Washington, artık tek bir enerji koridoruna güvenmek yerine, birbirini tamamlayan çok sayıda alternatif oluşturup, hepsini bizzat kontrol etmek istiyor. Bu kontrol kimi zaman İran savaşında olduğu gibi askeri güçle, kimi zaman ise kendisine yakın duran/duracak hükümet aracılığıyla...

ABD’nin küresel politikalarına ilişkin ilk ipuçları son dönemde hep ABD’nin Türkiye Büyükelçisi, aynı zamanda Başkan Trump’ın Irak ve Suriye temsilcisi Tom Barrack’tan gelir oldu.
Barrack yaptığı son açıklamada, “Trump’ın yeni paradigması” diyerek Washington’un yeni planlarını ifşa etti;
“Mezopotamya, Levant, Türkiye ve Körfez boyunca uzanan yeni bağlantılar Hürmüz Boğazı’nı kısa süre içinde çok daha az önemli hale getirecek...”
Barrack’ın bahsettiği yeni “paradigma, askeri müdahaleden ekonomik koridorlara, enerji hatlarından özel sektör yatırımlarına uzanan kapsamlı bir jeopolitik dönüşüm planını tarif ediyor. Bu yeni modelin temel hedefi yalnızca İran’ın bölgesel etkisini sınırlandırmak değil. Aynı zamanda Hürmüz Boğazı’nın küresel enerji sistemindeki belirleyici rolünü azaltmak, Rusya’nın enerji gelirlerini baskılamak ve uzun vadede Çin’in enerji güvenliğini daha kırılgan hale getirmek.
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ABD’nin dış politikası askeri üsler, güvenlik anlaşmaları, istihbarat operasyonlarıyla ülkelerin iç politik düzenlerini değiştirmek ve doğrudan askeri müdahaleler üzerine kuruluydu. Trump döneminde ise bunun yerine enerji, altyapı, lojistik ve özel sektör yatırımlarını merkeze alan yeni bir model şekilleniyor.
Barrack’ın yaklaşık 1 trilyon dolar piyasa değerine sahip Amerikan şirketlerinin “diplomasinin öncüsü” olacağını söylemesi de bu nedenle dikkat çekici; Belli ki yeni dönemde Amerikan şirketleri yalnızca yatırımcı değil, aynı zamanda jeopolitik aktör olarak sahaya sürülüyor.
Hürmüz’ü devre dışı bırakma operasyonu
İran savaşının belki de en önemli sonucu, Hürmüz Boğazı’nın küresel enerji güvenliği açısından ne kadar büyük bir kırılganlık oluşturduğunu yeniden göstermesi oldu.
İran’ın boğazı kapatma tehdidi yalnızca petrol fiyatlarını yükseltmedi. Asıl etki, enerji ithalatçısı ülkelerin alternatif güzergâh arayışını hızlandırması oldu.
Bugün Körfez petrolünün önemli bölümü hâlâ Hürmüz’den geçiyor. “Trump’ın yeni paradigması” çerçevesinde üzerinde çalışılan yeni projeler bu bağımlılığı azaltmayı hedefliyor;
- Irak-Suriye (Kerkük-Baniyas) hattının yeniden inşası
- Irak-Ürdün boru hattının canlandırılması
- BAE’nin mevcut bypass kapasitesini artıracak ikinci hat
- Türkiye üzerinden uzanan Kerkük-Ceyhan sisteminin korunması bu projelerden ilk akla gelenler.
Washington, artık tek bir enerji koridoruna güvenmek yerine, birbirini tamamlayan çok sayıda alternatif oluşturup, hepsini bizzat kontrol etmek istiyor. Bu kontrol kimi zaman İran savaşında olduğu gibi askeri güçle, kimi zaman ise kendisine yakın duran/duracak hükümet aracılığıyla...
Irak, yeni paradigmanın merkezinde
Bu dönüşümün en dikkat çekici aktörü ise Irak ve Suriye olacak gibi duruyor.
Irak’ın yeni Başbakan Ali el Zaidi’nin geçen hafta yaptığı ilk Washington ziyaretinde yaklaşık 61 milyar dolarlık enerji anlaşmaları imzalaması tesadüf değil.
Irak yönetimi açık biçimde İran gazına bağımlılığı sona erdirmek istiyor. El Zaidi’nin bizzat ifade ettiği “2028 sonrasında İran’dan gaz alınmaması” yönündeki hedef bunun en somut göstergesi.
