilerlemeler yaşandı. Bu nedenle kalp krizi artık çaresiz bir kader olarak görülmemeli yeter ki sağlık okuryazarlığımız artsın bu konuda daha çok bilinçlenelim . Bu nedenle bu söyleşi için de size teşekkür etmek isterim; umarım kalp sağlığı konusunda naçizane bir farkındalık oluşturmuşuzdur.