Chevron’un Batı Kurna-2 ve Nasıriye sahalarına ilgisi de aynı stratejinin parçası. ABD yalnızca petrol üretimini artırmaya çalışmıyor, aynı zamanda bu petrolün Hürmüz’e ihtiyaç duymadan dünya piyasalarına ulaşabileceği yeni güzergâhlar da oluşturuyor.
Yaklaşık 8 milyar dolarlık yatırım gerektiren Kerkük-Baniyas hattının yeniden gündeme gelmesi de stratejinin üçüncü parçası; Proje hayata geçerse günlük yaklaşık 700 bin varillik ihracat kapasitesi oluşabilecek.
Kafkasya’da yeni hamle; TRIPP koridoru
Washington’ın aynı dönemde Kafkasya’da attığı adımlar da dikkat çekici;
Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan’ın açıkladığı TRIPP Development projesini, ABD’nin Azerbeycan ile Nahçivan’ı Ermenistan toprakları üzerinden birbirine bağlayacak Zengezur Koridoru’na uzun vadeli ekonomik yerleşme planı olarak değerlendirmek yanlış olmaz. Projeye göre Amerikan şirketi belirli bölgelerde arazi kullanım ve inşaat haklarını 49 yıllığına devralacak ve şirket hisselerinin yüzde 74’ü ABD tarafına ait olacak.
Bu yalnızca ekonomik yatırım anlamına gelmiyor. ABD ilk kez Güney Kafkasya’daki kritik ulaşım koridorlarından birinde uzun vadeli fiili varlık oluşturuyor.
Bu gelişme hem Rusya’nın hem İran’ın bölgedeki nüfuzunu sınırlandırabilecek yeni bir jeopolitik hamle niteliğinde.
Yeni paradigmanın asıl hedefi Çin mi?
ABD’nin Çin’in petrol tedarikçilerinden Venezuela’yı Maduro’yu devirerek kendi kontrolü altına alması;
Trump’ın, dünyanın önemli ticaret yollarını kontrol eden Grönland üzerinden NATO’daki müttefiki Danimarka ile tartışmaya girmesi;
Hürmüz Boğazı’nın devre dışı bırakılıp, İran’ın petrol ihracatının kontrol altına alınma çabaları;
Rusya’nın enerji üretim kapasitelerinin Ukrayna eliyle yok edilmesi;
Panama kanalının kontrolünün fiilen Washington’un eline geçmesi…
Hepsi aynı yönü işaret ediyor: Enerji açı Çin’in tedarik yollarını kesebilmek. Nitekim Çin de bunun farkında olduğu için yıllardır Malakka Boğazı’na bağımlılığını azaltmaya çalışıyor. Malakka Boğazı’nın da ABD tarafından -bir şekilde- devre dışı bırakılması ihtimaline karşı, Çin yönetimi Pakistan’daki Gwadar Limanına yatırım yapıyor.
Sonuç olarak Ortadoğu’da yaşanan son gelişmeleri artık yalnızca askeri dengeler üzerinden okumak mümkün değil. Artık Enerji boru hatları, lojistik koridorları, limanlar ve altyapı yatırımları yeni dönemin jeopolitik silahları haline geliyorlar.
Washington’ın hedefi, İran’ın Hürmüz kartını etkisizleştirmek, Irak’ı Tahran’ın ekonomik etkisinden uzaklaştırmak, Rusya’nın enerji gelirlerini baskılamak ve uzun vadede Çin’in enerji güvenliğini daha kırılgan hale getirecek alternatif bir bölgesel düzen kurmak gibi görünüyor.
Bu büyük dönüşümün merkezinde ise Irak, Suriye, Güney Kafkasya ve Türkiye bulunuyor.
Ancak bütün projelerin önünde ortak bir soru işareti var: Güvenlik.
IŞİD tehdidi, İran destekli silahlı gruplar, Suriye’nin yeniden inşa maliyeti, bölgesel siyasi kırılganlıklar ve milyarlarca dolarlık finansman ihtiyacı, kağıt üzerindeki projelerin hayata geçirilmesini zorlaştırıyor.
Dolayısıyla bugün ortaya çıkan tablo, tamamlanmış bir stratejiden çok, Washington’ın İran savaşı sonrasında şekillendirmeye çalıştığı yeni jeopolitik düzenin ilk taslağı olarak değerlendirilmeli. Başarısı ise yalnızca diplomatik iradeye değil, bu koridorların ekonomik olarak sürdürülebilir ve güvenli hale getirilebilmesine bağlı olacak.
Türkiye için fırsat mı, risk mi?
Washington’ın şekillendirmeye çalıştığı yeni enerji ve lojistik mimarisinde Türkiye hem en kritik ülkelerden biri hem de en fazla risk taşıyan aktörlerden biri olarak öne çıkıyor. Çünkü Ankara, bir yandan Avrupa ile Ortadoğu arasında doğal enerji ve ticaret köprüsü olma avantajını korurken, diğer yandan yeni oluşturulacak alternatif hatların kendi transit gelirlerini azaltma ihtimaliyle karşı karşıya.
Bu ikili tabloyu en somut biçimde Irak petrolü üzerinden görmek mümkün. Türkiye ile Irak, uluslararası tahkime kadar uzanan uzun anlaşmazlıklarını geride bırakarak Kerkük-Ceyhan Petrol Boru Hattı’nın işletilmesini bir yıl daha uzatma kararı aldı. Böylece günlük 200 bin varili aşan Kuzey Irak petrolünün Akdeniz’e Türkiye üzerinden taşınmasının önü açık tutuldu. Ancak bu anlaşma kalıcı bir çözüm değil; Irak’ın Hürmüz Boğazı’na bağımlılığını azaltacak alternatif güzergâhlar üzerinde çalıştığı geçiş dönemini yönetmeye yönelik bir düzenleme niteliğinde.
Asıl soru ise Kerkük-Baniyas hattının yeniden hayata geçirilmesi halinde ortaya çıkacak. Eğer ABD’nin desteklediği bu proje gerçekleşirse, Irak petrolünün önemli bir bölümü Suriye üzerinden Akdeniz’e ulaşabilecek. Bu da Türkiye’nin yalnızca transit gelirlerini değil, enerji merkezi olma iddiasını da olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle Ankara açısından mesele yalnızca mevcut Kerkük-Ceyhan hattını korumak değil, oluşan yeni enerji mimarisinin vazgeçilmez aktörlerinden biri olmayı sürdürebilmek.
Tam da bu noktada son günlerde Lübnan basınına yansıyan iddialar dikkat çekiyor. El-Akhbar ve El-Nashra’nın haberlerine göre Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Katar ile birlikte Suriye, Irak ve Lübnan’ı kapsayan kapsamlı bir ekonomik istikrar planını ABD Başkanı Donald Trump’a sundu. Aynı iddialara göre Washington da Türkiye’nin bölgesel rolünün genişletilmesine olumlu yaklaşıyor.
Bu çerçevede Ankara’nın Suriye’nin yeniden inşasında, Irak’ın ekonomik entegrasyonunda ve Lübnan’da devlet otoritesinin güçlendirilmesinde daha aktif rol üstlenebileceği öne sürülüyor. Hatta Hizbullah’ın silahsızlandırılması veya silahlarının devlet kontrolüne alınması gibi son derece hassas bir konuda Türkiye’nin arabulucu olarak devreye girebileceği de iddialar arasında yer alıyor.
Bu haberler henüz resmî makamlar tarafından doğrulanmış değil. Ancak Tom Barrack’ın “yeni paradigma” açıklamasında Türkiye’yi Mezopotamya ile Körfez’i birbirine bağlayan yeni jeopolitik düzenin merkez ülkelerinden biri olarak tanımlamasıyla birlikte değerlendirildiğinde, Ankara’nın yalnızca bir enerji koridoru değil, aynı zamanda yeni bölgesel düzenin siyasi ve ekonomik mimarlarından biri olarak görülmek istendiğine işaret ediyor. Türkiye açısından asıl mesele ise bu yeni denklemde sadece geçiş ülkesi olarak mı kalacağı, yoksa kuralları belirleyen aktörlerden biri olmayı başarıp başaramayacağı olacak.
Rusya, enerjide cephesinde de baskı altında
TRIPP projesi ile Rusya’yı bir dönem “arka bahçesi” olarak nitelenen Kafkaslar’dan silmek için adım atan ABD, Ukrayna’nın artan dron saldırıları ile Rusya enerji cephesini de baskı altına almaya başladı.
Uluslararası basında Ukrayna’nın rafinerilere yönelik saldırıları nedeniyle Rus rafinaj kapasitesinin yaklaşık yüzde 40’ının devre dışı kaldığına ilişkin haberler yayınlanmaya başladı. Haberlere göre Moskova’nın sıkışmışlığı o kadar arttı ki, Rusya ham petrol sattığı Hindistan’dan yakıt ithal etmeye başladı.
Enerji ihracatçısı bir ülkenin belirli ürünlerde ithalatçı konumuna düşmesi, savaşın Moskova’YA ekonomik maliyetini gösteriyor.